Avrupa’da pro-faşizmin hayaleti! 
Avrupa’da özellikle 2010’lu yıllar ile birlikte kıtanın neredeyse tümünde kitlesel olarak gelişen, siyasete ve diğer alanlara yansıyan aşırı sağcılaşma eğilimi giderek tırmanıyor.
12.09.2018

Fırat BADIKANLI

IMPNews - Avrupa’da özellikle 2010’lu yıllar ile birlikte kıtanın neredeyse tümünde toplumsal olarak gelişen, siyasete ve diğer alanlara yansıyan aşırı sağcılaşma eğilimi giderek tırmanıyor. En son Almanya’nın Chemnitz kentinde sağcıların sokak ortasında ‘yabancı görünümlü’ insanları kovalamasına dek tırmanan bu aşırı sağcı tehlike ülke barışını da tehdit eder bir duruma geldi. 

Popülist hareketler olarak başlayan sağcı akımların giderek, faşizan, ırkçı, yabancı düşmanı, demokrasiyi ve Avrupa Birliği ile değerlerini tehdit eder duruma gelmesi insanlık için tarihi için de önemli bir ivme. Elbette bu aşırılık akımı sadece Avrupa'ya mahsus değil, ancak Avrupa'nın demokrasi standartlarının bile engelleyemediği bu akımların dünyanın diğer ülkelerinde çok daha hızla yayılabileceği endişesine neden oluyor. 

Avrupa ülkelerinde yapılan seçimlerin sonuçları, en demokratik ve gelişmiş ülkelerde bile aşırı sağcı ve ultra-milliyetçi akımların güçlendiğini ortaya koyuyor.

Avrupa’da ikinci dünya savaşının ön yıl öncesinde başlayan ve giderek Almanya, İspanya, İtalya gibi ülkelerde iktidar olan faşist partilerin toplumsal yükselişi sürecine benzeyen bugünkü durumun temelinde ise ekonomik faktörlerden ziyade “kontrolsüz göç, ırkçılık, islamofobi” gibi görünür gerekçeler üzerinden yükseliyor. 

Mülteci, yabancı ve göçmenleri dışlayan, tek tip toplum yaratma emeliyle hareket eden bu partiler ve temsilcileri, seçimler sayesinde iktidarda kendilerine yer bulurken, kimi zaman da ana muhalefet partisi konumuna yükseliyorlar.

BBC'nin haberine göre, ortaya çıkan tabloda 2008 yılında yaşanan krizin ve göç krizinin etkisi büyük. Buna karşın, aşırı sağcı akımların küreselleşme ve AB çatısı altında yetkilerinin bir bölümünü Brüksel'e devretmelerinin de bu sonuçta önemli bir payı bulunuyor. Bu aşırı görüşler, göçmen, İslam karşıtlığında birleşiyor ve AB'ye karşı çıkıyor. 

Avrupa genelinde milliyetçi ve aşırı sağcı siyasi hareketler seçimlerden büyük kazanımlarla çıkıyor. Bazı siyasi hareketler iktidarda kendilerine yer bulurken, kimileri ana muhalefet konumuna yükseliyor. Aşırı sağcı ve milliyetçi hareketlerin bu kazanımları kendilerini merkezde konumlandıran partileri de çizgilerini gözden geçirmeye zorluyor. Art arda gelen bu seçim sonuçları kısmen 2008 küresel ekonomik krizinin ve Avrupa Birliği'nin (AB) hâlâ kalıcı çözüm aradığı göç krizinin yansımaları olarak değerlendirilebilir.

Ancak yükselen aşırı sağcı akımların uzun yıllardır süregelen küreselleşme ve AB özelinde ülkelerin egemenlik yetkilerinin bir bölümünü Brüksel'e devretmelerinden de beslendiği düşünülüyor.

Avrupa genelinde yükselişte olan partilerin siyasi görüşleri farklılık gösterse de benzer temalar öne çıkıyor: Göçmen karşıtlığı, İslam'a karşı olumsuz bakış açısı ve AB projesine şüpheyle yaklaşmak. Avrupa kıtasında sağcı yükselişin geliştiği ülkelerin durumu kısaca şöyle:

Avrupa sokaklarında Hitler'in hayaleti dolaşıyor!

 

İtalya:

Seçimlerden net bir sonuç çıkmaması ve aylar süren belirsizliğin ardından ülkenin iki popülist partisi Beş Yıldız hareketi ile Lig, koalisyon kurmaya karar vermişti.

Siyasi yelpazenin uç noktalarından çıkarak geniş kitlelerin desteğini çeken bu hareketler hem 2008 krizinden en çok etkilenen AB ülkelerinden birisi olan hem de göçmen krizini en belirgin şekilde yaşayan ülkelerden olan İtalya'da yükselişe geçti. Eski adı Kuzey Ligi olan Lig, İtalya'nın kuzeyinde ayrı bir ülke oluşturma hedefinden vazgeçip ülkeyi yöneten koalisyon ortaklarından birisine dönüşmüş durumda. Koalisyonun programında belgeleri olmayan göçmenlerin kitlesel olarak sınır dışı edilmeleri var. Lig hareketinin lideri ve yeni hükümetin İçişleri Bakanı Matteo Salvini, Sicilya Adası'na gerçekleştirdiği ziyarette, Sicilya'nın 'Avrupa'nın mülteci kampı olmaktan çıkarılması gerektiğini' ifade etmişti.Hem Lig, hem de Beş Yıldız hareketi Euro Bölgesi'nin bir parçası olmaktan da rahatsız.

Almanya:

Almanya için Alternatif (AfD) partisi sadece beş yıl önce kurulmuş olmasına rağmen, federal parlamentoya girmeyi başarmış durumda. Başlangıçta Euro Bölgesi karşıtı bir hareket olarak yola çıkan AfD, daha sonra göçmen ve İslam karşıtı bir siyasi oluşuma evrildi.

AfD liderleri ise İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilerin işlediği insanlığa karşı suçları mazur göstermeye çalışmakla suçlanmıştı. AfD'nin yükselişinin Başbakan Angela Merkel'in göçmenlere yönelik 'açık kapı politikası'nın yarattığı rahatsızlığın bir yansıması olduğu görüşü yaygın.

Göçmen krizinin zirve yaptığı 2015 yılında Merkel sınır kontrollerini gevşetmiş ve sayıları 1 milyonu bulan Suriyeli, Afgan ve Iraklı göçmen Almanya'ya gidebilmişti.

Merkel'in öncülük ettiği Hristiyan Demokratlar bloku geçen yıl düzenlenen seçimlerde son 70 yıldaki en kötü seçim sonuçlarını alsa da Sosyal Demokrat Parti ile koalisyona giden Merkel dördüncü kez Başbakanlık koltuğuna oturmayı başardı.

AfD ise parlamentoda ana muhalefet partisi konumuna yükseldi ve bugüne kadarki en büyük siyasi başarısını elde etti. Ancak AfD'nin yükselişiyle birlikte Merkel'in tonunda da değişiklikler gözlendi. Hükümeti kurduktan sonra yaptığı ilk konuşmada Almanya Başbakanı 2015'deki 'insani istisna'nın tekrarlanmayacağı sözünü verdi, sınır güvenliğini artırma vaadinde bulundu.

Almanya'da ırkçıların kullandığı söylemlerden bir islamofobi

 

Avusturya

Muhafazakâr Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ve aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) geçen yılki seçimlerde koalisyon hükümeti kurdu. Muhafazakârlar, merkez soldaki Sosyal Demokratlarla birlikte uzun süredir Avusturya politikalarında etkisini sürdürüyordu. Almanya'daki gibi, göçmen krizi Avusturya'daki sağ partiler için de önemli bir kampanya aracı oldu. Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, göçe karşı sert bir duruş sergiledi hatta FPÖ Kurz ve partisini söylem ve politikalarını çalmakla suçladı.

Seçimlerden sonra da, önce okullarda başörtüsü yasağı getirilmesi ve göçmenlerin telefonlarına el konulması gibi gibi öneriler getirildi.

İsveç

Pazar günü düzenlenen seçimlerde, resmi olmayan sonuçlara göre İsveç Demokratları (SD) oyların yüzde 17'6'sını aldı. Partinin bir önceki seçimde oyu yüzde 12,9 seviyesindeydi. Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin oy oranı da merkez sağdaki dört partinin ittifakı olan İttifak'ın oy oranı da yüzde 40 civarında. 2015'te Avrupa'ya göç akınının yükselişe geçmesiyle ülkede göçmenlerle ilgili kaygılar artmış, SD'nin oyunda hızlı bir artış gözlemlenmişti.

Partinin köken Neo-Nazi ideolojisine dayanıyor ancak geçtiğimiz yıllarda yenilenmeye gitti ve 2010'da parti ilk kez parlamentoya girdi. Sosyal Demokratların azınlıklara hoşgörü politikaları karşısında SD, göç denetiminin sertleşmesini istiyor. Ancak İsveç'teki resim birçok ülkeden farklı. İsveç herhangi bir Avrupalı ülkeye göre kişi başına çok daha fazla göçmen barındırıyor. Göçmenlere olan tavrı da çok daha olumlu bulunan ülkelerden.

Macaristan

Nisan ayındaki genel seçimleri, tüm oyların neredeyse yarısını alan sağcı iktidar partisi FİDESZ kazandı. Seçim öncesi dönemde radikal sağ çizgiden merkez sağa doğru pozisyon alan JOBBİK oylarını arttırarak Macar parlamentosunda ikinci parti haline gelmiş olsa da, seçimlerde aldığı oy oranı beklenenin çok altında kaldı. Başarının nedeni Başbakan Viktor Orban hükümetinin Avrupa'ya yönelik mülteci akınının sürdüğü bir dönemde kamuoyunda beliren kaygıları zamanında ve doğru okuyarak, buna göre politika belirlemesi olarak gösterildi.

Orban uzun süredir kendisini Macaristan ve Avrupa'nın Müslüman göçmenler karşısındaki savunucusu olarak tanıtıyor. Bir kez "Karışık nüfuslu bir Avrupa kimliksiz bir Avrupadır" demiş, bu yorumu nedeniyle ırkçılıkla suçlanmıştı. Orban halen Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya dahil AB'nin kota sistemine dayalı göç politikalarına karşı çıkan Orta Avrupa ülkelerinin sesi olarak görülüyor.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz