Milli, öz ve hakiki şuurumuzla kat-i suretle oynaşmayın efendiler!
Şindik geldiğimiz noktayı nazariyede diyoruz ki; ‘oramız buramızla oynayın ama milli ve öz ve hakiki şuurumuzla kat-i suretle oynaşmayın efendiler!’
24.09.2018

Muhamed KAYA

Üç tarafı denizlerle kaplı memleketimizin dört tarafının düşmanlarla, dış güçlerle çevrili olması yetmez gibi şimdi de tüm Misakı Milli sınırları mayınlarla çevrilmiş hale geliverdi. Eskiden ‘nereye bassan şüheda fışkırırken’ şimdi, kımıldadığın yerden, iç mihraklar sayesinde geri tepmeli bir millete dönüşüverdik.

Amerika ile İngiltere’nin 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde kaldırdığı köleliğe Milletler Cemiyeti de 92 yıl evvel topyekûn ‘elveda’ demişti. Dedi de tabi bu arada dünyayı sömürdüler, tüyü bitmemiş yetimlerin, emekli, dul ve gazilerin haklarını hortumladılar, yeryüzünde ayak basmadık yer bırakmadılar, her yeri sömür sömür sömürüp süpürdüler. İstesek biz de yapardık da bizim milli şuurumuzda bu tür hadiselere yer olmadığı için Sırbistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Arabistan falan geri vitese taktık, sadece bi Kürdistan kaldı elimizde. Onu da renk olsun diye tutuverdik yoksam bed-i niyet yoktu Kuran-ı ezimşah!

Ehh Kürdistan afadı da; "Kakacan, ka Erebistan, Yunanistan, Bulxaristan, Sırbistan? Biz de yapıyor tornistan" demedi yani! Şimdi atı alan atlası geçti, kalkmış ne diyorlar; “ho ho kine em?" Yok öyle beş kuruşa beleş köfte! Ne dedik! Tek devlet, yek milet dedik! 

Şindik geldiğimiz noktayı nazariyede diyoruz ki; ‘oramız buramızla oynayın ama milli ve öz ve hakiki şuurumuzla kat-i suretle oynaşmayın efendiler!’ Eveliallah, devlet-i ecdadiyemiz, Osmani Ali, necis-i İngilizden hemen sonra Hanlar Hanı Ulu Hakan Han İbni Mahmut Han ve  25 zevceyi afatın cihanşümul kocişi, tahta geçtiği Hicri 1255 tarihini (1839) Arapça’dan ümi avam-ı köftehorun “Bir, iki, iki delik, Abdülmecid oldu melik” diye sitayiş eylediği Padişah Abdülmecid Han’ın fermanıyla ilga ettiği köleliği; pederi şah, şehini şah, beytül şah, çeşmi şah yeni ve son sürüm azim şahımızın fermanıyla geri de getirtiriz! 

Yerli uçağımızı asiman-ı fezaya, milli otomobilimizi duble yollara salmak üzereyiz. Aya dört şeritli otoyol yapıp, mevlam kayıra, sal çayıra demek üzereyiz. Yerli ve milli alet edavatla dünyanın en büyük havalimanını tamamlamak üzereyiz. Da…. tam da bu esnada ne müşahede edelim? #köledeğiliz tagları açan bitli, pireli, tahtakurulu işçiler eylem yapmaya başlamış. Bastık #havalimanındaihaneteylemi tagını, yolladık jandarmayı, terörlen mücadeleyi, anarşiylen polisi, Kürdlen özel harekatı…

Aha burada dur aziz muhiban takipçi! Burası çok önemli! Niye diyecek olursan? Bizzz  işçinin, sendikanın, komşu ülkedeki partinin ve kadının sarışınını seven bir milletin efkarı umumisi, mahdumu mensubuyuz. Sendika dediğin sarı sapsarı olacak, devletinin, milletinin ordusu ve polisinin, istihbarat ve jandarmasının, bekçi ve korucusunun, müdürü ve şefinin yanında olacak, en alası da patronun yanında olacak ki, velinimetinin hayrını görecek!

Mesela Cargill işçileri var. Gitmişler sendikalaşmışlar, ama sarıya değil, başka renge gitmişler, hemen atıverdik işten. Bir de Bursa’dan havalimanı işçilerine destek yürüyüşüne çıkmışlar. 4 gün yürümüşler, devlet-i alimiz baktı hal hal değil, ohal! Flormar işçileri ile beraber Gebze’de tam “inşaat işçilerinin yanındayız” pankartı açtıkları anda bindi çöktü gırtlaklarına, gözaltına aldı. Mesela inşaat işçileri nerede? 

Bakınız aziz, abdülaziz okurlar, dostlar, arkadaşlar, meslektaşlar, Asya’dan Avrupa’ya bir koç başı gibi uzanan bu memleket bizim diyen yoldaşlar! 

Yani demem o ki, devlet millet el ele verdik mi, hiçbir itme çekme kuvveti, hiçbir med-cezir ve Cizre karşımızda duramaz. Yavru iktidar partisi lideri, devleti alimizin bağı bahçelisini kızdırmayın. Ne demiş Bahçebaşı, devlet-i azim-i cihanşümul Türkiye’nin bahçıvanbaşı; “Ülkemizde çok yönlü sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların yoğunlaştığı ve derinleştiği bu süreçte Türkiye’nin ve yönetiminin tek sorunu sayın Alaattin Çakıcı olmasa gerektir” demiş! Veee devlet-millet bütünlüğünü işaret etmiştir. Ne yapacak peki? Bunu demesin de gidip havalimanı işçisinin tahtakurusuyla mı, iki kaymelik maaşıyla mı uğraşsın?! İktidar dediğinin bir aklı bir mantığı, bir lojiki var kardeşim! Hem bazı kesimler Alaattin Çakıcı’ya çete demek suretiyle devletin küçüleceğini ima etmektedirler. Şimdi o meseleye girersek, Papaz Brunson’a gireceğiz ki, ordan Kuzey Irak, Güney Kıbrıs, Batı Sudan, Doğu Anadolu’dan çıkacağımız için cihet işlerine girmeyelim! 

Sevgili arkadaşlar, değerli hemşerilerim, aziz milletim! Sanayi ve Teknoloji Bakanımız trol-kral Mustafa Varank Beyefendi hazretlerinin işaret ettiği üzere ülke olarak ülkümüz yükselmek, ileri gitmek falan olsa da, “yıllardır yetişmiş insan kaynağımızı beyin göçü ile maalesef kaybediyoruz.” Buna önlem almak en mühim vazifelerimiz arasındadır. Yani bu günümüzü sağlayan, açtığımız yolda, kurduğumuz ülküde, gösterdiğimiz hedefe durmadan yürüyeceğine and içip, büyüklerimizi saymayan, küçüklerimizi sevmeyen bazıları vatanını canından aziz bilmeyip topuklamaktadır. 

İşte buna tedbir olarak milli eğitim bakanlığımız bünyesinde yurtdışına öğrenci yollamayacağız. Böylece Bakan yardımcımız Mustafa Safran Beyin dediği gibi, safra kesesini söktüğümüz dövizdeki dalgalanmanın önüne geçerek öğrencimizi Bayburt, Yozgat, Niğde ile buluşturacağız. 

Ne yaptık başka? Devleti fermanımız ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörlüğü'ne iki ay önce “profesör” yaptığımız Yusuf Tekin Bey’i atadık. İnanmadı, maytap geçtiğimizi sandı, “2 aylık profesörden rektör mü olur la’ diye tırlatacaktı ki, ona yeni nizamı anlatan, şokunu atlatmasını sağlayan tam teşkilatlı bir heyet yollayıp hal-i cedid-i devletimizi anlattık! Bundan sonra böyle, gerekirse herkesi profesör yapacağız!

Daha başka ne yapıyoruz? İtinayla yetişmiş kaliteli elemanları ülkemize kazandırıyoruz! İş bulma sıkıntısı yok. Mesela şimdi, artık nasılsa pasaport alabilip yurtdışına kaçmış beyinlerimizi geri istiyoruz, gelip memlekette çalışsınlar. Memlekettin laboratuvarları, iş yerleri, fabrikaları, tarlaları, devletin daireleri, hapishaneleri niye var! Tabi ki buraları onlarla doldurmak için var. Hans’a değil, Hasan’a var kardeşim! 

Bu yeter mi, hayır! Bu hususta aldığımız diğer bir önlem ise polisimize, istihbaratımıza, muhbirimize, savcı ve hakimlerimize bakmaktadır. Biz elemanı yetiştiriyoruz, sonra o kalkıp devletimizi kötülemek amacıyla gavur eline göç ediyor. Olmaz! Beyin göçünü engellemek için kaçma şüphesi olan ne kadar yazar, çizer, gazeteci, öğretmen, akademisyen, avukat, doktor, mühendis hâsılı kelam kafası çalışan eleman varsa savcılarımızı göreve davet ettik ve onlar da gugukun, pardon hukukun gereğini yapacaklar. 

Siz siz olun başta dediğim gibi bastığınız yeri toprak deyip geçmeyin tanıyın, geri tepmeyin, teptirmeyin kendinizi! Maazalah; Canı, canânı, bütün varınızı yoğunuzu alır Hüda / Eder sizi cüzdanınızdan, işinizden, hürriyetinizden cüda!

Foto: Devlet-i alimizin aydınlanmış bir aydınşinas hünermend-i cihanşümul Aydın Aydın Beyefendinin deruni reflekslerine istinaden emperyalizmi protesto ettiği ontolojik ekber-i merkeb ve efradı avrad-ı petitlerle nümayişinden bir kesit.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz