Kürdler hiçbir devlete güvenmiyor
Suriye – Türkiye ilişkileri ve Esad sonrası durum ile ilgili BasHaber’in soruları yanıtlayan Gazeteci Nick Brauns, Kürdlerin hiçbir devlete güvenmediğini belirterek, ancak büyük güçler arasındaki çıkar çelişkilerini kullanarak bu akıbetten kurtulabileceklerini söyledi.
03.03.2016

Reşad Ozkan

IMPNews- Suriye – Türkiye ilişkileri ve Esad sonrası olası gelişmelerle ilgili BasHaber’in soruları yanıtlayan Tarihçi-Gazeteci Nick Brauns, Kürdlerin hiçbir devlete güvenmediğini söyledi. Büyük güçler tarafından Kürdlere 100 yıldır piyon rolü verildiğini belirten Brauns, Kürdlerin ancak büyük güçler arasındaki çıkar çelişkileri kullanarak bu akıbetten kurtulabileceklerini kaydetti.

-Yakından izlediğiniz Suriye‘de gazetecilerin çalışma ve haber yapma koşulları ne durumda?

Suriye’de tarafsız haber yapacak gazeteci kalmadı. Kendini ‘muhaliflerin’ kontrolündeki bölgelerde -bunların çoğunluğu Cihadist terör gruplarından oluşuyor- gazeteciler için çalışma koşulları tehlikeli hatta ölümcül. Rejimin denetimindeki bölgelerde ise güvenlik nedenlerinden dolayı gazetecilerin çalımaları sınırlandırılmış durumda. Ayrıca çoğu gazeteci rejimin kontrolündeki bölgelerde akreditasyon yapmak istemiyor, çünkü böyle birşeyi rejimle işbirligi olarak görüyorlar. Güvenlik önlemlerinden dolayı engellemeleri bir tarafa bırakırsak, mevcut savaş koşullarında gazetecilerin serbest çalışma olanakları sadece Rojava’da var diyebiliriz.

Ancak PDK’ye yakın birçok medya çalışanlarına Rojava’da çalışma ve giriş yasağı konumuş. Rojava yönetimine göre bunlar kasıtlı olarak yanlış haberlerle bölgede istikrarsızlığın yayılmasına katkıda bulunuyor. Buna karşılık olarak da KBY’de özellikle Rojava‘ya gitmiş olup da KDP‘ye uygun haber yapmamış gazetecilerin, Rojava‘ya girişlerini engellemekte.

Alman medyası ve uluslararası medya, bölgede muhabirlerinin bulunmaması nedeniyle özellikle Londra‘da bulunan Suriye İnsan Hakları İzleme Bürosu‘na dayanan haberler yapıyorlar. İzleme bürosu, Londra‘da Suriye muhalefetine dayalı geniş bir enformasyon ağına sahip Suriyelilerden oluşuyor. Ancak bunların yaydıkları haberleri denetlemek imkansız olduğu gibi ayrıca çıkarlarına uygun bir şekilde haber yayıyorlar. Çok defa yaydıkları haberlerin sonradan yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Savaştan dolayı bütün tarafların başvurduğu propaganda ve dezenformasyon ile karşı karşıyayız, bunun için neyin doğru ve neyin yanlış olduğu anlaşılmıyor ve farkına varılmıyor. Ayrıca sosyal ağlarda yayılan haberler de şaşırtmalara katkı sağlıyor. Suriye hükümetine, muhalefet çevrelerine yakın gruplar veya IŞİD sık sık asılsız haberler yayıyor.

-Suriye’de tarafsız ve objektif haber yapma olanağı yoksa gerçeği nasıl öğreneceğiz?

Her gazetecinin görevi tarafsız ve ölçülü haber yapmaya gayret etmektir. Ancak Suriye‘de çok az sayıda medya çalışanı bulunduğunu hesaba katarsak objektif bir haber akışı oldukça imkansız. Suriye‘de kim objektif habercilik yapmak istiyorsa: bir tarafın açıklamasının doğru veya yanlışlığını denetlemek için karşı tarafa da sorulması ve karşı tarafın da açıklamalarını yine diğer tarafa sorması gerekiyor.

Bu durum daha çok Rojava‘da mümkün, özerk yönetimle ve onları eleştirenlerle örneğin ENSK ile konuşulup görüş alınabilir. Ancak yaptıklarıyla ilgili IŞİD‘ten bir açıklama almak imkansız olmalı. Bunun dışında çok sayıda medya organının farklı siyasi çizgisiden dolayı, gazetecilerin en sonunda bunların emrine girmek zorunda kalmaları nedeni ile objektif habercilik hemen hemen imkansız. Büyük Alman gazetelerinde bile, bir gazeteci Esad‘ın kahredilmesine katılmak istemezse ve Suriye hükümetinin eskiden olduğu gibi geniş bir tabana sahip olduğunu yazarsa, buna izin verilmez. Rusya medyasının da ayrıntılı olarak Suriye muhalefetinin temel noktalarına katılması da kesin olarak mümkün olmaz. Ve bana göre de eğer kim medya mensubu olarak, IŞİD ve El Nusra gibi kafa kesici çetelerine karşı tarafsız kalmak isterse, gazetecilik etiğini çiğniyordur. Bu durum tabi ki bir gazetecinin haber yaparken IŞİD hakkında doğrulara göre haraket etmemesini mazur göstermez.

-Suriye rejimi neden beklenenlerin aksine direnebildi, beklenen çöküş gerçekleşmedi?

Tabi ki NATO güçlerinin cebinde Suriye‘de bir rejim değisikliği için uzun vadeli planlar bulunuyor. “Büyük Ortadoğu Projesi“ kapsamında bütün bölgenin boyun eğmesi ve yeniden paylaşılması için Suriye‘nin etnik ve mezhepsel sınırlarla parçalanması olasılığı üzerinde düşünülmüş. Böylece İran‘dan merkezi Irak hükümeti üzerinden, Suriye ve Lübnan‘da Hizbullah’a kadar uzanan Şii eksenin yok edilmesi hedeflenmiştir. Bu şekilde İran bir alt emperyalist güç olarak dıştalanmış olacak.

Batılı güçler, Türkiye ve Körfez devletleri 2011 yılında Esad‘a karşı baş gösteren meşru protestoları büyük bir umutla rejimin düşmesi için bir fırsat olarak kullanmak istediler. Böylece hızla Suriye direnişine yabancı devletler tarafından el konulup, muhalefet özellikle Türkiye ve Körfez devletleri tarafından silahlandırıldı ve böylece gösteriler militaristleştirildi.

Belirgin bir senaryo üzerinden konuşmak yanlış olur, çünkü çoktan beridir durum tarafların kontrolünden çıkmış durumda. Böylece Baas Rejimi ve Devlet Başkanı Beşar Esad‘ın umut edilen hızlı düşüşü boşa çıkmıştır. Bu durumda rejime alternatif olarak sunulan radikallerle kalan ve başta Esad‘a karşı olan Suriyelilerin çoğu rejimi ’küçük bir kötülük’ olarak kabul etmek zorunda kalmışlardır.

-Savaşa taraf olanların beklentileri ve pozisyonları şu anda nedir?

Batı planlarının boşa çıkartılması için İran ve Hizbullah askeri güçleri ile rejimin tarafında yerini almışlardır. Bunlar gibi etkili hava bombardımanlarıyla rejimin yardımına koşan Rusya da statükonun korunmasını hedefliyor. Bunların amacı en azından Sünni ağırlıklı bir hükümet veya büyük bir olasılıkla radikallerin bütün Suriye topraklarını ele geçirmesini engelemektir.

Gerçek olan şey Suriye'nin şu anda 4 parçaya bölündüğüdür: Rejimin bölgeleri, kendilerini muhalefet sananların bölgeleri, Nusra Cephesi ve IŞİD‘in bölgeleri ile Kürdler/YPG'nin de içinde bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri denetiminde Araplar, Asuriler, Türkmenler tarafından yönetilen bölgeler/özerk olarak yönetilen ve kantonlar olarak anılan Rojava.  Hal böyle iken, eğer biz kısmen savaş uçaklarıyla, kısmen askeri eğitimcileriyle ve kara güçleriyle veya lojistik yardımlarıyla Suriye‘de faal olan destekçilere ve güçlerin arka planına baktığımızda durum daha da karmaşıklaşıyor. Rejimin tarafında belirttildiği gibi askeri eğitimci ve özel askeri birlikleriyle İran ile Hizbullah, görünüşte hava operasyonlarına sayıları bilinmeyen asker ve hava gücü ile katılan Rusya bulunuyor.

YPG kısmen başı ABD tarafından çekilen IŞİD karşıtı koalisyon güçleri, özellikle ABD ve Fransa tarafından destekleniyor. Buna karşı resmi olarak IŞİD karşıtı koalisyona ait olan ve en azında geçmişte IŞİD‘e silah veren, petrol satışlarıyla yardım eden ve sınırlarını yabancı radikal savaşçılarına açık bırakan Türkiye var. Ayrıca Türkiye Suriye‘nin kuzeyinde bulunan Türkmen guruplarına silah yardımı yapıyor ve bu gurupların saflarında savaşan özel askeri birlikleri de olduğu biliniyor. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de Türkiye YPG mevzilerini bombalıyor. Ayrıca IŞİD ile savaşmak için Suudi uçakları Türkiye'ye konuşlandırıldı. Ancak bu uçakların gerçekten kimi bombalayacağını beklemek gerekiyor.

Ortadoğu insanları için, özellikle Suriyeliler için, 3. Dünya Savaşı çoktan beri başlamış bulunuyor. Bununla beraber bir Rus savaş uçağının Türkiye tarafindan düşürülmesi de gösterdi ki, savaşın daha da tırmanmasına yol açacak Türkiye‘nin artık sadece radikal paralı askerlerin yardımıyla değil doğrudan kendi askeri gücüyle Suriye'ye müdahalede bulunma tehlikesidir.

-Batılı güçlerin ‘IŞİD’e karşı kahramanca savaşan Kürdleri’ desteklemekten vazgeçtiği ve bölgesel güçlerin insiyatifine bıraktığı iddia ediliyor?

Kürdlere 100 yıldan beridir büyük ve bölgesel güçler tarafından satranç tahtasında piyon rolü biçilmiş. Kürdler ancak kendi güçlerine güvenerek ve büyük ve bölgesel güçler arasındaki çıkar çelişkilerini akıllı ve ustaca kullanarak, faydalanarak bu akibetten kurtulabilirler. Bu “3. yol politikası“ Suriye‘nin ve hatta muhalefetin ötesinde, kendi kendini yönetme ve savunma alt yapısıyla destek ve başarı sağladığı yolunda başarılı bir örnektir. Ancak, Kobanî savaşı ile birlikte bu proje sınırlarını da bize gösterdi. YPG ve YPJ‘nin bunca kahramanca savaşmalarına rağmen, Peşmerge‘nin ağır silahları ve ABD hava kuvvetlerinin yardımı ve desteği olmadan, Kobanî‘de IŞİD‘i yenemeyeceğini bize gösterdi. Bunun dışında PYD bugün izlediği siyaet ile, ne ABD ve ne de Rusya tarafında yer almadan, onlarla ortaklaşa çalışacağını biliyor.

-Türkiye, YPG’ye karşı bir emrivaki ile Suriye’nin Cerablus bölgesine girer ve Ruslar veya Suriye Ordusu ile karşı karşıya gelirse Batı’nın tavrı ne olur? Türkiye’nin YPG’ye yönelmesinin altında yatan temel gerçek sizce ne?

Şu anda Washington ve Moskova da bu soruyu kendilerine soruyordur. Zaten bunun içindir ki büyük güçler yoğun görüşmeler yoluyla Suriye'de bir ateşkese ulaşmak istiyor. İlk etapta Amerikalılar Esad’ı yıkma planlarının başarısızlığa uğradığını görmek zorunda kaldı. Savaşı tırmandıracak ve NATO‘nun, NATO stratejisinin Rusya'yı çembere alma ve ayrıca zaaflarını yakalama üzerine kurulduğu bilinmesine rağmen, Rusya ile bir savaş ABD tarafından arzu edilmiyor.

Rusya’nın da NATO ile bir savaşa girme hevesi yok. Artık Rusya nüfuz alanlarını, Ukranya olsun Ortadoğu olsun kaptırmak istemiyor. Bunun dışında da Türk tarafından uçaklarının düşürülmesinden sonra açık bir şekilde Türkiye’nin Suriye’ye karşı doğrudan saldırısına izin vermeyeceklerini dile getirdiler. Bundan olsa gerek artık Türk Hava Kuvvetleri Kuzey Suriye sınırında sıkışan radikal ve Türkmen güçlerine yardıma gidemiyor. Türkiye, bu sıkıntıdan dolayı gerek mülteci kozunu bir baskı aracı olarak kullanarak, gerekse Suriye ve Rusya uçaklarına karşı korumak için IŞİD ve El Nusra kontrolündeki Kuzey sınırındaki Fırat’ın batısını “uçuşa yasak bölge“ olarak ilan edilmesini dayatıyor.

Türkiye ve Suudi Arabistan NATO ve ABD’nin de katılması şartı ile askeri bir harekat için hazır olduklarını defalarca dile getirdiler. Tabi ki bunun arkasında Rusya’nın nasıl bir tepki göstereceği korkusu yatıyor. Rusya’nın Suriye'ye müdahalesi ilk etapta Rus çıkarlarını korumak için olsa da bu Rojava Kürdlerinin de faydasınadır. Rusya'nın müdahalesi böylece Rojava Kürdlerini ABD'nin tek yanlı askeri yardımlarına bağımlılığından kurtarıyor ve onların haraket alanını genişletiyor. Bunun dışında aynı zamanda Rojava yönetimi ve PYD, Rusya'dan nispi bir siyasi destek görüyor. Ayrıca ABD ile kıyasla, Rusya PYD'nin Cenevre görüşmelerine katılmasından yana. Bunun arkasında Moskova'nın Kürdleri sevgisi değil, Rus hükümeti, nüfuz alanını genişletmek için, Suriye rejiminin yanında ikinci bir demirin de ateşte olmasını istemesinden kaynaklanıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Erdoğan’ın baskısı sonucunda Suriye’de uçaklara bir “yasak bölge“ fikrine yanaşması uğursuz bir şey. Çünkü böyle bir şey savaşın daha da tırmanması ve Rusya ile NATO’yu doğrudan karşı karşıya getirme tehlikesini barındırıyor. ABD hükümeti bile akıllıca tepki gösterirken, mülteciler krizinden dolayı tamamıyla Erdoğan karşısında diz çöken bir Merkel ile karşı karşıyayız.

-Batı’nın Suriye’nin geleceğinde Kürdler için düşündüğü bir rol var mı? Yoksa ‘önce IŞİD’i temizleyelim, sonrasına sonra bakarız mı’ diyor? 

Kürdler burada hiç kimseye güvenemiyor. Ne yıkılması söz konusu olan Esad rejimine, ne de şu anda Suriye‘de nüfuz alanını genişletmek amacı ile Kürd kartını, oynayan Moskava’ya. Kürdler şimdiye kadar PKK'ye karşı askeri olarak Türkiye‘ye destek veren Batı’ya da, AB, ABD ve NATO da güvenemiyor. Ayrıca tüm bunlar PKK yasağına ve AB’nin Terör Listesi’nde kalmasına destek veriyor. Tabi ki ABD ve müttefikleri YPG/YPJ‘yi IŞİD‘e karşı herhangi bir siyasi destek vermeden kara gücü olarak kullanıyor. Bu durum açık bir şekilde PYD'nin Cenevre görüşmelerine katılmasında çaba göstermeyen ABD'nin takındığı tutumda görülüyor. Ayrıca buna ABD’nin Rojava‘da kurulan kanton sistemine sıcak bakmadığını da ekleyebiliriz. “Ilımlı direnişçiler“ bulamadığı veya onların eğitimi başarısızlığa uğradığı için ABD'nin YPG'ye ihtiyacı vardır. Buna bir de Suriye‘de bir Kürd otonomisini tanımak istemeyen NATO üyesi Türkiye‘nin baskısını da ekleyebiliriz. Ayrıca bundan yola çıkarsak hatta Batı, eğer Esad yıkılırsa, Suriye‘nin parçalanması fikri üzerinde duruyor. Böyle bir plana göre özerk bir Kürd bölgesi gündemde bulunuyor. Bunun yanında ayrıca Irak petrolünü KYB'den Akdeniz’e transport edecek bir Kürd koridoru da tartışılıyor. AKP hükümeti şu anda Irak ve Kürd petrolü ile iyi kazançlar elde ettiği için, Türkiye böyle bir koridoru engellemeye çalışıyor.

(Ç.G) 

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz