Adaylarımızı halk belirleyecek
IMPNews'e konuşan HDP Eş Başkanı Pervin Buldan, yerel seçimlerde 'adaylarımızı halk belirleyecek ve bize ‘şu kentimizin adayı ya da adayları şudur’ diyecek, her yerde halkımızı esas alacağız’ dedi.
12.11.2018

Yavuz ÖZCAN

IMPNews - HDP Eş Başkanı Pervin Buldan önümüzdeki Mart ayında yapılacak yerel seçimleri için, ‘AKP'ye oy veren Kürd seçmenler de kayyumlardan rahatsız durumda. Kayyumlar Ankara'ya kaçmak, kurtulmak için 31 Martı bekliyor’ diyerek, kendi adaylarını halkın demokratik tercihlerine göre belirleyeceklerini ifade etti. Buldan, ‘adaylarımızı halk belirleyecek ve bize ‘şu kentimizin adayı ya da adayları şudur’ diyecek. Her yerde halkımızı esas alacağız’ dedi. Eski bakanlardan kurulu bir heyetin yeni bir çözüm süreci için devreye gireceği yolunda basında çıkan haberler içinse, ‘bu tür iddiaları içeren haberlerin aslı astarı yok. Yerel seçimler öncesi tamamen algı yaratmaya yönelik spekülasyonlardan ibaret. Bu tür gerçek dışı haberlerin kaynağının da AKP merkezli olduğunu düşünüyoruz’ ifadesini kullandı. 

HDP Genel Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın IMPNews’in sorularına verdiği cevaplar:

-Güncel olan bir soruyla başlayalım. ABD’nin PKK’li yöneticiler konusunda aldığı son kararı nasıl yorumluyorsunuz? Bu karar Türkiye’nin içine nasıl yansır, HDP’ye yönelik hükümetin siyasetinde daha da baskıcı bir siyasete neden olur mu?

Kelle avcılığına dayanan bir politika tarihin hiç bir döneminde sonuç almadığı gibi bundan sonra da başarılı olamayacaktır. Bu yaklaşım, sorunların çözümüne bir katkı sağlamaz, tam tersine çözümsüzlüğü daha da derinleştirir. Sorun; Suriye halklarının geleceği sorunudur. Kürd halkı Kuzey Suriye'de kendi geleceğini kurmaya, demokratik bir yönetim oluşturmaya çalışıyor. Suriye'de kendi iradesinin temsil edilmesini istiyor. Hal böyleyken, tutup kelle avcılığına soyunmak, ne ABD'ye bir şey kazandırır ne de Suriye halklarına, ne de Türkiye'ye. Geçmişte de denendi bu politakalar. Ne çözüldü? Sayın Öcalan uluslararası bir komployla Türkiye'ye teslim edildi. Peki sorun çözüldü mü? Halkın barış ve özgürlük talepleri bastırılabildi mi? Halkın örgütlü gücü bitirilebildi mi? Kürd sorunu uluslararası bir sorun haline geldi. Kirli pazarlıklar, çıkar ilişkileri, şantaj ve tehdit politikaları, komplolar ancak ve ancak bu siyaseti yapanlara kaybettirir.

-Son zamanlarda Türkiye’de eski bakanlardan kurulu bir heyetin yeni bir çözüm süreci için devreye gireceği yolunda basında çıkan haberler var. Erdoğan’ın ‘Ant’ meselesinde HDP’ye mesaj verdiği falan söylendi. HDP zaten sürekli barış çağrıları yapıyor. Bu konuda kamuoyu ile paylaşmanız gereken bir şey var mı, yeni bir süreç mümkün mü görünürde? 

Bu tür iddiaları içeren haberlerin aslı astarı yok. Yerel seçimler öncesi tamamen algı yaratmaya yönelik spekülasyonlardan ibaret. Bu tür gerçek dışı haberlerin kaynağının da AKP merkezli olduğunu düşünüyoruz. Yerel seçimler öncesi Kürd seçmende bir beklenti oluşturmaya yöneliktir. Kürd sorununda askeri şiddet politikası izleyen, içeride HDP'yi tasfiye etmeye çalışan, onbinlerce arkadaşımızı cezaevinde rehin tutan, halkımızın tüm değerlerine hergün saldıran kayyumlarda ısrar eden, Rojava'da Kürd halkının kazanımlarına karşı topyekün saldırı başlatan, Kuzey Suriye'de Kürd halkına karşı barbar çeteleri örgütleyen, içeride tekçilik ve faşizm çizgisinde MHP'yle stratejik ortaklığına devam eden AKP mi çözüm başlatacak? 

-Yani ufukta böyle bir durum yok?

Her söyleminde ‘yıkım’ olan, ‘yerle bir edeceğiz’ diyen Erdoğan mı çözüm süreci başlatacak? Bunun inandırıcılığı olabilir mi? Kürd halkı AKP'yi ve taşıdığı zihniyeti artık çok iyi tanıyor. 

-Siz Öcalan ile görüşme heyeti içinde yer alıyordunuz. Öcalan’ın durumu veya İmralı’da neler olup bittiğine dair, resmi veya gayri resmi kaynaklardan size ulaşan herhangi bir bilgilendirme olmuyor mu? 

Sayın Öcalan'a 5 Nisan 2015 tarihinden bu yana uluslararası hukuka aykırı bir biçimde insanlık dışı ağırlaştırılmış tecrit uygulanıyor. En son Eylül 2016'da ailesiyle görüşebildi. O tarihten bu yana kendisinden haber alınamıyor. Gerek ailesinin, gerek avukatlarının gerekse de çözüm süreci heyeti olarak bizim görüşme taleplerimiz 3 yıldır reddediliyor. Sağlığı, yaşamı konusunda hiç bir bilgiye sahip değiliz. Bunun için sürekli hükümeti, devleti uyarıyoruz; tecridin sonlandırılması için. İmralı, halkımızın hassas bir noktasıdır. İmralı iki halkın bir arada yaşamı için önemlidir. Bu hassasiyetle oynanmaması gerekir. Tecridin bu şekilde sürdürülmesi, gerek toplumsal alanda gerekse de uluslararası alanda çok büyük sorun ve sıkıntılara yol açacaktır. AKP'nin ve devletin bunu görmesi, bu tehlikeli politikadan biran önce vazgeçmesi gerekir. 

-HDP’nin yerel seçimlerde ‘yerel adaylar’ belirlemesi, liyakat esası ile aday belirlemesi gibi talep ve tartışmalar var. Siz geçmişte yerel seçimlerde yapılan uygulamaları da göz önüne alarak nasıl bir aday profili belirleyeceksiniz? 

Adaylarımızı yerellerde halkımızın demokratik tercihlerine göre belirleyeceğiz. Daha doğrusu adaylarımızı halk belirleyecek ve bize "Şu kentimizin adayı ya da adayları şudur" diyecek. Her yerde halkımızı esas alacağız. Halkımıza güveniyoruz. En doğru tercihleri çıkartacak ve bizim önümüze getirecektir. Hazırlıklarımızın ilk aşamasını önemli ölçüde tamamladık. 40'ı aşkın ilde ve 500'ü aşkın ilçede halkımızla birlikte fizibilite çalışmalarımızı tamamladık. Yüzlerce STK, sendika, oda, yöre derneği, yurttaş girişimi, meslek birliği ile görüşmeler yaptık. Seçim takvimimizi de oluşturduk. Bölgede Kürd partilerle ittifak görüşmelerimiz sonuç alıcı bir biçimde olumlu ilerliyor. Batı’da ise tabanda en geniş demokratik ittifakı nasıl sağlayabiliriz? Bunun arayışı ve çabası içerisindeyiz. HDP en güçlü şekilde bu seçimlere hazırlanmaktadır. 

-Başta Erdoğan olmak üzere iktidarın pek çok yetkili ismi, yerel seçimlerde HDP’nin kazanacağı belediyelere yine kayyum atanmasından söz ediyor. Bu durumda ne yapılmalı? HDP, kayyum tehdidinden kurtulmak için bir çıkış yolu bulabilir mi? 

Erdoğan'ın "yine kayyum atarız" tehdidi aslında AKP'nin kaybettiğinin göstergesidir. AKP bu kez büyük kaybedecek. Sayıştay raporlarına da yansıdı. Kayyum belediyeleri gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış durumda. Halkın hizmetine sunulması gereken kaynakları yolsuzluklarla iç ettiler. Her bir kayyum belediyesi 17-25 Aralık süreci gibi. Merkezden yerele yayılan bir yolsuzluk zinciri söz konusu. Halk tüm bu olup bitenleri görüyor, yakından takip ediyor ve sabırsızlıkla 31 Mart'ı bekliyor. O kayyumların ve AKP'li siyasetçilerin halkın içine çıkacak yüzü yok. Halk bu seçimlerde kayyum siyasetini yerle bir edecek. O kayyumlar 31 Mart gecesi bir dakika dahi o kentlerde duramayacak. Sandıktan öyle sonuçlar çıkacak ki, bırakalım yeniden kayyum atamayı; AKP, orada kendi tabelasını taşıyacak kimse bulamayacak. Bölge halkı bezmiş durumda. Halkın her değerine saldırdı bu kayyumlar. Kürdçe’yi yasakladı. Tabelaları indirdi. Belediyelere ait halkın hizmetindeki tüm kurumları kapattılar. AKP'ye oy veren Kürd seçmenler bile kayyumlardan rahatsız durumda. Kayyumlar 31 Mart'ı bekliyorlar. Ankara'ya kaçmak, kurtulmak için! Bu kadar açık ve net ifade ediyorum bunu. 

-CHP’nin ihtiyacı olduğu halde gerek geçen genel seçimde gerekse önümüzdeki yerel seçimde HDP’yi ittifaktan dışladığını izlenimi var. Yerel yönetimler için de İYİ Parti’nin ‘HDP olursa olmayız’ tavrını önemsediği ve HDP ile kurumsal ve açık bir ilişkiden kaçındığı gözleniyor. Bu durumda HDP’nin CHP ittifakı ekseninde bir seçim stratejisi oluşturmasının koşulları var mı? CHP ile herhangi bir ittifak koşulu var mı sizin açınızdan?

İttifak koşullarını partilerden çok halk, taban belirler, oluşturur. AKP'nin MHP'yle sürdürdüğü bu faşist rejimden herkes rahatsız. Kurumsallaşan faşizm herkesi tehdit ediyor. Topluma adeta nefes aldırmayan, demokratik yaşamı sıfırlamaya çalışan, ekonomik krizle ülkeyi adım adım iflasa sürükleyen bu tek adam rejimi karşısında, demokrasiden, özgürlüklerden, emekten, adaletten ve eşitlikten yana olan herkesin işbirliği, demokratik güçbirliği yapması tarihsel bir sorumluluk olarak durmaktadır. Bundan kimse kaçamaz. 16 Nisan referandumu önemli bir rüzgar yaratmıştır. 24 Haziran seçimlerinde AKP parlamentoda çoğunluğu kaybetti. Aslında toplumsal zeminde çok güçlü bir muhalefet dinamiği var. Bu açıdan 31 Mart seçimleri tek adam rejiminde çözülme ve kırılma yaratılması açısından stratejik önemdedir. Toplum bunun farkındadır. Tabanda, toplumsal alanda bir ittifak zemini oldukça güçlüdür. Temennimiz odur ki, CHP, sosyal demokrat tabanında giderek güçlenen demokratik ittifak eğilimini doğru okur ve buna göre adım atar. HDP'nin içinde yer almadığı bir siyasal denklemin başarı şansı yoktur. Bunun net görülmesi gerekir.

-Türkiye’nin yeni sisteminde Meclis’in pek çok yetkisinin alındığı, neredeyse yasama etkinliğinin bile kanun hükmünde kararnameler ile Cumhurbaşkanına geçtiği bir süreç yaşanıyor. Bu durumda Meclis eksenli bir siyasetten sonuç almak olası mı? Mecliste muhalefetin varlığı hissediliyor mu? CHP ve diğer partiler ile birlikte Türkiye siyasetinde ciddi bir rol oynama imkanı olduğundan söz edebilir miyiz?

Biz HDP olarak demokratik parlamenter sistemin güçlü kılınması için etkin bir demokratik muhalefet yürütüyoruz. Parlamento halk iradesinin temsil edildiği yerdir. Her ne kadar Saray, KHK'larla bir çok yetkiye sahip olsa da çoğu yasanın görüşüleceği, demokratik denetimin yapılacağı yer yine meclistir. Meclis kürsüsünü halkın sorunlarının ve taleplerinin dile getirilmesi için etkin bir şekilde kullanmayı sürdürüyoruz. Parlamentonun etkisini azaltmaya yönelik Saray müdahalesi karşısında biz de parlamentoda direniş yürütüyoruz. Tıpkı meydanlarda, sokaklarda olduğu gibi, Meclis de bir direniş sahasıdır. Rolümüzü en etkin şekilde oynamaya devam edeceğiz. Saray'ın politikalarının teşhir edileceği yer Meclis'tir. Verdiğimiz her soru ve araştırma önergesiyle, kanun teklifiyle, yaptığımız geniş katılımlı grup toplantılarıyla, genel kuruldaki konuşmalarımızla tek adam sistemini her yönüyle teşhir ediyor, hesap soruyor, halkımızı,  kamuoyunu daha duyarlı hale getiriyoruz. Yasama anlamında belki Meclis zayıflatılmak isteniyor ancak demokratik siyaset ve demokratik muhalefet noktasında meclisin etki düzeyi halen yüksektir. Saray karşısında parlamentonun halk nezdinde daha fazla önem kazandığını düşünüyoruz.

-Türkiye ciddi bir ekonomik buhran ile karşı karşıya. Yoksulluk, işsizlik, enflasyon, borçlanma, küçülme sokaklara daha fazla yansımaya başladı. Nereye gidiyor Türkiye, HDP’nin bu durumu daha güçlü yansıtıp, seçmenden karşılık alması mümkün mü?

Tabiki gelinen nokta son bir kaç ayın meselesi değil. Bu kriz AKP'nin 16 yıllık yıkım politikasının bir sonucudur. Ülke kaynaklarını har vurup harman savurdular. Şeker fabrikalarına varıncaya kadar tüm kurumları özelleştirdiler, kelepir fiyatına sattılar. İhalelerle yandaşları zengin ettiler. Örtülü ödeneklerle halkın parasını çarçur ettiler. Savaşa, silaha bütçe ayırdılar. Şimdi kaynaklar kurudu. Yana yana sıcak para arıyorlar bulamıyorlar. Ekonomik kriz daha da derinleşecek. Enflasyonu, kuru kontrol edemiyorlar. AKP eninde sonunda İMF'nin kapısını çalacak. Gidişat onu gösteriyor. Ekonomik kriz toplumsal patlama yaratmasın diye faşizme, milliyetçiliğe sarılıyorlar. Halkın dini, manevi duygularını sömürmeye çalışıyorlar. Kurumlar içinde en fazla bütçeyi Diyanet'e ayırdılar. Nedeni açık:  Dini sömürüye ağırlık verecekler. Dolar 8 sınırına dayanırken, "Onların doları varsa bizim de Allah'ımız var" diyen bir zihniyeti gördü toplum. Senin işin vaaz vermek değil, kriz çözmektir. Ancak şu da nettir ki, ekonomik krizi, krizi yaratanlar çözemez! Dolayısıyla bu iktidarla halk daha fazla yoksullaşacak, işsizlik ve iflaslar daha da artacak. Biz bu gidişatı her yerde, meydanlarda, parlamentoda, sokakta Türkiye halklarına anlatıyoruz, anlatmaya devam edeceğiz. Krizden kurtulmanın yolunun bu iktidardan kurtulmaktan geçtiğini meydanlarda anlatacağız. Yolsuzluk ekonomisini anlatacağız. AKP'nin kriz siyasetini teşhir edeceğiz. Halk gidişattan çok rahatsız. AKP'nin kendi seçmeni bile endişeli. Bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansıyor. Bir araştırmada, 24 Haziran'da AKP'ye o veren seçmenlerin yüzde 47'si, 31 Mart seçimlerinde kime oy vereceği sorusunu yanıtsız bırakmış. Bu bir kırılmayı gösteriyor. Dolayısıyla her defasında halktan her yetkiyi alıp, ama halkın hiç bir sorununu çözmeyen, tam tersine kriz yaratıp bunun bedelini halka ödeten AKP önümüzdeki seçimlerde ağır bir bedel ödeyecek. Yerel seçimler, AKP'den kurtulmak için önemli bir başlangıç olacak. Tabi ki HDP bu seçimlerde, tıpkı 7 Haziran, 1 Kasım ve 24 Haziran'da olduğu gibi halktan ciddi bir destek görecek. AKP'yi gerileten ve geriletecek olan güç HDP'dir. 7 Haziran bunun göstergesidir.

-HDP’nin mevcut durumunda dahi meclisteki çalışmalardan dışlandığı görülüyor. HDP’nin daha görünür olmak için farklı şeyler yapması konusunda eleştiriler var. Sizin var mı daha aktif olma konusunda eylem planlarınız? 

Her gün onlarca yöneticisi, çalışanı tutuklanıp rehin alınan, medya ambargosuna maruz bırakılan, her yerde sesi kısılmaya çalışılan ancak, tüm bunlara rağmen var gücüyle direnen, dim dik ayakta duran, umut ve cesaret kaynağı olmaya devam eden, tüm engellemelere rağmen 24 Haziran'da barajları yerle bir ederek parlamentoya güçlü bir temsiliyetle girmeyi başaran bir partiden söz ediyoruz. Tabi ki tüm bu yaşananlar karşısında eksik kaldığımız noktalar mutlaka vardır. Bize yönelik dostça eleştirileri dikkate alırız, değerlendiririz. HDP, mahalle komisyonlarından il, ilçe teşkilatlarına, genel merkezinden parlamento grubuna, kadın ve gençlik meclisine varıncaya kadar tüm örgütsel yapısıyla bir bütün olarak aktiftir. Her gün, her saat, aktif bir mücadele ve aktif bir siyasetin içindedir. HDP demokratik mücadelenin kalbidir, beynidir. Her gün halkın içindedir. İşçinin, emekçinin yanındadır. Yurt dışında yoğun bir diplomatik faaliyetin içindedir. Arkadaşlarımız parlamentoda etkin bir şekilde halkın tüm sorunlarını ve çözüm yollarını ayrımsız bir biçimde dile getirmektedir. İktidarın zulmü altındaki her kesimin sorunlarını parlamentoya taşımaktadır. Sivil toplum örgütleriyle, odalarla, sendikalarla, derneklerle sürekli temas ve diyalog halindedir. Bir yandan bunları yürütürken, diğer yandan ise her gün tutuklanan yönetici ve üyeleri için hukuki mücadele yürütmektedir. Tüm bunlarla birlikte aynı zamanda seçim çalışmalarına hız vermektedir. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir örnek yoktur. HDP etkin ve aktiftir ki her gün gözaltı operasyonlarına tabi tutularak, etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Her gün iktidarın tehditleriyle karşı karşıyadır. Tabi ki, biz yürüttüğümüz çalışmaları hiç bir zaman kafi görmeyiz. Daha fazlasını nasıl yapabiliriz, eksik bıraktığımız noktalar nelerdir diye hergün bunun siyasi muhasebesini de yapan bir partiyiz. Halklarımızın bizden beklentisinin de büyük olduğunun farkındayız. Çalışmalarımızı bu bilinçle yürütüyoruz. Diplomasi faaliyetlerimizden ittifak görüşmelerimize, kitle çalışmalarımızdan demokratik eylem ve etkinliklere, medya programlarından STK'larla, sendikalarla, oda ve derneklerle görüşmeye varıncaya kadar her alanda daha etkin, daha yoğun, muhalefet sesimizi her yere daha hızlı duyurabileceğimiz daha etkin bir çalışma sürecinin içindeyiz. Ayrıca Aralık başında Meclis genel kurulunda bütçe görüşmeleri başlayacak. Arkadaşlarımız ciddi bir hazırlığın içerisinde. Meclis genel kurulunu halkın, demokratik muhalefetin kürsüsüne dönüştüreceğiz. İktidar, kayyum siyasetinden savaş politikasına, ekonomik krizden faşizm uygulamalarına varıncaya kadar izlediği halk karşıtı politikalar nedeniyle mecliste en sert muhalefeti HDP'den görecek. 

-Erdoğan’ın Rojava’ya yeni bir askeri harekat başlatmak konusunda ısrarlı olduğu görülüyor. Bu da seçimlerde Efrin sürecine benzer yeni bir şiddet ve şovenizm dalgası olarak baş gösterir mi, HDP’nin bu konuda tavrı nedir? 

Saray'ın hedefi Kuzey Suriye'deki Kürd kazanımlarını yok etmektir. "Kobani düştü düşecek" demişti. Kobane düşmedi. Kürd halkı buna izin vermedi. Kim düştü? AKP'nin Kürd karşıtı siyaseti ve bundan beslenen IŞİD. Şimdi bunun intikamını almaya çalışıyorlar. Tabi seçimleri de fırsat bilerek bunu yaratacağı milliyetçilik ve şovenizmi oya tahvil etmek için, yine içeride derinleşen ekonomik krizi bastırmak için bir saldırı dalgası başlatabilirler. Ama bundan sonuç alamayacakları da ortadadır. Kuzey Suriye'de Kürd halkı kolay kolay kazanımlarını teslim etmez, direnir. Bu günlere kolay gelmediler çünkü. Ağır bedel ödediler. HDP olarak Kuzey Suriye'deki halkları ve onların kazanımlarını, direnişini dün olduğu gibi bugün de yarın da savunmaya, sahiplenmeye, savaş ve işgal politikalarına karşı durmaya, sesimizi yükseltmeye, bu politikaların zararları konusunda hem iktidarı hem de kamuoyunu uyarmaya devam edeceğiz. Kuzey Suriye'ye saldırı olması halinde bunun yaratacağı tahribatları, halka maliyetini en etkili şekilde Türkiye halklarına anlatacağız. Savaşın karşısında barışı savunmaya devam edeceğiz.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz