Önce söz vardı!
Yeni bir söze başlamak istiyorum ve ilk adımı IMPNews bünyesinde huzur ile esen bir akşamda atmış bulunuyorum. Derin ve uzun bir soluk olmasını dilediğim bu yolculuğun, hayatımda anahtar niteliği kazanmış iki kavram ile geçmesini umuyorum: Çaba ve denge!
18.09.2018

İshak GÜNDÜZ

Yeni bir söz, ilk adım, derin bir soluk, esen bir akşam ve ağacına yabancı olmayan meyveler.  Günün anlam ve önemini belirtecek anahtar kelime ise ‘denge’. Herhangi bir toplumsal mühendisliğe maruz kalmamış, bedeviliğin hamisi, ilkel benliğini mümkün olduğunca törpüleyip, terbiyelemiş bireylerde ve onların doğal organizasyonu olan  -ütopyalarda- erdem kentlerinde huzuru çağrıştıracak birkaç sözcük öbeği: yeni bir söz, ilk adım, derin bir soluk, esen bir akşam ve ağacına yabancı olmayan meyveler. Çünkü insan bilir, erdem huzura götürür, huzur ise erdeme.

Tarkovski’nin 79 yapımı bir filminde şu repliğe rastlamıştım, çok huzur verici bulduğumdan dolayı paylaşmak istiyorum. ‘Katılık ve güç ölümün yoldaşıdır. Esneklik ise varlığın, tazeliğin, hayat doluluğun ifadesidir.' Herhangi bir suni kriz ile karşı karşıya kalmamış, ruh sağlığı ile oynanmamış bir bireyden beklenen şey esneklik, tazelik ve güncellik değil midir? Yeni bir söz söylememeli midir bu birey? İlk hasadın, ilk ehlileştirmenin ve ilk kentlerin kucağı olan Mezopotamya, erdemi ve huzuru sıcak kucağından sunmamış mıdır insanoğluna? Fakat insanoğlu bu şefkati sabote edip üzerine vahşi terimler ve sektörler silsilesi inşa etme eğiliminde olmuştur, kendince kısmen başarmıştır da. Bugün bu vahşet ve sunilik keşmekeşine diğer milletlere nazaran daha az bulaşmış ve erdem adına kısmen de olsa kendini bu olumsuzluklara karşı izole etmiş Kürd halkı, insanlığa insanlığın prototipini kendi bedeninde sunuyor. Bu korkunç misyonun sancıları ise her Kürd bireyinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Çünkü kirlenmiş olan kirlenmemişe amansızca saldırıyor. Temiz olana düşense kendini kirletmeden savunmak. Bundan dolayı her Kürd bireyi, bugün için misyonunu ve geleceğe dair vizyonunu eksiksiz ve net bir biçimde tanımlamalıdır.

Bugün biz!

Bugün biz, kendi ülkesinde vatansız yaşayan, toplum mühendisliklerinin en korkunç ve en sistematiğine maruz kalan, asimilasyona daha da fenası oto-asimilasyona boyun eğdirilmeye çalışılan bir halkın, ulusal kurtuluş mücadelesini kendine misyon edinmiş genç, yaşlı, kadın, erkek, emekçi, tüccar ve diğer onlarca toplumsal grubun oluşturduğu bir cepheyiz. Bugün biz, dilini, ülkesini ve kültürünü anadan kalma miras değil, evlatların emaneti olduğunu kavramış ve bu emaneti sıkı sıkıya korumayı, geliştirmeyi ve yarına aktarmayı görev bellemiş bir jenerasyonuz. Bugün biz, insan olmaktan kaynaklı, ana rahmine düştükten sonra her karışı hepimizin olan dünyaya gözümüzü açmış olmamızdan dolayı doğan, her insanın hava gibi su gibi ihtiyaç duyduğu hakları elde etmek için maalesef kendini paralayan dezavantajlı bir grubuz. Her dezavantajlı grup ise birtakım savunma mekanizmaları geliştirmek ile mükelleftir. Gelin biraz bu konunun üzerine yoğunlaşalım.

Dezavantajlı gruplar, toplumlar ne yapar?

Özelde insanlar, genelde ise canlıların tümünde istisnasız var olan -kiminde zayıf, kiminde güçlü- ‘yaşama içgüdüsü’ mahlukatların hayatta kalmasını, toplumsal sözleşmeler yapmasını ve savunma mekanizmaları geliştirmesini gerekli kılmıştır. Biz konumuz gereği insan özelinde ilerleyeceğiz.

Tarih boyunca dezavantajlı gruplar ve onların savunma mekanizmaları hep varolmuştur, bu determinizmin gereğidir. Örneğin; Spartaküs ve yoldaşları, başkaldırı sırasında dönemin en yetkin ve düzenli ordusu olan Roma lejyonlarına karşı nasıl direnebilmişlerdir? Veya Sparta, Atina’ya göre neden askeri tekniğe daha fazla önem vermiştir? Bu soruların cevabını üç aşağı beş yukarı hepimiz kestirebiliyoruz. Çünkü tehdit altındadırlar ve var olabilmek için hep bir adım önde olmak zorundadırlar. Biyologlar doğal seleksiyonu açıklarken sürekli en hızlı çita, en yavaş ceylan örneğini verirler. Bu örnek de konumuzdan uzak değildir fakat daha iyi anlaşılmak adına günümüzün somut örneklerini incelemek daha sağlıklı olacaktır. 

‘Türkiye’nin okuma-yazma oranının en yüksek olduğu yer neresidir?’ diye bir soru karşımıza çıktığı anda aklımıza ilk olarak Dersim gelecektir. Peki neden Dersim’de bireylerin çoğunluğu tahsile yönelmiştir? Eğitime ilgileri sadece memur maaşı alıp, sigortadan faydalanmak ve rahat bir emeklilik yaşama isteklerinden dolayı mıdır? Belki bunlar da etkendir ama hayır sadece bununla ilgili değildir mesele. Hitler iktidarda iken kadınların yaşam alanını 3K ile sınırlamıştır: “Kinder, Küche und Kirche/çocuk, mutfak ve kilise.” Böylece erkek egemenliğini kendi dar ve sığ dünyasında daha da perçinlemeyi amaçlamıştır. Türkiye’nin de beka sorunu olarak gördüğü ve kontrol altında tutmak istediği dezavantajlı gruplar vardır. Bunları 3K altında toparlayabiliriz: “Kürd, kızılbaş ve komünist.” Bu üç unsurdan bahsederken aklımıza Dersim’in gelmemesi mümkün müdür? Dersim bu üç unsurun da vücuda gelmiş halidir ve cumhuriyetin başından bu yana zapturapt altında tutulmaya, aşındırılmaya ve Dersimi Dersim yapan nüansından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Enstrüman olarak katliamlar, TTK’nın asılsız tarih teorileri ve incir çekirdeğini dolduramayacak hurafeler kullanılmıştır. Dersim ise ‘ben varolacağım’ demiştir ve kendini yarına ulaştırmak adına bir savunma mekanizması geliştirmiştir. Bu mekanizma eğitim ve aydınlanmadır.

Buna benzer bir diğer örnek ise İsrail’dir. Ortadoğu’nun teknolojik üstünlüğü kimin elindedir? Ortadoğu’da en iyi savunma stratejilerini hangi ülke geliştirmektedir? Ortadoğu ve çevre ülkeler tarımsal ihtiyaçlarını, başta tohum olmak üzere, hangi ülkeden karşılamaktadır? Bu soruların tek bir cevabı vardır, o da İsrail. İsrail’i buna zorlayan nedir peki? Yada şöyle soralım eğer ‘demir kubbe’ İsrail’in üzerinde dalgalanmasaydı ve İsrail vasat bir Ortadoğu ülkesi gibi davransaydı hali ne olurdu? Bu sorunun cevabını çok uzakta aramaya gerek yoktur, keza 60-70 yıl önce geçirdiği bir soykırım tecrübesi vardır zaten Yahudilerin. Ve ondan sonra Saddam’ın Irak’ı, Nasır’ın Mısır’ı ve baba Esad’ın Suriyesi’nin pratikleri ortadadır. Veya cevabı şu soruda da bulabiliriz, Ortadoğu’da yeterli derecede savunma mekanizması geliştiremeyen Beluciler ve Kürdlerin durumu nedir? Bundan bağımsız başka bir örnek ise Osmanlıda bezirganlık ve zanaatkarlık rolünü neden Ermeniler üstlenmiştir?

Bu örnekler ve sorular bize gösteriyor ki, tarih sahnesinde varolmayı seçen, kendini yarına ulaştırmaya karar vermiş gruplar savunma mekanizmaları var ise geliştirmeye, yok ise oluşturmaya çalışmaktadır. Milletler mozaiği içinde var olabilmek için ekstra bir çaba harcama gereksinimi her ne kadar dramatik olsa da gerçek budur ve bu gerçeği gözardı etmek, tamiri imkansız gedikler açabilir ruhumuzda. Yukarıda da belirttiğimiz üzere insanlığın, erdemin ve huzurun özünü kendi genetik kodlarında taşıyan Kürd halkı, öncelikle kendisi daha sonra tüm dünya halk ve milletleri için kendisini negatif dışsallıklara karşı korumalı ve yarına diri, taze ve esnek bir şekilde çıkarabilmelidir. Bu amacı kendine ideal edinen bireyler ise öncelikle organize olmalıdır. Aynı zamanda güncel, bilimsel argümanlar üzerinde yoğunlaşmalı, uluslararası konjonktürü iyi okumalıdır. Bu unsurların yanında Kürd halkının özgünlüğü unutulmamalıdır. Yine bu misyonu kendine ideal edinen bireyler, kendi ağacına yabancı meyveler gibi yavan kalmamak adına kendilerine yönelip, kendilerini tanımalıdırlar, çevre ilişkileri üzerine yaratıcı olabilmelidirler. Bunun için SWOT analizleri, paydaş analizleri ve diğer tekniklerin kullanımı gerçeği daha net görmek adına yardımcı olabilecek niteliktedirler. 

Yeni bir söze başlamak istiyorum ve ilk adımı IMPNews bünyesinde huzur ile esen bir akşamda atmış bulunuyorum. Derin ve uzun bir soluk olmasını dilediğim bu yolculuğun, hayatımda anahtar niteliği kazanmış iki kavram ile geçmesini umuyorum: “Xîret û denge/çaba ve denge!" İnsanı insan yapan, dengeli davranışlar ve umudun motive ettiği, mutluluğa ulaşma çabası değil midir? 

IMPNews gönüllülerine ve değerli okuyuculara yürekten bir ‘merhaba’ diyorum.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz