Barış olmadan Kürd edebiyatının dili de değişmeyecektir
Dr. Özlem Belçim Galip, Oxford Üniversitesi’nde “Kürd romanı ve edebiyatı, Karşılaştırmalı edebiyat ve Ermeni edebiyatı” konularında akademik çalışmalar yaptı. Doktorasını 2013 yılında Oxford'da “100 Kürdçe Roman” üzerine tamamlayan Galip, Oxford'da Kürdçe derslerinin başlamasına öncülük etti.
04.10.2018

Esat KINIŞ

IMPNews - Dr. Özlem Belçim Galip, Oxford Üniversitesi’nde “Kürd Romanı ve Edebiyatı, Karşılaştırmalı Edebiyat ve Ermeni Edebiyatı” konularında akademik çalışmalarını sürdüren bir akademisyen. Şırnaklı olan Dr. Özlem Belçim Galip, Türkiye’de tamamladığı lisans ve yüksek lisans eğitiminden sonra başladığı Oxford Üniversitesi’nde, akademik çalışmalarını halen sürdürüyor. Doktorasını 2013 yılında Oxford Üniversitesi’nde “100 Kürdçe Roman” üzerine tamamlayan Galip, yine aynı yıl Oxford Üniversitesi bünyesinde Kürdçe derslerinin başlamasına da öncülük etti. Dr. Özlem Belçim Galip ile IMPNews için Kürd romanı ve edebiyatı ve akademik çalışmaları hakkında bir söyleşi yaptık.

Akademik çalışmalarının birçok farklı konu üzerinden devam ettiğini söyleyen Galip, son olarak “Avrupa’da Kürd Kadın Entelektüelleri” adında yeni bir proje üzerine çalıştığını bu proje ile Avrupa’da yaşayan güçlü Kürd kadın profillerine odaklanacağını söylüyor: “Doktoramı “100 Kürdçe Roman” üzerine 2013 senesinde tamamladıktan sonra farklı konular üzerine çalışmaya devam ettim. Bunların başında Ermeni bölümünde Hrant Dink suikastı ardından ivme kazanan Türkiye ve Kürdistan’daki sivil toplum hareketleri üzerine olan projem vardı. Bu projede sivil toplum hareketlerinin ve Kürd özgürlük hareketinin Ermeni kimliğinin ve soykırımı yeniden tanımlamasındaki rolü üzerine çalıştım. Bu süre zarfında Kürdçe ve Türkçe romanlar Ermeni soykırımının temsiliyeti üzerine de çalıştım. Şu anda bir Avrupa Birliği’nin finansa ettiği ‘Avrupa’da Kürd kadın entelektüelleri’ üzerine yeni bir proje üzerine çalışıyorum. Almanya, İsveç, Belçika, Fransa ve İngiltere’de yaşayan güçlü Kürd kadın profilleri üzerinde duracağım.”

Avrupa ve Amerika’da Kürd edebiyatı üzerine çalışmak isteyenlerin sayısı artıyor’

Avrupa ve Amerika’daki üniversitelerde Kürd edebiyatı üzerine çalışmak isteyen araştırmacılarda her geçen gün bir artış olduğuna da dikkat çeken akademisyen Dr. Galip, diğer yandan bu ilginin son süreçte Türkiye ve Kürdistan’da artan şiddet ortamı ve otoriter sistem, Suriye’deki iç savaş ve Rojava’daki gelişmelerin ardından genç akademisyenlerin yüzünü, yine daha çok siyasal bilgiler ve tarih disiplinlerine çevirmesine neden olduğunu belirtiyor. Galip bu konuda şöyle diyor: “2005’ten sonra Avrupa Birliği müzakere süreci gereği Türkiye ve Kürdistan’da göreceli olarak elde edilen Kürdçe eğitim imkânı Kürd gençlerinde Kürd edebiyatına karşı büyük bir ilgi başlattı. Yayınevlerinin sayısında bir artış yaşandı. Avrupa’da da 2010 dolaylarında Kürd edebiyatına olan ilgi hız kazandı diyebiliriz. Ancak bu yükseliş sadece bir kaç sene sürdü. Türkiye ve Kürdistan’da artan şiddet ortamı ve otoriter sistem, Suriye’deki iç savaş ve Rojava devrimi gibi gelişmelerin ardından genç akademisyenler yüzünü, yine daha çok siyasal bilgiler ve tarih disiplinleri kapsamına giren çalışmalara çevirdi. Avrupa’daki üniversitelerde Kürd denilince akıllara edebiyat değil savaş ve göç gelmeye başladı eskiden olduğu gibi. Hâlbuki bu algıda bir kırılma yaşanmıştı. Ama Türkiye ve Kürdistan’dan Avrupa ve Amerika’da Kürd edebiyatı üzerine çalışmak isteyenlerin sayısı her şeye rağmen artıyor. Ancak Amerika ve Avrupa’da eğitim paralı. Yani burs bulmadan okumak Kürdler için neredeyse imkânsız. Kürd kültür ve edebiyatı da Batılı kuruluşlar tarafından öncelikli konular arasına girmediği için bu öğrencilere bu imkân sunulmuyor. Avrupa’da da Kürd kültürü ve edebiyatı Avrupa enstitüleri ve üniversiteleri tarafından fonksiyonel yani kendi işlerine yarayacak çalışmalar listesine girmediği için çalışılmasının önü açılmıyor. Avrupa’da Kürd çalışmaları sadece bir kaç üniversitede var. İngiltere’nin Exeter Üniversitesi’nde sadece kürsü bulunuyor. O da Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nden gelen finansal destek sayesinde burslu öğrenci alabiliyordu. Bir kaç senedir o da yok. Yani kısacası, Avrupa’da Kürdlerin siyasal kimliği ve siyasi konjonktürleri üzerine çalışmaların biraz şans veriliyor, kültürel ve sosyal kimliği şimdilik askıya alınmış durumda.” 

Barış gelmeden edebiyatın dili de değişmeyecektir’

Kürd edebiyatı ve romancılığının, daha çok Kürdlerin içinde yaşadığı mevcut siyasi konjektür ve kimlik sorunsalı üzerinden oluştuğunu ifade eden Galip, barış gelmeden edebiyatın dilinin de kolay kolay değişmeyeceğini söylüyor: “Kürd edebiyatı ve romanının ana teması daha çok çatışmalar ve göç odaklı konular. Kayıplar, ölümler ve kavuşamayan âşıklar da çok hâkim. Yani aslında Kürdlerin gerçek hayatında ne varsa bunları romanda da bulabiliyoruz. Ezber bozan konuları ele alan romanlarda bile dolaylı olarak mevcut koşullara ve duruma göndermeler bulmak mümkün. Kürdlerin, romanları duygularını ve yaşadıklarını paylaşmak ve bir kayıt altına almak amaçlı araçsallaştırdıklarını söyleyebiliriz. Mevcut siyasi konjonktür ve kimlik sorunsalı düşünüldüğünde bu temalar ve algı çok şaşırtıcı değil. Uluslaşmaya çalışan her halkın edebiyatında böyle geçiş dönemleri vardır. Barış gelmeden edebiyatın dili de kolay kolay değişmeyecektir.”

Özellikle 1980’den sonra başlayan diaspora ve sürgünlük hallerinin Avrupa’da Kürd dili ve edebiyatının gelişimi için bir fırsat olarak ortaya çıktığı biliniyor. Galip, bu durumun Kürd edebiyatının Kürdistan dışında gelişmesine büyük katkı sunduğunu savunuyor: “Kürd edebiyatı sürekli Kürdistan coğrafyasının dışında gelişti. Sovyet Ermenistan’ın yanı sıra Avrupa diasporasının Kürdçe dilinin ve edebiyatının gelişimi için büyük katkıları oldu. 1980 darbesinden sonra bazı siyasi Kürdler için yeniden sürgün yolu göründü ve Avrupa’ya siyasi iltica da bulundular. Bu siyasi Kürdler de Avrupa’da ülke özlemini dindirmek için kendilerine Kürdçenin ve edebiyatının gelişimine adadılar. Yani 1980’le birlikte diaspora Kürd edebiyatının gelişimi için önemli bir alan olmaya başladı. Bu aşamadan sonra özellikle 1990’lı yıllarla birlikte İsveç’te çok ciddi bir entelektüel çaba ortaya çıkmaya başladı. İsveç’te Kürd edebiyatının bu denli gelişmesinde İsveç devletinin sadece Kürdlere değil tüm göçmen halkların dillerine yönelik destekleyici yasalarının rolünü unutmamak gerekir. Halen daha Kürd kitaplarının yayını bakımından, Avrupa’da İsveç’in önüne geçebilmiş bir ülke yok.” 

Ölümler varken edebiyattan bahsedilmesi imkânsız kılınıyor’

Galip’e göre; uzun yıllar Avrupa’da sürdürülen Kürd edebiyatı yazımı, yerini Kürdistan’a yani esas beslendiği kaynağa geri bırakmıştı. Ancak 2103’ten bu yana değişen siyasal durumlar bu gelişimin de önüne büyük bir set çekti. Galip, ölümlerin, savaşın, yasakların var olduğu bir ortamda, insanların edebiyata yönelemeyeceğine dikkat çekiyor: “Kürd edebiyatı vatanına dönmüştü. Avrupa’daki Kürd yazarlar kitaplarını İstanbul ve Diyarbakır’daki Kürd yayınevleri bastırmayı tercih ediyorlardı. Çünkü ana okurları ve edebi etkinlikler yine bu coğrafyadalardı. Ama 2013’ten gibi hızla yükselişe geçen totaliter yapı, tüm bu geri dönüşleri alaşağı etti. Kürd edebiyatı Avrupa’ya geri dönmedi. Sadece olduğu yerde kaldı. Adım atamadı. Kürd yayınları tek tek kapatılıyor. Yazarlar işten çıkartılıyor. Böylesi yasakçı bir ortamda okuru elde tutmak kolay değil ki. Edebiyat lüks bir ilgi olduğu algısı yaratılıyor. Ölümler varken edebiyattan bahsedilmesi imkânsız kılınıyor.” 

Kürd romanının içeriğine de değinen Galip, geçmişe kıyasla temalar aynı kalsa da Kürd romanının içeriğinin güncel değişimi de yakaladığını ifade ediyor: “Kürdlerin yüzyılı aşkın bir süredir içinde bulundukları politik-siyasal durumdan dolayı romanlarda; savaş hali, sürgün, ölüm, işkence, intihar ve ihanet karşısında bireyin acısı ve mücadelesi trajik bir dille anlatılıyor genel anlamda. Son dönem romanlarda ise daha dolaylı anlatımların tercih edildiğini söylemek mümkün. Ama, genel hatlarıyla temalar benzer ancak temaların işlenişi bakımından daha postmodern bir yöne gittiği söylenebilir. Diyarbakır’daki genç Kürd aydını bu postmodern akımının başını çekiyor diyebiliriz.” 

Kürd roman yazımında ve yayınında büyük bir gerileme var’

Diğer yandan, Türkiye’deki mevcut siyasal durumundan ötürü gerek Kürd edebiyatı gerekse de Türk edebiyatında büyük bir çıkmazın yaşandığını ifade eden Dr. Özlem Belçim Galip, bunun Türkiye’deki sanat alanını bir bütün olarak olumsuz yönde etkilediğini vurguluyor: “Mevcut siyasi ortamda yazar ne kitap yazabilir ne de okur bu kitabı okumak isteyebilir. O yüzden roman yazımında ve yayınında büyük bir gerileme var.  Aslında bu Türkiye’nin geneli için yani Türk edebiyatı için de geçerli. Gerek Türk aydını gerekse Kürd aydını mevcut siyasi çıkmazdan fazlasıyla etkilendi. Sanatta ve edebiyatta gerçek üretim durdu ya da enerjisini yitirdi. Ancak Avrupa’da Avrupa dillerinde yazan ya da eserlerini başka dile çeviren Kürd yazarların sayısında bir artış var. Bunun da sebebi, global anlamda Kürdler artık iyi biliniyor olması. Suriye’deki savaş ve IŞİD’e karşı duran Kürdler sayesinde, Kürdler daha merak ediliyor. Avrupa’da batı dillerinde yazan Kürd edebiyatçılarının özellikle ikinci jenerasyonun artışı önümüzdeki yıllarda daha da çok olacaktır.”

Kürd romanında Ermeni temsili’

“Kürdler ve Ermeniler gibi aynı coğrafyayı, aynı kültürel kodları deneyimlemiş ve çok uzun yıllar bir arada yaşamış iki halk. Bugün bile bakıldığında iki halk arasındaki kültürel benzerlik dikkat çekicidir” diye Galip, bu ortak geçmiş üzerinden Kürd romanında Ermeni temsiliyetini de inceleyerek, yüz yıllardır aynı topraklarda yaşayan iki kardeş halkın aralarında uzlaşı ve barışın olmasının şart olduğunu ifade ediyor. Bir arada yaşama deneyimini iki halkın edebiyatına da nüksettiğini belirten Galip şöyle devam ediyor: “Kürdçe roman üzerine doktora tezimi yazarken romanlarda Ermenilere atfın çoğunluğu beni Kürdçe romanlarında Ermeni elementini incelemeye itti. Yani temel soru şu oldu: Kürd yazarları neden romanlarında Ermenilerden sürekli bahs ediyor? İkinci soru da şu oldu tabi: Ermeniler nasıl anlatıyorlar? Kürd romanlarının geneline bakıldığında bir çoğunun ya tarihi roman ya da tarihi bilgilere sıkça başvurulduğu görülebilir. Özellikle Kürd tarihi romanları, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sırasında gayri-müslimlere uygulanan baskılara dair Kürdlerin toplumsal hafızalarına önemli katkılarda bulunuyor. Romanlar; Êzdîlerin, Asuri ve Keldanilerin katledilmelerinin yanı sıra Ermeni Soykırımı'na da sıkça göndermeler yaparak okuru Kürdistan coğrafyasının tarihinden haberdar kılarken, Kürdlere geçmişten ders çıkarması için bir nevi de nasihatler veriyor. Ana tabiriyle, romanlarda iki ana düşünce öne çıkıyor. Özellikle aşiret mensubu kimi Kürdler yer yer devletle işbirliği yaparak Ermenileri katletmiştir. Ancak Kürdler ve Ermeniler bin yıllardır aynı topraklarda yaşayan kardeş halklardır ve aralarında uzlaşı ve barışın olması şarttır. Bu düşünceyi güçlendirmek için de Ermenileri ele alan Kürdçe romanları genellikle soykırımdan çok önceki dönemlerde Ermeni ve Kürd halklarının aynı topraklarda kardeşçe yaşamalarından örnekler vererek şimdi için barış mesajını iletmeye çalışır.”

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz