‘Kürd kökenli’ medya ne yapıyor?
Medyanın toplumumuz için hayati bir öneme sahip olduğu tartışmıyoruz. Ancak medyamızın sorumluluğunu yerine getirdiği noktasında ciddi görüş ayrılıklarına sahip bulunuyoruz. Öyle ki hangi medyanın Kürd, hangisinin ‘kökenli’ olduğu konusunda da anlaşamıyoruz! 
16.11.2018

Yavuz ÖZCAN

Amerikalı siyaset bilimci Richard Fagen Medya’nın toplum üzerindeki etkisini dile getirirken şöyle bir örnek sunar: “Eğer 2 bin kişiyi kitle iletişim araçlarında kilit noktalara yerleştirebilecek bir düzenbazlık şebekesi kurabilme imkanı olsa, Amerika’nın tümünü ve dünyanın büyük bir kısmını ABD Başkanının öldüğüne inandırmak işten bile değildir!..”

Bu arkadaş tabi Amerika’dan bahsediyor! Tabi orda nüfus kalabalık, insanlar uyanık. Bizde bu iş için 20 kişi yetiyor aslında! Ve iş başındalar! 

Medyanın Kürd toplumu için de hayati bir öneme sahip olduğu tartışmıyoruz. Ancak medyamızın üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği noktasında ciddi görüş ayrılıklarına sahip bulunuyoruz. Öyle ki hangi medyanın Kürd, hangisinin ‘kökenli’ olduğu konusunda da anlaşamıyoruz! 

Kürd siyasi partileri, hanedanları vs maalesef medyanın gücünü, güçlerine güç katmak dışında hayırlı işlerde kullanmaktan yana olmadılar bir türlü!

Elbette nitelikli ve etkili bir basın ağına sahip olamamamızın çokça nedeni var. En önemlisi siyasetinin parçalı ve hizbi eksenli siyaset yapmasıdır. Ulusal burjuvazimizin olmaması, reklam verenimizin, hayırsever, gazetecisever iş insanımızın olmaması, devletimizin olmaması falan derken, gazetecilerimiz Don Kişot gibi don-gömlek ortalıkta kalmış durumda!

Dolayısıyla basınımızın büyük kısmı evrensel basın ilkelerine göre değil, temsilini yaptıkları gücün ilkelerine göre birşeyler yapıyor!

Yeni misyonlara yelken açalım, ama nasıl?

Hakkını teslim etmek gerekir bir kısım medyamız Kürd halkının sesinin duyulmasında, ulusal kimliğin inşasında ve meselen uluslararasılaşmasında önemli roller üstlendi. Ancak bu misyon eskidi ve şimdi yeni ufuklara açılma zamanı.

Bu saatten sonra artık medyanın ülkemizin tüm parçalarından ve diasporadan Kürd toplumunun çıkarlarının korunması, toplumsal dinamiklerinin önünün açılması, hayatın her alanında rekabet gücü kazandırılması, bilgi, iletişim ve teknik başta olmak üzere her alanda yaşanan yenilikleri topluma aktararak onu her açıdan güçlendirecek ve ayrıca uluslararası demokratik toplumla birleştirecek bir yayın çizgisi izlemesi gerekiyor.

Ancak bunun için yapısal bir değişim gerekiyor. Haliyle medyanın böylesi bir misyona sahip olabilmesi için de siyasetimizin ideolojik ve aşiretsel bagajlarından kurtulması, zamanın ruhuna uygun olarak yeniden yapılanması; kapsamlı bir değişim ve dönüşüm yaşaması gerekiyor ki bu da şimdilik bayağı zor görünüyor.

Kürd medyası, bölgedeki alt-üst oluşu yansıtmakta yetersiz kalıyor. Velakin bilgi ve iletişim çağının bir sonucu olarak Kürdlerde de sivil toplum ve sivil medya giderek gelişiyor. Eksik ve yetmezlikleri olsa da zamanla bu medya alternatif hale gelecektir.

Bölgedeki siyasi atmosfer değişiyor, yeniden dizayn ediliyor ve yeni dengeler kuruluyor. Bu Kürdleri de derinden etkiliyor. Ancak, Kürd medyası bu etkileşimi yansıtmakta yetersiz kaldığı gibi iç siyasi rekabete de alet oluyor ve Kürd partileri arasındaki olumsuz atmosferi derinleştirici bir rol üstleniyor.

Asiller ve asıllılar!

Aslında son zamanlarda ‘Kürd kökenli’ medyada yapılan mide bulandırıcı kimi ‘haberler’ bana bu yazıyı yazdırdı. Normalde bu tür şeylere ilgi gösteren, medya kurumlarını veya ‘meslektaşlarını’ teşhir etmekten yana değilim. Ancak bazan insanın safını belli etmesi de önemli hale geliyor. 

Hele şu ‘Kürd asıllı’ bazı TV’lerin yaptığı kimi şeyler…  ‘Yöneticisi gider Anadolu Ajansı’nın Editör Masası’nda oturursa böyle olur’ diyeceğim de, bununla kalmıyor mesele tabi. ‘WikiLeaks belgelerinde yarım düzine çalışanının MİT elemanı olduğunu açıklanıyor! Heryere sızar istihbaratçılar, en sevdikleri işlerden biri de ‘gazeteciliktir’ diyeceğim de ancak mesele Kürd kökenli birkaç TV kanalına sızmış bu ‘istihbaratçıların’ kimi ‘Kürd asıllı gazetecilerle işbirliği’ yapması gibi bir ahlak sorunu değil sadece. Cihatçılara meşruiyet kazandırmaya çalışmak, kendi ülkesinin işgalini normalleştirmek, bunların ‘hangi havuzun medyası olduğu’ konusunda da ciddi şüpheler doğuruyor. En ağırı da bu galiba!

Hikayenin son perdesi ayrı trajedi. ‘Gazetecilik’ adı altında yapılanlar meslek suçu. ABD’nin PKK yöneticileri için ödül koyduğunu açıklaması sonrası bir ‘şeyin’ düğmesine basıldı. ‘Gazeteci’ diye dolaşan birilerinin eline tutuşturulan asılsız astarsız ‘belgeler’ Erbil piyasasına sürüldü önce, ordan diğer ‘piyasalara’ yayıldı. Değeri olmayan, ama kimi yerlerde karşılığı olan sahte para gibi! Birine göre PKK-İran anlaşmış, diğerine göre ABD-PYD kavga etmiş, bir başkasında herbiri diğerinden küsmüş…

Zihin bulandırma türü 3. sınıf istihbarat operasyonlarına alet olan, bu ‘gazetecilerin’ normal ülkelerde, çocuk sağlığını korumak için okul kapılarının önünden bile geçmesi yasaklanır!

Konunun muhataplarından bir siyasetçiye bu ‘belgelerin’ aslını feslini sorarken kızarıyorum ama yapacak birşey yok: ‘Bu tür uydurmaları dikkate alacak zamanımız yok’ deyince, ‘bu tür uydurmaları’ soru konusu ettiğim için mi, bu tür uydurmaların ‘meslektaşlarım’ tarafından icra edilmesine mi bozulayım bilemedim. 

Aslında benim de bu tür şeyleri ciddiye alacak zamanım yok ancak neylersin failler bizden, yani ‘gazeteci!’ Gazeteci olarak nasıl bir dünyada yaşadığımıza, kimlerle ‘meslektaş’ olduğumuza hayret ve endişe ile bakıyorum.

İçimden şair olmak geliyor!

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz