Kürdçe tiyatro varlık yokluk sorunsalı yaşıyor
“Biraz para kazandığımda ülkenin  sanat değmemiş kırsal yerlerinde sanat okulları açmak istiyorum. Bu okullarda ihmale, istismara uğramış, şiddet ve savaş mağduru çocukları sanat ile yoğurmak istiyorum.”
13.09.2018

IMPNews – Tiyatro oyuncusu Beritan Erdal Ayna ülkede halen 'sanat, sanatçı değer görme' gibi  sorunsallar ile uğraştıklarını, dev sanat kurumları, dev tiyatro solonlarının olmasına rağmen bunların içinde sanat, sanatçı olmadığını söyleyerek, son zamanlarda tiyatro salonlarında oyunlardan ziyade, ömrü boyunca açlık çekmiş tiyatro üstadlarının ölüm törenleri yapıldığına dikkat çekiyor. 

Kürd tiyatrosunun Türkiye’de ki halini Shakespare'nin ‘to be or not to be’ repliğine benzeten Erdal, Kürd oyuncuların bir varlık yokluk sorunsalı yaşadığını söylüyor. 

15 yıldan bu yana farklı alanlarda çalışan Kürd oyuncu Erdal Ayna oyunculuk, tiyatro algısı, ve sanat yaşamı ile ilgili IMPNews'in sorularını yanıtladı: 

-Niye tiyatrocu olur bir insan, bu nasıl bir güdü, sizde nasıl oldu tiyatro ile ilgi?

Yaklaşık 15 yıldır tiyatro yaşam biçimim olmuş durumda. Gerçek şu ki ben popüler olmak için tiyatroya bulaşmadım, ya da popüler olmak için tiyatroyu bir araç olarak kullanmadım. Bu benim tiyatro ahlakıma sığmaz. Tiyatro benim için bir yaşam şekli.

-Tiyatro, tiyatrocular nasıl görünüyor çevrende, diğer insanlar nasıl bakıyor, tiyatrocular mı, iyi maaşı olanlar mı?

Buna sadece tebbesüm edebilirim. Maalesef ülkemizde hala 'sanat, sanatçı değer görme' gibi  sorunsallar ile uğraşıyoruz. Bu soru sorulduğuna göre demek ki hala hakkettiği değeri görmüyor.  Sanırım bu alanda da iyi maaşı olanlar, daha çok inşaat sektörü revaçta. Dev mimari yapılar dururken  bizim uluslararası sanat camiasında sanata ne ihtiyacımız olabilirki var ki! Amena bizde dev sanat kurumları, dev tiyatro solonları var, ama içinde sanat, sanatçı yok, o binaları yapan inşaatçılar para kazansın diye sanki. Son zamanlarda tiyatro salonlarımızda oyunlardan ziyade, ömrü boyunca açlık çekmiş tiyatro üstadlarımızın ölüm törenleri yapılıyor. Yani salonlar sanatsal mekanlar değil de mimari mezarlar gibi.

-Sanatçılarn nasıl bir fonksiyonu oluyor topluluklar arasında, diğerlerinden var mı belirgin bir fark?

Sanaçı büyük görendir, büyük duyandır, büyük hissedendir. Bu anlamı ile sanat toplumun yoludur. Sanata sanatçısına değer vermeyen bir toplum kilometrelerce yolu yaya gitmek zorunda kalır. Veya okyanus ortasında pusulasını kaybetmiş dev bir geminin kaptanındır. Tam da budur. Sanat toplumun estetiğidir. Güzelliğidir. Kimliğidir. Bu anlamı ile sanat eseri de o toplumun kimliğidir. Sanata değer veren toplum düşünen toplumdur. Doğmatik değildir. Bana göre felsefe, sosyoloji  ve sanat bir ülkenin vatandaşlık bilgisidir. Ama üzülerek söylüyorum. Ülkemizde en çok gözardı edilen de bu üç alandır.

-Felsefeden, psikolojiden, sosyolojiden bahsetmişken. Biyografinizde felsefe, sosyoloji ve psikoloji öğrenimi de aldığınız yazıyor. Bu alanlardan tiyatroya geçiş ilginç değil mi?

Sosyoloji lisansımı Adnan Menderes Üniversitesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi'nde ikinci üniversite kapasmında felsefe öğrenimine başladım. Daha sonra Gelişim Üniversitesi'nde psikoloji yüksek lisansına başladım. Doğrusu bu üç alanı da oyunculuk için okumak istedim. Çünkü bir karakterin dramturjık özelliklerini çıkarırken o karakterin yaşadığı toplumu iyi analiz edip çözümleyebilmek gerekir. O karakterin yaşadığı ruhsal aksiyonlarını iyi analiz etmemiz gerkiyor. Başarılı bir karakter çıkarmak için kesinlkle psikoloji, felsefe ve sosyoljiyi bilmek gerek. Aksi takdirde çıkardığınız karakter eksik kalır.

-Tiyatrocular konservatuvara gitmiyor mu, yani orası gerekli değil mi eğitim olarak?

Oyunculuk için eğitim şart olduğunu söylemem gerek. Ancak ne eğitimi olursa olsun bunun 4 yıllık bir fakülte olmasının şart olması gerekmiyor. 

-Kürdçe büyümüş biri olarak Türkçe oyunlarda yer almak, diksiyon, şive sorunları nasıl oluyor bu işler?

Tiyatroya başladığım yıllarda sınavlarda iyi derecede diksiyon istiyorlardı. Ben de aşırı derece de şive vardı. Diyarbakır'daki tiyatrocu arkadaşlarım, büyüklerim; 'boşuna deneme, almazlar seni' diyorlardı bana. Ben de cesaret edemedim konservatuvara başvuru için. Hoş zaten eğitimini verecekleri bir konuyu neden şart koşuyor eğitim sistemi onu da anlamış değilim. Belki de o dönem girseydim konservatuvara diksiyonu çok daha kolay öğrenebilirdim. Ancak çok ısrar ve büyük bir çaba sonucu diksiyonu öğrendim. Bir de baktım ben artık diksiyon eğitimleri vermeye başlamışım. Daha sonra çok değerli tiyatro üstadları ile tanıştım. Başta Hüsnü Ertung bunlardan biridir. İyi hocalar ile iyi oyunlarda mutfakta çalıştım. Konservatuvar eğtimlerinde hangi derslerin verildiğini takip ettim. Bol bol okumalar yapıp çalıştığım oyunlarda uygulamaya çalıştım. Bunun yanında aldığım akademik eğitim bunu besleyince kendimi üretebildim. Tiyatro dünyasına girdikçe ne kadar eksik olduğumu anladım. Ve 15 yıldır hala her gün yeniden başlıyorum tiyatroya.

-Diksiyon oyunculukta şart mı peki?

Yani eğer sadece bir bölgenin oyuncusu olmak istemiyorsanız öncelikle yaşadığınız toplumda insanların ağız ve şivelerini bilmeli. Sadece bir yörenin değil. Siz zaten kendi yörenizin şivesini biliyorsunuz.. ve kendi yörenizdeki bir insanı rahatlıkla oynayabilirsiniz. Ancak oyuncu iyi gözelemci olmalı bana göre her bölgenin insanını kültürünü konuşma biçmini iyi gözlemleyip kendi dışında insanları da oynamalı. Oynayabilmeli. Diksiyona gelince. Diksiyon insanın kendini iyi, net anlaşılır şekilde anlatma biçimidir. Düşünsenize kendisini ifade edemeyen bir oyuncu oynadığı karakteri nasıl çıkarabilir. Nasıl anlatabilir. Şivenin bile kendi içinde bir diksyon sanatı vardır. Diksiyon demek sadece İstanbul Türkçesi konuşmak değil.

-Peki Türkiye’de Kürd tiyatrosu ne durumda? Bir zamanlar İstanbul, İzmir gibi kentlerde Kürdçe tiyatro yapan gruplar vardı. Diyarbakır’da kurulmuştu bir kaç grup. Ne oldu onlara, devam ediyor mu Kürdçe tiyatro gruplarının oyunları? 

Kürd tiyatrosunun Türkiye’de ki hali Shakespare'nin ‘to be or not to be’ repliğini  yaşıyor. ‘Olmak ya da olmamak’ işte bütün mesele bu. Bir varlık yokluk sorunsalı ile birlikte nefes alıyor Kürdçe tiyatro. 'Kürdçe tiyatro yapmak mı ya da konusu Kürd kültürü veya Kürdler olan oyunlar mı?' Bu başlı başına bir tartışma konusu. Kürd tiyatrosunun kaderini geçen günler içinde kaybettiğimiz tiyatrocu Mahmut Emin Yalçınkaya'nın kaderine benzetiyorum biraz. Bir çok tiyatro grubu var,  ama nedense çok az Kürdçe tiyatro oyunu var. Bunun da gerekçeleri var tabi. Çoğu başarılı Kürd tiyatrocu Avrupa’ya göçüyor. Burda yaşayanlar da belediyelere atanan kayyumlar sonucu salonları kapandığı için oyun çıkaramıyor. Kayyumlar sanatsal çalışmalara da  yeteri kadar  önem vermiyor. Ve eksik kalıyor haliyle. Şu an oyuncular kendi başlarına Kürdçe oyunlar çıkarmaya çalışıyor ama bunun da zorluklarını epey fazla. Yani herhangi bir kurumsal destek verilmiyor.

-Peki onca gruba ne oldu?

Mezopotamya Kültür Merkezi, Amed Şehir Tiyatrosu ve Şermola Performans dışında şu an Kürdçe tiyatro yapıldığını göremiyorum. Tabi Türkiye'deki siyasal sürecin Kürd tiyatrosu, Kürd oyuncular üzerinde büyük etkisini göz ardı etmemek lazım. Kürdler Türkiye’nin en fazla nüfusuna sahip haklarından biri. Bu anlamda bile hem Kürd hem de Türk kurumlarının destekleri olmalı. Kürd tiyatrosunun kendini içinde de ciddi sorunları var. 'Bu grup şu ideolojiden, şu grup su ideolojiden diye diye' Kürd tiyatrocular bir araya gelmiyor ve kendi aralarında bir ötekileştirme yaşıyor. Diyecek çok şey var ancak tabi ki ancak şu an bunları söylemekle yetineyim.

-Şu sıralar oyunculuk denince akla TV dizileri geliyor. Türkiye'de birkaç kişiden biri dizilerde oyunucu imiş. Bu derece yaygın bir sektör dizi. Peki tiyatro ve dizi-sinema oyunculuğu arasında nasıl bir fark var?

Bu üç alan arasında bariz farklar var. Bence her üçünde de oyuncu veya oyunculuk yöntemi hemen hemen aynı olmalıdır. Tiyatro demek abartılı büyük oyunculuk demek değildir. Eric Moris’in dediği gibi 'bir olma sürecidir' oyunculuk. Sinema, dizi, tiyatroda da bu böyle olmalı. Karakterin dramturjisi en iyi şekilde yapılmalı ve oyle kamera karşısına çıkarılmalı veya sahneye çıkmalı. Aksi taktirde bir taklit olur. Bir canlandırma olur. Bu da bir yetenek değildir bana göre. Oyunculuk yaratıcılığı gerektirir. 

-Herkes oyunculuğun sonradan öğrenilemeyeceğini, doğuştan gelen bir yetenek olduğunu söyler, doğru mu bu?

Ben oyunculuğun doğuştan bir yetenek olduğuna inanmıyorum. Lock’ın Tabula Rossa’sına inanıyorum.

-Yani ne?

Yani her şey sonradan da öğrenilir. Kimse doğuştan deha değil, anne babası veya yaşadığı toplumun aitlikleri sonradan ona yüklenir. O da kabul edip öyle bir yaşam biçmi alır. Tabi bu felsefik ve sosyolojik bir tartışmayı gerektiriyor, ancak ben yaşantıların ve çevresel faktörlerin kişilik üzerinde büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Kişiliğin gelişim süreçlerinde bazı dönüm noktaları vardır. O dönüm noktalarında kişilik oluşur. B uda psikolojik bir tartışma gerektiriyor.

-Sinema, dizi gibi projelerle ilginiz var mı, oynadınız mı?

Yaklaşık 25 yetişkin oyununda rol aldım. Bunların bir kısmında rejisör olarak çalıştım. Mavi Ring, Imik-Adana yollarında, Karımı Gördünüz mü, Demir Atli Giringo, Ay Karanlık gibi sinema filmlerinde ve başta Kürdçe olmak üzere Türkiye'de çekilen dizilerde 110 bölümde  rol aldım.

-Şu an nelerle, nasıl projelerle ilgileniyorsunuz?

Ege bölgesinde oynadığımız Hüsnü Ertung’un yazıp yönettiği Latmos’a Rahmet Geldi adlı tiyatro oyuna devam ediyoruz. 4 Ekim’de Aydın Belediyesi Kültür Merkezi Hidayet Sayın Tiyatro Salonu'nda gösterim var. 

-Peki  bu işe ilgi duyan gençlere mesaj var mı?

Bu mesleğin avantajlarından faydalanıp popüler olmak için değil ancak gerçekten oyunculuk yapmak için tiyatro deryasına girilmeli. Bir derdi olmalı bir sanatçının. Bir dertleri, bir mesajları yoksa, sahne ışıklarına aldanmasın kimse! 

-Sanatçılar hayal kurar, sizin nasıl bir hayat hayaliniz var?

Öncelikle sanatsal olarak kendimi bir yere taşıdığımda ve tabi biraz para kazandığımda ülkenin  sanat değmemiş kırsal yerlerinde sanat okulları açmak istiyorum. Bu okullarda ihmale, istismara uğramış, şiddet ve savaş mağduru çocukları sanat ile yoğurmak istiyorum. Ülkenin dört bir yanına belki de dünyanın başka başka ülkelerine gidecek bu çocuklar buralarda filmler, tiyatro oyunları yazacak oynayacaklar. Bu bir hayal  ama ütopya değil. Ben hayal kurmadan bir insanın bir beden yığınından ibaret olduğunu düşünüyorum.Bunun için önce kendim sanatçı olmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki sanat ile güzelleşecek dünya. Sanat ile yok olacak zulum. Sanat ülkelerin ruhu, kalbi, duygusudur. Çok çalışmalı, çok okumalı, çok üretmeliyiz vesselam. Çünkü en çok bizim sanata ihtiyacımız var.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz