İdlib: Bir kıyamet provası
İdlib-Reyhanlı arası 50 kilometre, İdlib-Antakya arası 90 kilometre. Rusya ve Suriye orduları İdlib’e saldırdıklarında ne olacak sanıyorsunuz! Vahşilikte sınır tanımayan bu militanlar Türkiye’den başka nereye kaçabilirler ki! Daha burunlarının ucunu göremeyenler bunu öngörmüş müdür?
13.09.2018

Hakan DEMİR

Malumunuz, Suriye’de Esad rejiminin ordusu, bu ordu içinde başat rol oynayan İran birlikleri ve destekçileri Rusya, İdlib kapılarına dayandı. Rusya havadan, rejim ordusu karadan toplarla ve az maliyetine karşın büyük hasarlar verebilen varil bombalarıyla bu yorgun şehri bombalıyor. 

Savaştan önce Suriye’nin küçük şehirlerindendi İdlib. Bugünse nüfusu 3,5 milyona dayanmış bir mahşer yeri. Gelenler nereden mi geldi? Her yerden! Suriyeliler, Suriye’nin dört bir tarafından güvenli olduğunu düşündükleri için İdlib’e geldiler ve bu anlaşılabilir bir durum. Peki ya diğerleri; Çin’in neredeyse hiç hayat hakkı tanımadığı tam da bu sebeple radikaller tarafından kolayca devşirilebilen ve sayıları 15 bini bulan Uygur Türkleri, Kafkasya’da Ruslar karşısında hezimete uğrayan Çeçenler, önce olayı bir macera veya ütopik bir İslam devleti kuruluşu olarak gören sonra savaşın dehşet verici boyutuyla karşılaşan Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden devşirilenler, her biri bir diktatör tarafından yönetilen Orta Asya ülkeleri Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan’dan gelenler… 

Günlerdir yazılanlara bakıyorum, IŞİD ve türevlerinden yaklaşık 100 bin savaşçının İdlib’de olduğu söyleniyor. Düşünebiliyor musunuz, 100 bin! Bunların yaklaşık 20 bini Suriyeli bile değil (hangi ülke üzerinden geldiklerini söylememe gerek yok sanırım). 

Fehim Taştekin’in yerinde ifadesiyle Suriye bir cehennem borsası halini almış; İran, Türkiye, ABD, Fransa, Rusya, Çin hatta İtalya… Hepsinin ayrı bir planı var ve hepsi bir şekilde Suriye’ye çöreklenmiş vaziyette. 

İran baştan beri Esad’ın yanında. Bu uğurda on milyarlarca dolar harcadılar. Sonrasında bu ikiliye Rusya katıldı. Bundan sonra da savaşın seyri değişti. Esad, Rusya’nın yardımı olmadan da bu savaşı kazanırdı, tabii çok daha uzun ve kanlı bir şekilde olurdu bu. Dolayısıyla değişen zamanı ve dünyayı okuyamadıkları gibi Suriye’yi de okuyamayan Türkiye’deki hilafet heveslileri Suriye’de çok büyük hatalar yaptı. Türkiye, ABD ve Körfez krallıklarının gazına gelmeseydi, neredeyse 200 yıl geçtiği halde kendi demokrasini oturtamamış olmasına rağmen Esad’tan 3 ay içinde demokrasiyi tesis etmesini dikte edercesine istemeseydi, her gün tehdit üstüne tehdit savurmasaydı, ne idüğü belirsiz azgın bir gürûha maaş dâhil her türlü desteği vermeseydi yani Suriye’yi bataklığa çeviren ülkelerden biri olup üstüne üstlük boğazına kadar bu bataklığa saplanmamış olsaydı bugün çok farklı şeyler konuşuyor olurduk. 

Yukarıda da bahsettiğim gibi 100 bin radikal militan bu zekilerin(!) işi. Suriye ile aramız iyiyken sınırlar bu kadar açık değildi. Gelen geçti, geçen patlattı, öldürdü, yaktı, yıktı sonra hiç sınır yokmuş gibi gitti. Bırakın yakalanmayı bazı militanlar Türkiye tarafından tedavi edildi. Yetmedi, rejim ordusu ve destekçileri tarafından yenildiklerinde Türkiye aracı oldu, bulundukları yerden tahliye edilip İdlib’e getirildiler.

(Devletimiz ve de hükümetimiz ne yüce gönüllü öyle değil mi? Yalnız kendi halklarına karşı pervasız ve ceberutlar ama olur o kadar. Her neyse, konumuza dönelim).

İdlib-Reyhanlı arası 50 kilometre, İdlib-Antakya arası 90 kilometre. Rusya ve Suriye orduları İdlib’e saldırdıklarında ne olacak sanıyorsunuz! Vahşilikte sınır tanımayan bu militanlar Türkiye’den başka nereye kaçabilirler ki! Daha burunlarının ucunu göremeyenler bunu öngörmüş müdür? Hiç sanmam! Görselerdi Tahran Zirvesi’ndeki rezalet yaşanır mıydı hiç! Putin, ateşkes isteyen Erdoğan’ın gözünün içine baka baka “teröristler burada yok, ateşkesi kiminle konuşacağız” diye sordu. Hem de canlı yayında gerçekleştirilen bir zirvede! 

Erdoğan ve AKP yönetimindeki Türkiye’nin, yöneticilerin feci körlüğü sebebiyle, yalnız Suriye’de değil bütün Orta Doğu’da akan kanda payı olan İran ve müttefiki Rusya tarafından inanılmaz bir tuzağa çekildiğini Sözcü’den Zeynep Gürcanlı gayet açık bir şekilde anlattı! Türkiye’nin bir süre sonra teröre destek sağlayan ülkeler listesine alınabileceğini, Türkiye’ye yönelik yaptırımlar uygulanabileceğini düşünen yok. Ve bu ancak kör kütük bir körlük olarak tanımlanabilir. Türkiye’yi hâli hazırda esir almış ve geleceğini de yutmak üzere olan bir körlük!

Dolar tahmini! 

Atilla Yeşilada, Türkiye’nin iyi ekonomistlerinden. Kendi Youtube kanalında yayınladığı ve benim de takip ettiğim videolarından birinde yılsonu dolar tahminini 5,5 TL olarak açıkladı. Sonra bir video daha hazırladı ve bu videoda dolar tahminini neden 5,5 TL olarak belirlediğini izah etti. 

Mevzu şu; Atilla Yeşilada’ya göre Erdoğan’ın dolarla değil de kendi para birimi ile ticaret hedefi tutmayacak, yönünü birkaç ay önce kavgalı olduğu Avrupa’ya dönecek ama oradan da kredi bulamayacak ve Türkiye ödemesi gereken borçları ödeyemeyecek, birçok şirket iflas edecek böylece Erdoğan ve saraylılar çok sıkışacakları için akıllarını başlarına alacaklar, ABD ile uzlaşma arayacaklar ve bu ihtilaf en geç Ekim’de sona erecek, sonrasında Türkiye’ye yönelik kredi ablukası ortadan kalkacak ve yatırımcılar tekrar Türkiye’ye gelecek… Yani Türkiye, önce dibe vuracak ve ancak ondan sonra saray aklını başına alacağı için ülke toparlayacak. 

Dediğim gibi Atilla Yeşilada iyi bir ekonomist ancak bu analizine katılmam mümkün değil! Sayın Yeşilada’nın analizinde o kadar çok değişken var ki! Hususiyle bir tanesine gülmeden edemedim; “Erdoğan yatırımcıya güven verecek…” Sadece merkez bankasını değil toptan ülkeyi arka bahçesine çeviren Erdoğan mı uluslararası yatırımcıya güven verecek? Bu ülkenin kerli ferli işadamları bile hükümete güvenmediği için yatırımlarını yurt dışına taşıyalı çok oldu.

Sözün özü; hükümetin aklını başına alacağını düşünmüyorum çünkü bu hükümetin var olabilmek için karışıklığa ve istikrarsızlığa, demokrasinin ve özgürlüklerin askıda kalmasına ihtiyacı var. Hukukun ve demokrasinin tekrar işletilmesi, şeffaf bir devlet mekanizmasının oluşturulması halinde ne saraylılar ne de Erdoğan koltuğunu koruyamaz ve bu, kendileri tarafından çok iyi biliniyor. 

Yani Erdoğan yeniden hukuka dönmez ve ekonomi de düzelmez! Türkiye’nin dibe vuracağı konusuna gelince, ona tamamen katılıyorum.

 

Hakan Demir - Araştırmacı, yazar. Lefke Avrupa Üniversitesi ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde iki yüksek lisans yapan yazar, halen biri Almanya'da diğeri Fas'ta, iki farklı üniversitede iki doktora üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Güney Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi birbirinden oldukça farklı coğrafyalarda yaşayan ve araştırmalar yapan yazarın akademik makalelerin yanı sıra yayınlanmış iki kitabı mevcuttur: 

-1964 Askeri Müdahalesi Öncesi ve Sonrası Brezilya Dış Politikasına Genel Bir Bakış (Lambert Academic Publishing)

-Türkçe’nin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Materyal ve Teknik Tasarlama / Kullanma ( Lambert Academic Publishing)

 

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz