Cesur bir Başbakan, Kürdler ve Öcalan’dan devletimiz ve halkımız adına özür dilemeli
PKK Lideri Öcalan’ın Kenya’nın başkenti Nairobi’de Türkiye’ye teslim edilmesi sürecinin yakın tanıklarından Yunan EYP Subayı Kalanderis, Kürd-Yunan ilişkilerini, Öcalan operasyonunun kimi bilinmeyenlerini ve kendi yaşamı ile gelişmeleri IMPNews’e açıkladı. 
10.09.2018

Yavuz ÖZCAN

IMPNews - PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Kenya’nın başkenti Nairobi’de Türkiye’ye teslim edilmesi sürecinin yakın tanıklarından Yunan İstihbarat Servisi Subayı Binbaşı Savas Kalanderis, Kürd-Yunan ilişkileri, Öcalan’ın yakalandığı operasyonun kimi bilinmeyenlerini ve kendi yaşamı ile ilgili gelişmeleri IMPNews’e açıkladı. 

Öcalan, 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkıp, Yunanistan, İtalya, Rusya, Tacikistan, Beyaz Rusya ve Korfu adası arasında örülen çok uluslu bir organizasyon ile Kenya’ya götürülmüş, orada bir süre Yunanistan Büyükelçiliğinde tutulduktan sonra, Türk görevlilere teslim edilmişti. 

Öcalan’ın Yunanistan’da bulunduğu ve Kenya’ya götürüldüğü süreçte yanında bulunan Yunanistan İstihbarat Örgütü (EYP) subayı Savas Kalanderis, bu olaya dair anılarını “Öcalan'ın Teslimi: Hakikatin Zamanı” adlı kitabında topladı. Kalanderis, Türkçe’ye de çevrilen kitabında kendi tanıklığıya Kenya olayını, Öcalan ile ilişkisini, Yunanistan’ın bu olaydaki rolünü anlatıyor. Bu olayın ardından EYP’den istifa ederek sivil yaşama geçen Kalenderis’in halen Kürd çevreleri ile ilişkileri devam ediyor. Kalanderis’in sorularımıza verdiği yanıtlar:

-Yunanistan ile Türkiye ilişkilerinde bir gerilme var. İki Yunan askeri tutuklu kaldı uzun süre, sonra da Ankara’nın Avrupa ile ilişkilerini yumuşatma kararı üzere salıverildiler. Türkiye neden Yunanistan ile gerginlik siyaseti izliyor sizce?

Türkiye’nin Yunanistan'a karşı sabitlenmiş bir stratejisi var, bu milli bir politikadır ve hiç bir hükümet bunu değiştiremez. Ege ile ilgili milli planları ve hedefleri vardır. Batı Trakya için ve Kıbrıs için benzer planları vardır. Bu hedefleri kontrollu gerilim politikasıyla gerçekleştirmek istyor. Savaşla değil, kontrollu gerilim politikasıyla, ve bu politikasının bir parçası olarak değişik krizler çıkararak yapıyor.

-Yunanistan yaşadığı son ekonomik krizden sonra iç sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. Uluslararası politikada ve adeta Avrupa Birliği’nde görünmez oldu. Ülkenizin yeniden Avrupa ve bölge siyasetinde parlaması gerekmez mi? Yunanistan gibi tarihsel süreçte önemli bir aktörün daha aktif bir dış siyaset izlemesi gerekmez mi?

Yaşadığımız kriz sadece ekonomiden ibaret değil. Toplumsal, manevi, politik kriz var ve tüm bunların sonucunda ekonomik kriz geldi. Bu krizle beraber, solcu maskesi ile marjinal ve popülist güçler ortaya çıktı, iktidarı ele geçirdiler, dış politikada marjinal uygulamalar başladı. Haklısınız, Yunanistan dış politikasının yeniden parlaması gerekiyor. Avrupa, bölge ve dünya politikasını yenilemesi gerekiyor. Ve tabi bölgesel politikasının ana omurgasında, Türk yayılmacı politikasından endişe duyan devletler ve milletler ile ortak bir strateji oluşturması gerekiyor. Ve bu stratejsinin ana omurgasının önemli bir parçası da Kürd halkı olmalıdır. Kürd halkından kastım tüm Kürdlerdir. Türklerin bu yayılmacı politikasına karşı yalnız kalırsak, Türkiye bizi yutar. Hep beraber ortak bir strateji oluşturursak, bu yayılmacılığı hep birlikte bertaraf edebiliriz.

-Türkiye’den çok sayıda mülteci Yunanistan üzeri Avrupa’ya geçiyor. Ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz yıl bu mültecileri Avrupa’ya karşı koz olarak tuttuklarını ve gerektiğinde Avrupa’ya geçmeleri için yolları açacaklarını söyledi. Mülteci tehdidi halen devam ediyor. Yoğun mülteci akımı Avrupa’daki siyasi dengeleri de bozdu. Almanya, İtalya gibi bir çok ülkede popülist sağcı partiler tırmanışa geçti. Yunanistan’ın bu konuda bir tavrı yok mu?

Maalesef, bu anlattıklarınız manzara, 2015 yılı sonrası Yunan hükümetin politikalarının sonucudur. İdeolojik nedenlerden ve ekonomik nedenlerden dolayı sınırları Avrupa’ya ulaşmak isteyen mültecilere açtı. Bunu Türkiye de önemli bir koz olarak kullandı ve kullanıyor. Bununla Avrupa’ya şantaj yapıyor. Ve tabi Avrupa ülkelerinin toplumsal reaksiyonlarının sonucu olarak popülist, sağcı ve ırkçı kesimler güçlendi. Kanımca, bu bir reaksiyon sonucudur ve ideolojik değildir.

-Bir zamanlar Yunanistan ile Kürd siyasi hareketi arasında ciddi ilişkiler vardı. Ancak özellikle Öcalan’ın yakalanması ardından bu ilişkiler bitme noktasına geldi. Atina yönetimi neden Kürdlerden yüz çevirdi? Bu bir NATO siyaseti mi, yoksa Yunanistan’ın iç dinamikleri mi buna karar verdi?

1984 den itibaren, Yunan-Kürd ilişkileri çok güçlüydü. 1996 den sonra, Andreaw Papandreu iktidarı Simitis’e devrettikten sonra, Yunanistan’ın Türkiye politikası değişmeye başladı. Yeni bir strateji ortaya çıktı. Kıbrıs’ın, Avrupa Birliği’nin tam üyesi olabilmesi için, Yunanistan, AB’nin Türkiye ile Gümrük Birliği antlaşmasını kabul etti ve ilk defa vetosunu geri çekti. O zamandan beri, Yunan-Kürd ilişkileri gerilemeye başladı. Tabi, en büyük darbe, Öcalan’nın uluslarası bir komplo ile yakalanıp Türklere teslim edilmesiyle yedi. O zaman, benim açıklamalarım sonucu üç bakan istifa etmişti ve hükümet de gitti geldi. O, politik sistemde bir travma, derin bir yara açtı. O yara hala var. ‘Kürdlerle ilişki kurun’ denildiği zaman, politikacılar şüpheyle bakıyorlar artık, ‘yarın öbür gün, bizim başımıza da bir sorun patlar mı’ diye düşünüyorlar. 

-Yeni bir başlangıç için taraflar ne yapabilir?

Yunan-Kürd ilişkileri, bölgesel durumun gerektirdiği gibi, ortak çıkarlarımızın gerektirdiği gibi değil ne yazık ki. Yeni bir başlangıç için bence, yürekli bir Yunan Başbakanı, Kürdlerden ve Öcalan’dan Yunan devleti ve Yunan halkı adına özür dilerse, o zaman yeni bir başlangıç yapabiliriz. Ve eskiden beri söylediğim gibi, kimseye karşı değil, ortak çıkarlar ve bölgenin istikrarı ve barışı için stratejik bir ilişki kurmamız gerekiyor bütün dört parçadaki Kürdlerle. Bunu tarihin kendisi ve gelecek emrediyor.

-Atina hükümeti ile Güney Kürdistan hükümeti arasında da ciddi bir ilişki kurulmadı. Neden böyle bu durum var, oysa Kürdler ile Yunanlılar arasında özellikle Türk tehdidine karşı bir psikolojik yakınlık var. Neden Kürdler ile Yunanlılar son yıllarda uzak düştüler? 

Yukarda belirttiğim gibi, Öcalan olayı, Yunan siyaset sisteminde derin bir travma ve korku iklimi bıraktı. Onun için ‘yürekli bir başbakan gerekiyor’ dedim. Güney Kürdistanla ilgili bir kaç yıl önce, Samaras hükümetini ikna ettim ve Başbakan Samaras’ın izniyle, üç partiden oluşan bir milletvekili heyetiyle, Erbil ve Süleymaniye’ye gittik. Yarı resmi bir ziyaretti. Ordaki yetkililer, Meclis Başkanı, Meclis Başkan vekili, bazı bakanlar, Hewler ve Süleymaniye yetkilileri, KDP ve YNK yetkilileri ile görüştük ve bizi çok sıcak karşıladılar, misafirperverlikle bizi ağırladılar. O dönemde, Yunan Başbakanı Bölgesel Kürd Yönetimi’nin Başbakanı ile Roma’da bir araya geldi. Fakat sonrası gelmedi. Başbakan Samaras kendisi bizzat ilgilendi Erbil’de bir Başkonsolosluk açmak için, ama bir türlü olmadı. Şimdiki hükümet de o Başkonsolosluğu açmak istedi ama yine olmadı. Sanırım, Ankara ve Bağdat’ın tepkilerinden dolayı sonuca ulaşmadılar.

-Siz geçmişte hükümetiniz ve ülkeniz adına Kürdlerle yakın ilişkilerde bulundunuz. Size göre IŞİD ile savaş, Rojava’daki Kürd kazanımları, Erbil hükümetinin bağımsızlık referandumu, Kerkük faciasi, genel olarak sizin açınızdan Kürd hareketi geldiği noktada nasıl görünüyor? 

Bence, IŞİD ile savaş, özelikle Suriye’de Rusya’nın askeri müdahalesinden sonra, ki o zaman ABD politika değiştirmeye mecbur kaldı, Esad’ı devirmek için değil, IŞİD ile savaş bahanesiyle Rusya’nın etkinliğini dengelemek için Kürdlere ihtiyaç duydu. Bence bu Kürd tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. ABD, Kürdlere ve özelikle PYD/YPG’ye Suriye’de varlığını sürdürebilmek için muhtaç kaldı ve Kürdler de bu durumu iyi kullanıp faydalandı. Bu gerçek, politikanın özüdür, ortak çıkar olduğu zaman, ittifaklar ve stratejik ilişkiler ortaya çıkıyor. Bence bu durum devam edecek ve ABD Suriye’de kalmak istiyorsa Kürdlerle bu ilişkiye devam edecek. Erbil’in referendum kararı doğruydu, ama zamanlama yanlıştı ve bu yanlışın sonucu Kerkük gitti. Orda Kürd partilerinin kendi aralarında bazı olumsuz şeyler oldu. Bazıları milli değil, kişisel ve partisel çıkarlarına göre hareket etti. Bu konuda eminim, Güney Kürdistan gün gelecek kendi arasında birlik ve beraberliği sağlayacak ve sıra Kuzey Kürdistan’a gelecek. Bunu hiç kimse engelleyemez.

Öcalan, Kenya'da çok uluslu bir organizasyon ile tuzağa düşürülerek Türkiye'ye teslim edilmiş, İmralı adasındaki cezaevine konuşmuştu

 

-Bireysel olarak özellikle PKK Lideri Öcalan’ın Yunanistan’da bulunma ve yakalanma sürecinde yeraldınız. Bugün dönüp arkanıza baktığınızda düzetebileceğiniz bir şey olsaydı, neyi düzeltmek isterdiniz?

Öcalan olayı sadece Kürt önderin hayatını değil, benim hayatımı da etkiledi. İstifa ettim ve yeni bir başlangıç yaptım ve bu benim için hiç kolay değildi. O üzücü olay için kitap yazdım. Kürdler ve demokrat Türklerin doğruyu öğrenmesi için. Kitabı kendim Türkçe’ye çevirdim ve basmadan önce sayın Öcalan’a gönderdim. Yaşadığım süreçte sadece bir şeyi  değiştirmek isterdim. Nairobi’de ikinci günde, Büyükelçi Yorgos Kostulas, Öcalan’ı Birleşmiş Milletler binasına kendi diplomatik arabasıyla götürmek istedi. O plan çok kolay uygulanabilinirdi. Öcalan’ı oraya götürseydik, Türklerin eline geçmeyecekti. Büyükelçi o planı uygulamak için Atina’dan izin istedi red ettiler. Onu düzeltecektim. Büyükelçi’yi ikna edip, hükümetten izin almadan BM binasına Kürd ulusal hareketinin önderini götürecektik.

-Aradan geçen 20 yılın ardından bir kez daha, “Yunanistan neden Öcalan’ın yakalanmasında rol aldı” diye sorulsa, bu geçen süreçte ortaya çıkan belki de gizlenen gerçeklerden yola çıkarak ne dersiniz? Neden böyle oldu?

Bildiğim ve ispat edebileceğim konuları yazdığım kitapta anlattım. İspat edemeyeceğim bilgileri ise yazamam ve yayınlayamıyorum.

Yunanistan'da halen kalabalık bir Kürd topluluğu var

 

-Öcalan’dan hiç haber aldınız mı? Herhangi bir şekilde temasınız oldu mu? Durumunu izliyor musunuz?

Bahsettiğim gibi, kitabımı İmralı’ya gönderdim, bildiğim kadarıyla kitabı aldığı, okuduğu ve ikna edici, doyurucu bulduğudur. KCK’den kitapla ilgili resmi bir mektup aldım. Kitabı olumlu buldular, sadece geç çıktığını belirttiler. Ve bildiğiniz gibi KCK’nin Onursal Başkanı Sayın Abdullah Öcalan’dır.

-Bireysel olarak Kürdlerle ilişkiniz devam ediyor mu? Kürdler size kızgın mı? Veya siz onlara kızgın mısınız?

Kürdlerle ilişkilerim iyi dir. Bu konuyu fazla açmayı doğru bulmuyorum kendi açımdan. Kürd hareketi içerisinde bildiğim kadarıyla, büyük çoğunluğu bana karşı olumlu bir tutumla bakıyorlar. Tabi birileri bana iftira atıyor, özellikle Yunanistan’da bazı kesimlerle ilişkili olanlar. Bu konuya da fazla değinmek istemiyorum. Sadece okuyucularınızın bunu bilmesi gerekiyor. Öcalan’ın yakalanmasında sadece Yunan hükümetinin kabahati yok. Öcalan’ı Yunanistan’a hiç bir plan yapmadan getirenlerin de kabahati var. Onlar kendi rolünü gizlemek için, başkalarına iftira atıyorlar. Bu söyleşinin böyle bitmesini istemiyorum. Şöyle bağlamak istiyorum: Yunanlılar ve Kürdlerin tarihte olduğu gibi, gelecekte de beraber yürümesi gerekiyor. Zorluklar var. Bu zorlukları aramızda bazen Ankara, bazen Bağdat, bazen Tahran, bazen Moskova ve bazen Washington sokuyor. Bazen de Öcalan’ın yakalanmasına karışanlar tabi. Bizim artık bunları geçmemiz gerekiyor. Tarih ve gelecek bunu emrediyor.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz