Rejim çözüm konusunda ciddi değil 
Suriye rejiminin çözüm konusunda ciddi olmadığını, bunun nedeninin de Rusya ve İran olduğunu ifade eden Hesen, kendileri açısından en önemli tehdidin şu an Türkiye’nin faaliyetleri olduğunu ifade ederek, en ciddi önlem ve tedbirleri Türkiye sınırından gelen tehditler için aldıklarını söyledi.
09.11.2018

Yavuz ÖZCAN

Kürdçe’den çeviren: İshak GÜNDÜZ

IMPNews - Rojava Kürdistanı ve Suriye’deki gelişmeleri değerlendiren PYD Eşgenel Başkanı Şahoz Hesen, kendileri açısından en önemli ve en ciddi tehdidin şu an Türkiye’nin faaliyetleri olduğunu ifade ederek, en ciddi önlem ve tedbirleri Türkiye sınırından gelen tehditler için aldıklarını söyledi. 

Suriye rejiminin çözüm konusunda ciddi olmadığını, bunun nedeninin de Rusya ve İran olduğunu ifade eden Şahoz Hesen, Rusya’nın Türk devletinin Afrin’e girişine izin verdiğini belirterek, bunun sadece Kürdler için değil, bütün halklar için çok büyük bir kötülük olduğunu vurguladı ve bu ittifakla ABD-Türkiye arasında çelişki yaratmak isteyen Rusya’nın uzun vadede iyi olmayan sonuçlarla karşılaşacağını savundu.

DAİŞ’i kıran, yenilgiye uğratan Kürd halkının ABD ve Uluslararası Koalisyon ile politika yapma hakkı olduğunu savunan Hesen, tüm dünyayı DAİŞ’e karşı koruduklarını bu nedenle dünyadan ve insanlardan vefalı olmalarını, özellikle Avrupa’dan çok güçlü bir sağduyu beklediklerini söyledi. Şahoz Hesen, DAİŞ tehlikesinin Avrupa için bitmediğini, Türkiye’nin bu grupları onlara karşı sürekli kullanmak isteyeceğini vurguladı. 

Anayasada kendilerinin bulunmamasını kesinlikle kabul etmediklerini, bunun yavaş yavaş gündeme girmesi gerekli olduğunu ifade eden PYD Eşbaşkanı Hesen, Suriye rejiminin kendilerine bakış açısının birkaç taviz ile her şeyi eski haline döndürmek babında olduğuna dikkat çekerek, bu yaklaşımın ciddi olmadığını, bununla şeffaf bir çözümün de mümkün olmadığına vurgu yaptı. Hakim devletlerin Kürd milletinin her kazanımı karşısında bir telaşa kapılıp, toplantılar düzenleyip, nasıl saldıracakları konusunda fikir alışverişi yaptıklarını vurgulayan Şahoz Hesen, “Kürd milleti olarak bu tehditlere karşı birbirimize yakınlaşıp ulusal birliğimizi sağlamamız gerekir” dedi. 

PYD Eşgenel Başkanı Şahoz Hesen'in, IMPNews’in sorularına verdiği yanıtlar:

- Deyruzor’da süren operasyon hakkında çelişkili haberler yayılıyor. SDG’nin kimi mevzilerinden çekildiği açıklandı. Bir süre operasyonun durduğu, ardından tekrar başladığı haber verildi. Neler oluyor orda? 

Deyruzor’daki hamle DAİŞ'in elinde kalan son bölgeleri özgürleştirmek için başlatılmıştı. Bu bir savaş, ister istemez savaş esnasında bazı problemler olabiliyor. Hava durumundan faydalanarak son günlerde DAİŞ karşı saldırıya geçmişti, DAİŞ güçlerinin bir kısmı yine bu durumdan faydalanarak geri dönmek istediler. Bildiğim kadarı ile Türk devletinin son saldırıları ile Deyruzor bölgesindeki hamlenin geçici olarak durdurulmasına karar verilmişti. Zaten resmi açıklama yapıldı bu konuda. Bizim kanaatimizce ve DSG ile ortak düşüncemiz; sınırdan Türk devletinin herhangi bir saldırı ve tehdidi olduğu sürece bu hamleyi durdurmak. Keza askeri ve siyaseten iki cephenin birden varlığı mantıklı bir durum değil, bundan dolayı tehdit önceliğine göre cephe seçiyoruz. Ayrıca Türk devletinin bu saldırılarının amacı Deyruzor’da sıkışan DAİŞ teröristlerine nefes aldırmaktır. Herkesin bu bilinçle hareket etmesi gerekir. DSG genel olarak askeri konularla ilgileniyor, biz siyasetçiler ise şu an sahadaki durumu inceleyip tartışıyoruz. Bizim kanaatimizce en önemli ve en ciddi tehdit şu an Türk devletinin faaliyetleridir ve en ciddi önlem ve tedbirler Türkiye sınırından gelen tehditler için alınmalıdır. Eğer bu bölgeyi savunmak için Uluslararası Koalisyon ve Birleşmiş Milletler tarafından ciddi adımlar atılır ise ve çok olağanüstü durumlar yaşanmaz ise Deyruzor’daki hamle devam edecektir ve etmelidir.

 

Demokratik Birlik Partisi (PYD) 2003 yılında kurulmuştu. 

- Türkiye’nin Kobani, Girêspî bombardımanı ciddi bir işgal hazırlığı mı? Erdoğan, Rojava’ı işgal edeceklerine dair sert açıklamalar yapıyor, bu bölgelerde ABD üsleri var. Koalisyon askerleri sınır hattına konuşlandı, Türk saldırısı şimdilik durdu. Neler oluyor orada? 

Doğrudur. Türk Devleti ve Erdoğan aleni olarak Rojava'ya düşmanlıklarını sürdürüyor, tehdit ediyor ve işgal planları yapıyor. Kuzey Suriye’nin demokratik tecrübesinin karşısında duruyor ve çok açık bir biçimde; ‘Burada demokrasinin inşasını kabul etmiyorum’ diyor. Kuzeydoğu Suriye’de halkların oluşturduğu örnek demokrasi tecrübesine tahammül edemiyorlar. Bundan dolayı sürekli saldırmak istiyorlar. Her fırsat bulduğunda da saldırıyorlar. Bazen saldırmak için başka devletler ile ilişkilerinin bozulmasını bile göze alabiliyorlar. Çünkü tüm stratejilerini Kürd milletinin ve Kuzeydoğu Suriye’nin demokrasi tecrübesinin yok olmasına endekslemiş durumdalar. Bu da tehlikeli ve gaddarca bir durumdur. Ve bizim kanaatimizce Türk devletinin tüm çabası ve niyeti düşmanlık ve katliam üzerinedir. Bu bir gerçektir. 

Ama sizin de dile getirdiğiniz gibi koalisyon güçlerinin burada bulunmasından dolayı Afrin ve buranın durumu aynı sayılmaz. Tabi biz kendimizi bununla kandırmıyoruz, kendi öz gücümüzü hazırlıyoruz, gerekli tüm tedbirleri alıyoruz. Türk devletinin saldırılarından sonra koalisyon güçleri ile birlikte yapılan devriyeler, saldırıları bir nebze gevşetti. Ama Türk devleti ile olan tecrübelerimize dayanarak bu saldırı ve baskıların artacağını düşünüyoruz. Saldırmalarını meşrulaştırmak için bahaneler üretilebilirler. Biz de her türlü senaryoya kendimizi hazırlıyoruz. Bu durumda şunu söylüyoruz; Uluslararası Koalisyon ve BM bu durumu ciddiye alıp bir karar almalıdır. Bu bölgenin korunması için uzun vadeli bir karar alınması gerekmektedir. Keza Türk devletinin saldırıları DAİŞ’i geri döndürebilir, diriltebilir ve bu durum sadece biz bölge insanı için değil tüm dünya için amansız bir tehdittir. Buna fırsat veren ise Türk devletidir. ABD de, Rusya da, Fransa da bunun farkındadır. Bu duruma göre bir politika güdülmelidir. Kuşkusuz DAİŞ'i kıran biziz, bu bölgenin halklarıdır. Bu durum için ciddi tartışmalar ve yerinde tedbirler alınmalıdır.

- Türkiye’nin Rusya ve Suriye’nin onayını alarak Rojava’yı işgal edip ardından rejime devretmek gibi planları olabilir mi? Bu mümkün mü? Suriye rejimi ve Rusya’nın, Ankara’nın Rojava’ya yönelik eylemlerine tepki vermiyor. Erdoğan, İstanbul zirvesinde Merkel, Makron ve Putin’in önünde Rojava’ya saldıracaklarını açıkladı. Ancak Rusya, uluslararası planda Suriye’nin hamisi ve temsilcisi pozisyonunda olmasına rağmen neden sessiz kalarak bu eylem planını onaylar durumda görünüyor?

Rusya için bilmemiz gereken şey şudur; Afrin’de Türk devleti ile yaptığı ittifak sonucu, Türk devletinin Afrin’e girişine izin verdi. Bu çok büyük bir kötülük idi. Sadece Kürdler için değil, bütün halklar için çok büyük bir kötülüktü. Çünkü Türk devleti bir yere girdiği zaman oradan çıkmıyor. Usulüyle çıkmıyor, kararlarla çıkmıyor. Örneğin 1974’ten beri Kıbrıs’a girmiş ve durumda ve çıkmayı hiç düşünmüyor. Oradaki sorunun çözülmesini de ayrıca engelliyor. Keza Kürdistan’nın Güneyinde de varlığını sürdürüyor, hatta bunun yanında Musul’a doğru bir genişleme peşinde. Bu perspektif ile olaya yaklaştığımız zaman, Türk ordusu bir yere girdiği zaman, birkaç ay içerisinde bir anlaşma ile çekilme olasılığı çok zayıf görünüyor. Büyük ve şiddetli bir çarpışma olursa durum değişebilir. Bundan dolayı kanaatimizce Rusya-Türkiye ittifakı uzun vadede Suriye halkları hatta Rusya için bile tehlikeli olacaktır. Ama şu anki hesaplardan anladığımız kadarı ile Rusya’nın bu ittifağa atfettiği önem, ABD-Türkiye arasında yani iki NATO ülkesi arasında çelişki yaratmak isteğidir. Bu kısa vadeli bir politikadır, fakat uzun vadede böyle bir ittifağın Rusya açısından iyi olmayan sonuçlar doğuracağı aşikardır. Zaten saldırılar öncesinde Rusya kanadından gelen ‘ABD, Suriye’de Kürdistan kurmak istiyor’ gibi açıklamalar Türkiye’yi tahrik etmek açısından etkili oldu ve aynı zamanda Suriye rejimi ve Rusya’nın bir çok şeye göz yumduğu ortadadır. Tabi bu dürüst bir politika değildir. Böyle kısa vadeli politikalar ile Rusya kendini kandırıyor. Eğer rejim sürekli Rusya’nın peşinden giderse öyle görünüyor ki kendi toprak bütünlüğünü kaybedecek ve toprağının büyük bir kısmını Türkiye’ye kaptırmış olacak. Mesela Halep’de çok büyük bir savaş ve mücadele ile çıkardığımız cihatçılar son günlerde yine Halep’i tehdit ediyorlar. Çünkü Türkiye eliyle Afrin, İdlib, Bab, Azez ve Cerablus’ta üslenmiş durumdalar. Bu nedenle rejim kendini aldatması ve Türkiye’ye bağlı çetelere geri dönme, dirilme fırsatı yaratacak eylemlerden uzak durması gerekir. Aksi takdirde uzun vadede bu politika başta rejime daha sonra tüm Suriye halklarına zarar verecektir. Biz kendi tarafımızdan, çeteler ve Türkiye eliyle bir işgal ve saldırı durumu olursa görkemli bir direniş sergileyeceğimizi deklare ediyoruz. 

- Kürd kamuoyuna ABD’nin tavrı ile ilgili endişeler var. Membiç ve Afrin’deki çaresizliği, Erdoğan’ın sık sık Rojava’ya karşı gösterdiği şiddetli tepkilerine sessizliği, Anayasa ve Cenevre konularında SDM’nin dışlanmasındaki kayıtsızlığı veya ağırlığını koymaması, üstüne Kerkük’te olup bitenleri sadece izlemekle yetinmesi gibi son dönemde yaşanan tablodan dolayı Kürd kamuoyu ABD’nin niyetlerini sorguluyor. IŞİD’i bitirdiğinizde, İran da ABD’nin şartı olarak bölgeden çekilmeyi kabul ederse, ABD ne yapar, çekilirse ne olur? 

Kürd halkının ABD ve Uluslararası Koalisyon ile politika yapma hakkı vardır. Çünkü DAİŞ’i kıran, yenilgiye uğratan esas olarak Kürd halkıdır. Daha sonraki süreçte bölge halkları özellikle Araplar ile yapılan ittifaklar ile birlikte atılan adımlar Kürd milletinin eliyle Ortadoğu’da yeni bir tarihi sayfa açtı. Ve artık bölge halkları ile birlikte DAİŞ’e karşı savaştık. Her ne kadar ilk başta bu yola kendimiz için çıksak da şu an özelde bölge halkları ve genelde tüm insanlık için savaşıyoruz. Biz sadece Kürdistan’ın Batısını savunmadık veya sadece Suriye’yi korumadık. Tüm dünyayı DAİŞ’e karşı koruduk. Bundan dolayı dünyadan ve insanlardan vefalı olmalarını ve bölgemizde oluşan tehditlere duyarsız kalmamalarını bekliyoruz. Özellikle Avrupa’dan çok güçlü bir sağduyu bekliyoruz, keza ABD ve diğer ülkelerden çok Avrupa bu barbar grupların hedefindeydi. Ayrıca bu tehlike Avrupa için bitmiş değil, tehdit devam ediyor, bunu bilmeleri gerek. Türk Devleti bu terörist grupları onlara karşı sürekli kullanmak isteyecektir. Şimdi tamamen bunları ortadan kaldırmamız için fırsat var. Bu fırsat ise Kuzeydoğu Suriye ve genel olarak Suriye’de demokratik bir pratiğin geliştirilmesi ve başarılı olmuş güçlerin siyasi olarak desteklenmesi ile mümkün olabilir. Bu konuda ciddi adımlar atılmalıdır. Kanaatimizce eğer çözümden bahsedilecekse bu çözüm denkleminin içerisinde hem Kürd milleti olarak hem de Kuzeydoğu Suriye olarak biz de bulunmalıyız. Bu konuda son zamanlarda Uluslararası Koalisyon, özellikle ABD ve Fransa’nın bu minvalde yaptıkları açıklamaları olumlu karşılıyoruz. Ve bu durum geciktirilmeden gerçekleştirilirse çözüm için etkisinin kuvvetli olacağı inancındayız. Hatta bu siyasi çözüm ortamının vaktinin geldiğini düşünüyoruz, geç bile kalınıyor. 

PYD'nin halk toplantılarından bir kare

 

-Rejim ile sürdürdüğünüz görüşmeler neden ilerlemedi, görüşmelerde sonuç alınamamasının gerçek nedeni nedir? Rejim yetkilileri başta Dışişleri Bakanı, Kürdleri mevcut Suriye’yi kabul etmeleri konusunda da tehdit ediyor. Şu anda Şam yönetimi ile ilişkilerinizin bir temeli var mı? Nereye doğru gidiyor bu ilişki?

Biz de süreci ve konjonktürü değerlendiriyoruz. Eğer siyasi çözüm konusunda ciddi adımlar atılırsa Kürd milleti olarak, Kuzeydoğu Suriye olarak siyasi çözüme olumlu katkı sağlamak istiyoruz, keza sahada varız ve güçlüyüz, masada da var olmak istiyoruz. Biz bu konuda ciddi adımlar karşısında ciddi bir tavır sergileyeceğiz. Diyaloga ve çözüme hazırız. Zaten 2011’den bu yana başlangıç deklarasyonunda da belirttiğimiz gibi demokratik ve siyasi bir çözüm Suriye’yi bu krizden çıkarabilir. Maalesef rejim bu konuda ciddi davranmıyor, bunun sebebi Rusya ve İran’ın desteğidir. Rejimin bakış açısı birkaç taviz ile her şeyi eski haline döndürmek babındadır ve bu yaklaşım kesinlikle ciddi bir yaklaşım değildir. Böyle bir yaklaşım ile şeffaf bir çözüm de mümkün değildir, ayrıca doğru da değildir. Biz ise şunu söylüyoruz, ‘eğer rejim ciddi ve hazır ise biz de hazırız.’ Ama savaş ve tehditler ile süreci götürmek isterse büyük bir yanılgıya düşmüş olur. Eğer Rusya-Türkiye ve rejim olarak bir ittifaka girişmeye kalkarsa ve Türkiye’yi Suriye topraklarına sokmaya çalışırsa bu rejime pahalıya patlar ve Türkiye’yi bir daha oradan çıkaramaz. Rusya ise kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmeyi seçecektir. Yani başına bela almış olacaktır. Doğru olan ise Kürdü, Arabı, Süryanisi ve Türkmeni ile diyalog kapılarını açıp, sorunların demokratik bir şekilde nasıl çözülebileceğini düşünüp buna göre adımlar atmaktır.

- Suriye’nin yeni anayasının yapılmasına neden bu ülkenin yüzde 30’unu kontrol eden bir güç olarak siz de davet edilmiyorsunuz da, sahada bir etkinlikleri, kitleleri olmayan sadece arkalarında uluslararası destek olan kimi “muhalif” gruplar katılıyor. Bu durum rejimin sizinle ilgili ‘uzlaşmak istemediği ve farklı planları olduğunu” ifade etmiyor mu? 

Anayasa meselesi ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Eğer anayasada biz bulunmazsak kesinlikle olmaz. Bunun yavaş yavaş gündeme girmesi gereklidir. Biz şunu söylüyoruz, ne muhalefetin ne de rejimin bir parçası değiliz. Biz Kuzeydoğu Suriye için demokratik bir pratik ve tecrübeyiz. Doğru olan şudur ki, biz tüm güç, imkânlarımız ve kimliğimiz ile anayasa sürecine katılacağız ve buna göre adımlar atacağız. Biz Kürdler olarak, bizsiz bu işin başarıya ulaşamayacağını söylüyoruz. Siyasi süreçte bir grubu dışlamak Suriye’nin geleceği açısından olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Savaş kavga ve kaos tüm hızıyla sürecektir. Doğru olan tüm tarafların katılımıdır. Özellikle Kuzeydoğu Suriye’nin demokratik manada kendini tüm dünyaya kanıtlaması süreç için çok hayatidir.

Kürd meselesi artık uluslararası bir meseledir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Kürdler artık siyasi ve askeri bir güç haline gelmiştir Ortadoğuda. Bölgede ağırlığı vardır. Belki bazı noktalarda sorunlar ve zayıflıklar yaşıyor olabilir ama genel itibari ile birçok konuda güçlü durumdadır. Bana göre Kürdler kimseden destek almadan, sadece kendi imkanlar, kendi gücü, kendi siyaseti ile kendini koruyabilecek, dışarıdan gelecek herhangi bir tehlikeye karşı kendini koruyabilecek seviyeye gelmek için hazırlanmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için ulusal birlik ve ulusal kongreye ihtiyaç vardır, vakit bu vakittir. Bu konuda ciddi adımlar atılmalıdır. Eğer bu yapılırsa çok büyük bir adım atılmış olur, Kürd kuvvetleri tek noktaya kanalize olursa çok daha etkili olacağı şüphesizdir. Aksi halde eskisi gibi parçalı ve işgalcilerin etkisi altında kalırlarsa eski zahmetler ve zayıflıklar devam eder.

Çok sayıda PYD kadrosu YPG içinde askeri etkinliklere de katılıyor

 

- PYD’nin uluslararası alanda diplomasi ve lobi faaliyetleri konusunda etkin olmadığı yolunda gözlemler var. Bu konuda bir açılım yapmak, ABD ve AB gibi Koalisyon ülkelerinin asker ve siyaseti dışında, bu ülkelerin kamuoylarına, basın ve sivil toplumuna hitap eden diplomatik girişimleri önemsemiyor musunuz? Örneğin Almanya gibi ülkelerde halen YPG’ye yönelik ikircikli tutumları nasıl aşmayı düşünüyorsunuz?

Siyaset ve diplomasi alanında bir takım çalışmalarımız bulunmaktadır. Sadece PYD üzerinden değil, Kuzeydoğu Suriye pratiği, DSM ve demokratik özerklik bakımından çalışmalarımız devam etmektedir. Her ne kadar istediğimiz seviyede olmasa da askeri manada ve DAİŞ’e karşı çalışmalarımız devam etmektedir. Düşünce ve enerjimizi eksikliklerimizi gidermek için kullanıyoruz. Gerek devrimimizin, gerek halkımızın, gerek direnişimizin sesini tüm dünyaya duyurabilmek için, resmi ve diplomatik manada çalışıyoruz. Genel olarak siyasi ve diplomatik meselelerde menfaatler ön planda bulunuyor. Almanya örneğinde olduğu gibi. Her ne kadar seçim sürecinde Almanya’dan olumlu açıklamalar, yansımalar görmüş olsak bile, sonraki süreçte ekonomik menfaatler doğrultusunda halkların özellikle Kürdlerin özgürlük mücadelesine karşı yanlış tutumlar sergilendiğine şahit olduk. Özelde Almanya genelde ise Avrupa bilmelidir ki DAİŞ’in karşısında durup, onları yenilgiye uğratanlar Kürdlerdi. Sadece bundan dolayı bu millete hürmet ile yaklaşmaları gerekir. Bu milletin iradesine, mücadelesine saygı duyup, destek olmaları gerekir, sadece kendi dar hesaplarını düşünmemeliler. Gelecek için ise Kürdlerle güçlü bir iletişim kurup, birlikte adım atmaları gerekir, bu onların da menfaatine olacaktır. Çünkü Ortadoğu’da bir değişim yaşanıyor ve bu değişimin sonunda Kürdler de artık bir aktör durumundadır. Tabi biz de çalışmalarımızı daha güçlü bir hale getirmemiz gerekir ama bu ülkelerinde eskisi gibi yanlış yaklaşımlardan kaçınmalarını öneriyoruz. Özellikle Erdoğan gibi bir diktatörün siyaseti ile DAİŞ’in siyaseti arasında çok büyük farklar yok. Basın konusunda, halklar konusuda, özgürlükler konusunda, demokrasi konusunda pratiği gözler önündedir. Bu konuda ciddi adımlar atılıp, Kürd milleti ile daha güçlü bir iletişim kurulmalıdır.

- Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ın Kürdlerin mevcut devletlerden ayrılmaları ihtimalinin ve sürecinin her türlü imkanla ve el birliği ile bastırılması konusunda bir anlaşma ve ortak eylem planı içinde oldukları yolunda haber ve yorumlar var. Rusya’nın da arkasında olduğu, Güney’deki referandum ve Kerkük olaylarından sonra şimdi de Rojava’nın bastırılması konusunda bu anlaşmanın yürürlükte olduğunu yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürdistan’ın işgalcileri Kürd milletinin her kazanımı karşısında bir telaşa kapılıyorlar. Toplantılar düzenleyip, nasıl saldıracakları konusunda fikir alışverişi yapıyorlar. Tabi biz de Kürd milleti olarak bu tehditlere karşı birbirimize yakınlaşıp ulusal birliğimizi sağlamamız gerekir. Şunu söylemek istiyorum. Bu devletler, bu güçler bugün Ortadoğu’nun mevcut durumunda eski kadar rahat toplanıp Kürdlere karşı bir saldırı girişiminde bulunamazlar. Ortadoğu’da bir takım çelişki, savaş ve kaoslar bulunmaktadır, bunlardan dolayı bazı konularda değişimler yaşanıyor. Suriye ve Irak’ta İran bir saldırı altındadır, ABD bunu aleni bir şekilde dile getiriyor. Türkiye ise kendini korumak için pek İran’a yanaşamıyor ve bir denge siyaseti gütmek istiyor. Kendi ne kadar koruyabilecek bilemiyoruz. Keza Suriye ve Irak’ta eskisi gibi değil, DAİŞ’ten sonra zayıfladılar ve eskiden beri var olan istikrarsızlık perçinlendi diyebiliriz. Genel olarak baktığımız zaman bu ülkelerin eski gücünde olduklarını söyleyemeyiz. Buna karşılık Kürdler eskiden mücadelesinde yalnızdılar, bugün ise yeni imkanlarla Kürdlerin durumu tüm dünyanın gündemi olmuş durumdadır. Bu bağlamda atılan adımlar Kürdleri siyasi ve askeri manada daha ileri götürmüştür ve bunun etkisi tüm bölgede gözlenebilmektedir. Artık diyebiliriz ki Kürd milleti büyük adımlar atabilecek güç ve imkânlara sahiptir. İşgalci devletler artık eskisi gibi kendinden emin bir şekilde Kürdlere saldıramayacaktır, saldırsalar bile başarılı olamayacaklardır. Belki saldırmayı düşünebilirler, belki saldırabilirler ama onlar için başarı imkanı artık yoktur.

Demokratik Birlik Partisi (PYD)’nin geçen yılın Eylül ayında Rimelan’da düzenlenen 7’nci kongresinde Şahoz Hesen, Ayşe Hiso ile birlikte Eşbaşkan olarak seçilmişti. PYD 2003 yılında kurulmuş, Salih Müslim ile Asya Abdullah uzun süre eşbakşanlık yapmıştı. Hasekeli bir Kürd olan Şahoz Hesen 1990’lardan beri Suriye’de Kürd hareketi içinde çalışıyor. Hesen, Suriye iç savaşından sonra kurulan Demokratik Halk Hareketi’nin (TEV-DEM) yönetiminde de yer aldı.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz