Eserlerimi yaşayarak, ağlayarak ve duyarak oluşturuyorum
“Bütün acılarımız, kayıplarımız ve kazançlarımız ortaktır. Dört parçaya ayrılmış, bölünmüş bir ülkenin çocuklarıyız. Biz yollarımızı ve ruhlarımızı ulusal bir zeminde buluşturdukça, dört parçaya bölünmüş ülkemize rağmen bir bütün olarak yaşayabiliriz.”
26.09.2018

Esat KINIŞ

IMPNews - Uzun yıllardır müziğe emek veren ünlü sanatçı Hozan Brader, özellikle son süreçte Kürd müziğinin rant ve popülizm aracı olarak kullanıldığını, Kürdçe bilmeyen, Türkçe düşünüp Kürdçe şarkıları ezberden okuyan bir akımın türediğine, bunun Kürd müziğine bir katkı sunamayacağına dikkat çekiyor.

Müzik dışında resim ve sinema çalışmalarını da sürdüren Hozan Brader, Kürd sanatçılarının siyasi pozisyonların dışında, bir bütün olarak birlik ve dostluk içerisinde yaşamasını öğrenmelidirler diye belirtiyor. Hozan Brader sanat çalışmaları ve yaşamı hakkında IMPNews’in sorularını yanıtladı.

- Şu sıralar neler yapıyor, nelerle ilgileniyorsunuz?

30 yılı aşkındır Hollanda’da yaşıyorum. Bu süre zarfında sadece sanat ile uğraştım ve halen de uğraşıyorum. Şu an bulunduğum Hollanda’da yeni bir albüm çalışması içerisindeyim. Hazırlıklarım devam ediyor. Ayrıca 30 Ekim’de Amsterdam’da düzenlenecek olan uluslararası bir festivalin hazırlıklarını sürdürüyorum. Onun dışında vakit buldukça okuyor ve çiziyorum.

- Bir süre önce Kürdistan’da yaşamaya karar vermiştiniz. Geri mi döndünüz?

Siyasi bir şahsiyetin, düşünürün veya bir sanatçının kendi toplumundan ve ülkesinden uzakta yaşaması veya buna mecbur bırakılması hayatında yaşayabileceği en zor şeylerdendir. Hele ki belli bir yaştan sonra bu durum iyice çekilmez bir hal alıyor. Benim açımdan da ömrümün geriye kalanını ülkemde, insanlarımın arasında geçirmek beni elbet de daha mutlu ediyor.

- Müzikal çalışmalarınız ile ilgili yeni projeleriniz var mı?

Yakın zamanda, doksanlarda beraber çalıştığımız Hollandalı müzik grubu The Ex, bana akustik bir albüm oluşturma teklifinde bulundular. Daha önce de aynı grup ile bir single çalışması yapmıştık. Grubun amacı özelde müziğimi ve Kürd müziğini dünyaya tanıtıp yaymak. Onun dışında, sözleri sayın Sami Ergoşi’ye ait, müziği ise bana ait olan “Pêk” isimli bir eserin klip çalışmasını yürütüyorum. Bir yandan da sürekli yeni eserler üretmekle meşgulum. Şu an bile bir kaç albüme yetecek kadar eser var elimde.

- Birçok Kürd sanatçısı gibi siz de doğup büyüdüğünüz topraklardan uzakta sanatınızı icra etmek zorunda kaldınız. Bu süreçte, sürgünlük ve sürgün yaşamının sanatınıza ne gibi etkileri oldu? Sürgünlük ve sanat arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

Sürgün yahut sürgünlük, insanın yerinden, yurdundan, köklerinden kendi isteği dışında koparılması meselesidir. Acı olduğu kadar zulümdür de. Sürgünde doğan çocukların bir yani hep eksik, boynu büküktür. Biz sanatçılar bu acıyı, zulmü iki misli yaşarız. Sanatçının kendi kökünden sürülmesi suyu, oksijeni kesilmiş bir çiçek misalidir. Tabiki böyle bir olumsuzluğu her insan yüreği  dayanamayabiliyor. Diğer yandan bu durum sanat açısından olumsuz belki ama baktığımızda bu sürgünlük hali güçlü eserlerin oluşmasına da sebep olabiliyor. Bu, sanırım biraz da sanatçının birikimi, karekteri ile de ilgilidir. Mesela gereğinden uzak eserler ve renkler de oluşabilir

- Eserlerinizi oluştururken etkilendiğiniz veya ilham aldığınız kişiler var mı?

Ben eserlerimi daha çok yaşayarak, ağlayarak ve duyarak oluşturuyorum. Daha doğrusu böyle bir atmosfer içerisinde eserlerimi dizayn ediyorum.Yani hiç bir zaman masa başında stran yapmıyorum. Veya işte bir şey oldu buna bir eser yapayım demiyorum. Çok etkilendiğim olaylar kendiliğinden bana stranlarımı yaptırıyor. Tam o süreçte uykularım kaçıyor, kelimeler ve melodiler birbirlerini kovalıyorlar ruhumda ve o anda bakıyorum ki stran oluşmuş. Kürdistan’daki her olay ve kişiler ayrım yapmaksızın beni etkilemiştir, etkiliyor diyebilirim.

- Müzik dışında sinema ve resimle de oldukça ilgili olduğunuz biliniyor. Daha önce bazı filmlerde de rol aldınız. Bunlarla alakalı çalışmalarınız devam ediyor mu? Biraz bahseder misiniz?

Sinemaya biraz tesadüfen girmiş olsam da 1995’ten bu yana Hollandalı ve bazen de Kürd yapımcılarıyla güzel çalışmalarım oldu. İlk olarak 1995 yılında “Konuşamayan Çocuk” isimli bir filmde yer aldım. Filmin yapımcısı, ünlü yapımcı “Ben Sombigard” idi. O film ile ilk defa öylece sinemaya girdim. Ardından “Gansterboy” ve “Van God Los” isimli filmlerde oynadım. Bu arada 2007-2008’de Hollandalı ünlü tiyatro yapımcısı Adelheid Rossen ile iki yıllık bir Podiom çalışması yaptık. Bir namus olayını anlatan “Is Man” isimli öyküyü sahneledik. Hollanda, Belçika, Newyork, Amman ve İstanbul’da toplam 170 defa sahne aldık. Çok keyifli ve başarılı bir çalışmaydı. En son yine Sehîm Omer Xalîfe ile “Zagros” filminde çalıştık. 

Bu filmde de çok güzel ve keyif aldigim başarılı bir kadromuz vardı. Belçika ve Kürdistan ortak yapımı olan film, Belçika Ostend Film Festivali’nden “Ensor En İyi Film” ve “En İyi Senaryo” dallarında ödül aldı. Herkesin memnun kaldığı bir çalışma oldu.

Resim çalışmalarım daha çok amatörce diyebilirim. Fırsat buldukça renkler ve tuval ile vakit geçiriyorum. Bazen bir yıl, iki yıl ara verdiğim de oluyor. Tabii bu resim için intihardır. Çünkü, resim süreklilik isteyen bir alan. Şu ana kadar oluşturduğum 30-40 civarı tablom var. Bazen müzik ile  söyleyemediklerimi resimle ifade ediyorum. Çocukluğumdan gelen bir yaratıcılık sanırım. Çocukluğumda henüz okula başlamazken, ince toprağı elimle düzeltir sonra üzerinde parmaklarımla resimler çizerdim. Tabi sonra okula başlayınca biraz daha gelişti. Zamanla tekniğini öğrendim biraz. Dediğim gibi halen de zaman çizimlerime devam ediyorum.

- Kürdler müzik tutkunları arasında dinlenen bir sanatçı olarak, Kürd müziği hakkında neler söylemek istersiniz? Dünden bugüne bakıldığında Kürd müziği şu an hangi aşamalarda?

Şu ana kadar bir devlete, statüye sahip olamadık. Hatta uzun zaman hiçbir şeyimiz olmadığı gibi çoğu çalışmalarımız yasaklanıyordu. Buna rağmen dengbejlerimiz sayesinde bugüne ulaştırılan zengin bir müzik geleneğimiz var. Ve bu deryada iyi yüzebilen sanatçılarımız da var. Güzel, başarılı müzisyenlerimiz var. Ben özellikle kuzeyde Kürd müziğini 3 alanda ve üç kategori üzerinden tanımlıyorum. Bölge olarak Serhed, Botan ve Suruç birer müzik alanlarıdırlar. Ya da siz okul diyin ben üniversite diyorum. Tabi Şengal’in de özel bir yeri var ki bu her üç alandan besleniyor. 

Kategorik olarak da dengbejlik kategorisi hala devam ediyor, ki bu bizim altyapımız ve vazgeçemeyeceğimiz temelimizdir. Dengbejler bizim mamostelerimizdir. Gördüğümüz yerde ellerinden öpmek lazımdır.

İkincisi devrimci, ulusalcı kategoridir ki o da 1970’lerde başlamıştır. Bu alanda at koşturan bütün sanatçılarımız canları pahasına hiç bir çıkar ve popülizm gözetmeksizin ölümü, zindanları ve sürgünleri de yaşayarak bu alanda büyük çalışmalar yapmışlardır. Ve şu an hayatta olanlar hala aynı özveriyle devam ediyorlar. Bu jenerasyon Kürd sanatını bir misyon olarak omuzladılar. Onları da gördüğümüz yerde saygı göstermemiz gerek diye düşünüyorum.

Üçüncü kategori ise biraz karmaşık bir süreç. Elbete ki yine değerli şahsiyetler ve eserler doğmuştur. Ama akım olarak söylersek bu son süreç Kürd müziğinin Unkapanı’nda rantlaştığı bir anda doğan bir akımdır. Rant ve popülizm peşinde olan bir akım. Genelde Türkçe düşünüp Kürdçe stran ezberleyen bir akımdır. Bu akımın Kürd müziğine kayda deger bir katkısı olmamıştır. Yine de istisnalar kaideyi bozmaz elbette.

- Kürdlerin şu an yaşadığı pek çok olumsuzluğa karşı, Kürd sanatçıları olumlu olarak nasıl katkıda bulunabilirler? Sanatın pozitif gücü değerlendirildiğinde, bir sanatçı gözüyle bu konuda neler önerirsiniz?

Başta, Kürd sanatçıları bir bütün olarak kendi aralarında birlik ve dostuk icinde yaşamasını öğrenmelidirler. Hiç bir ideolojinin, dış rüzgarın akıntısına kapılmadan ulusal bir zeminde sanatlarını icra etmeye çalışmalıdırlar. Kendi ülkesi ve insanı aşkına oluşturulan eserlerin ağırlığı ve katkısı da daha olumlu olur diye düşünüyorum. Ulusal çerçevede, ulusal bir duruşla geliştirilen sanatın yine var olan bir çok soruna çare olabilir, sanatçılar da bu konularda söz sahibi olabilirler. Herhangi bir parçadaki bir kürdün parmağı taşa değse sanatçı, o acıyı yüreğinde hissetmelidir. İşte o zaman halkının ve ülkesinin sanatını hakkıyla oluşturabilir ve duygularına tercüman olabilirler.

- Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bütün acılarımız, kayıplarımız ve kazançlarımız ortaktır. Dört parçaya ayrılmış, bölünmüş bir ülkenin çocuklarıyız. Biz yollarımızı ve ruhlarımızı ulusal bir zeminde buluşturdukça, dört parçaya bölünmüş ülkemize rağmen bir bütün olarak yaşayabiliriz. Diğer yandan özellikle günlük hayatımızda, evlerimizde, iş yerimizde kendi anadilimizde düşünüp konuşmaya daha çok önem vermeliyiz. Çok büyük asimilasyon aygıtları ve sistemleri ile karşı karşıyayız. Bir insan kendi dilinde yaşıyor ise var olabilir. Hangi dilde yaşıyorsan o dilin kimliğine aitsindir.

Hele ki sanatçıların, aydınların, yazar ve çizerlerimizin mutlaka dillerine ve çocuklarımızın Kürdçe’nin yaşatılmasına katkıda bulunmaları gerek.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz