Kürdler devlet kurabilir mi? 
Yazının bu bölümünde Kürdlerin devlet kurma iradesine sahip oldukları taktirde ‘nasıl bir politika izlenmesi’ gerektiği yolundaki sonuya kendimce yanıt vermeyi ve bu bağlamda tartışma konuları açmaya çalışacağım. 
06.09.2018

Karwan MERWANİ

IMPNews - Saha araştırmalarında ‘Kürd sosyolojisi’ni gözler önüne seren Hollandalı Kürdolog Martin van Bruinessen’in yazı dizimizin daha önceki dört bölümünde Kürdlerin son beş yüzyılda ‘niçin devlet kuramadıkları’ sorusuna cevap olabilecek şu cümlesine dikkatinizi çekmek isterim: “Kürd etnisitesi 20. yüzyıl boyunca çeşitli toplumsal, ekonomik ve politik faktörlerden etkilenmiştir: Türkiye, İran ve Suriye’nin ulus inşası politikaları, gelişen kitle iletişimi, kitlesel eğitim ve (en azından devlet dilinde) kitlesel okuryazarlık, artan coğrafi ve toplumsal hareketlilik, Kürd milliyetçisi partilerin kırk yıl süren politik ve askeri mücadelesi, geleneksel köy hayatının büyük ölçüde ortadan kalkması, eğitimli ve düşüncelerini ifade eden bir Kürd diasporasının ortaya çıkışı…”

Yazının bu bölümünde Kürdlerin devlet kurma iradesine sahip oldukları taktirde ‘nasıl bir politika izlenmesi’ gerektiği yolundaki sonuya kendimce yanıt vermeyi ve bu bağlamda tartışma konuları açmaya çalışacağım. 

Devletler, iç dinamikler…

Kürdlerin devlet kurabilmesi için, öncelikle kendileri için devlet ihtiyacına inanması gerekir. Basit bir örnek verelim: Eğer eviniz yoksa, sizi dondurucu soğuktan, kavurucu sıcaktan, nefes kesen toz/dumandan; gasptan, tecavüzden koruyacak ve geçmişinizi biriktirmenizi sağlayacak bir mekanınız olmayacaktır. Bu örneği ‘uluslar’ açısından düşündüğümüzde ‘Devlet (ev)’, her şeyden önce bir ulusun varlığını garantiye alır.  Bu hem geleceği, hem de geçmişi korumaya alma demektir. Aksi taktirde, en basit örnekle tarihi eserleriniz ya yok edilir, ya da kendisine mal edilir: ‘Salahaddin Eyubi hiç itiraz kabul edemeyecek şekilde Türk/Arap/Fars’ yapılır, Kürd mirlerinin Xoşav Kalesi akademi dünyasına ‘Osmanlı eseri’ diye sunulur ve binlerce yıllık Kürd şehri Kerkük ‘Türk yurduna’ dönüşür!

Devlet kurabilmek için, elbette dünya konjonktürünün elverişli olması birinci sırada yerini alır, ancak ‘iç’ dinamikler sağlanmadan, dış dinamikler hazır hale gelmez. İngilizlerin, 1918-1922 yılları arasında Kürdlere verdiği desteği çekip, sonra da karşıt olmalarına neden olan şey de bizatihi Kürdlerin ‘iç’ dinamikleriydi. Kürdler, acılar ve iç çelikilerle dolu tarihlerini ‘yük’ olarak değil, geleceklerini kurmak için kullanabilecekleri deneyim olarak görmek durumundadır. Bunun için andığımız tarihlerdeki sosyal ve siyasal zemini, hataları ve fırsatları iyice anlayıp, bütün olasılıklara hazır bir şekilde geleceği karşılamaları gerekir.

Bildiğimiz devletlere benzemek mi?

‘Bir gün mutlaka Kürdistan kurulacak’ hayali güzel, ancak şair temennisi olma ötesine geçebilir mi? Açık veya ‘gizli’ belli bir programa-plâna sahip olmadan, devletler kurulamaz. Kürdlerin bu amacını, ihtiyacını, talebini ‘düşman’ olarak görenlerin, devlet kurulmaması için uyguladığı kısa ve uzun erimli programlarla baş edebilmenin yolu bir plana-programa sahip olmaktır. Hiçbiri demokratik olmayan çevremizdeki hakim devletlerin uyguladıkları taktik ve stratejiler, modern, demokratik, bilimsel yöntemlerle mukabele edilerek boşa çıkarılabilir. ‘Onlara benzersek, ne farkımız olur’ sosyolojik yanılsaması hayata karşı anlam ifade eden bir tavır olmuyor! Onlara benzemeyi red ederek, onların otokratik, diktatöryel rejimlerini aşarak, insanlığın ulaştığı gelişimi, bilimsel ilerlemeyi esas alarak, iç ilişkilerde barışçıl, demokratik, modern yöntemler zenginleştirerek dünyaya eklemlenebilir. 

Unutulmamalı ki, son yıllarda Kürdlerin dünya açısından en ilgi çeken özellikleri; Irak ve Suriye gibi ‘insanlık değerlerinin kaybedildiği karanlık alanlarda yetersiz de olsa da bir demokrasi vahası’ kurabilmemeri, IŞİD gibi vahşet salgınına karşı kadını ve erkeği ile ülkelerini ve insanlık değerlerini savunmada gösterdikleri kararlılıkları olmuştur. Ancak bu tevecühü ‘kâra’ dönüştürebilme, bundan faydalanabilme kapasitesi konusunda Kürd siyasetinin performansı eleştiri konusudur. 

Tarih tasarımı ve tarih bilinci

Klasik bir ulusu var etmenin ya da bir ulusu tekrar diriltmenin iki temel ‘yöntemi/sosyal bilimi’ vardır: Tarih ve dilbilim. Bu iki dal, ‘biz’ ve ‘öteki’ sınırlarının ‘düşünsel/kimliksel’ boyutunun oluşmasını sağlarken, folklor ise ‘görünen’ kısmını tamamlar. Kürdler, kendilerine dair üretilen bilgide ‘özne’ olarak yerini alırken, ‘biz’ sınırını, en az bin yıllık geçmişte olduğu gibi bugün de ‘Kurd/Kürd’ biçimini kullanarak çizmekle başlamalıdır. Şu anda, dünyanın hem ‘Doğu’ hem de ‘Batı’ dillerinde, ‘Krd’ seslerinin/harflerinin esas olduğu biçim kullanılır: Kurd, Kurden, Curd, Kurd/Ekrad… Sadece Türkiye’de, 1930’lardan beri bilinçli olarak ‘Kürt’ biçimi kullanılır. Bu basit bir yöntemle ‘Türk: Kürt’ eşitliğini sağlama taktiğidir. Öyle ki ‘Kürt’ biçimi, kelli felli akademisyenlerin ‘Kürtler, Türklerden gelmedir!’ cümlesini kurmaya kadar götürmüştür, götürmektedir.

Kürd tarihi, Salahaddin Eyubi’nin haçlılara karşı kazandığı zaferden beri Batılılar tarafından tahrif edilerek ve çoğunlukla ‘olumsuz’ bir imaj yaratılarak Doğu tarihi içerisinde anlatılır. 1900 sonrasında, ırkçı ideolojilerin etkin olduğu yerli oryantalistler bunu daha da ileriye taşıyarak, Kürdleri ‘tarihsizleştirmeye’ başlamışlardır. Kürdler tarafından gerek 8. asırdan beri dünya tarihi içerisinde bir bölüm olarak, gerekse Şerefxan’dan (16. YY.) başlayarak müstakil ‘Kürd/istan tarihi’ yazılmıştır. Günümüzde, dünyanın Oxford, Cambridge gibi saygın üniversitelerinde Kürd tarihi alanında ders veren Kürd hocalar sayesinde; Kürd tarihine yönelik birçok yalan yanlış algı düzeltilmiş, ‘ideolojik kalemler’ tarafından bina edilen ‘Kürt tarihi’ kitaplarının ortadan kalkmasına olanak sağlanmıştır. 

Bir bibliyografik kaynağa göre, 1900’dan itibaren Irak Federe Kürdistan Hükümeti’nde telif ve tercüme olmak üzere şimdiye kadar Kürd tarihine yönelik bini aşkın kitap yayınlanmıştır. Ancak bu kitapların okur sayısı oldukça azdır. Bu durum, nice zorluklarla hazırlanmış olan ‘Kürd tarihi’nin Kürdler tarafından bilinmesine engel olmaktadır.  Tarih kitaplarının genellikle okuyucu tarafından pek sevilmediği bilinen bir husustur. Okuma oranını artırmak için genellikle ‘tarihi roman’ biçimine başvurulur. Bundan dolayı, Erebê Şemo’dan başlayarak (Kela Dimdimê) Kürd müelliflerinin ‘tarihi roman’ yazmaları, Kürdler için büyük öneme haizdir. Mihemed Said Temel’in bu yıl yayınlanan ‘Li Şeddadiyê Du Jinên Ermen/Şeddadîlerde İki Ermeni Kadın’ ile ‘Hewara Merwaniyê Çiyayê Rûtık e/Çorak Dağda Merwani Çığılığı’ romanlarıyla Fêrgîn Melîk Aykoç’un Med hükümdarı Aştiyago’yu konu edinen ‘Serwerê Med Aştiyago/Med Kralı Aştiyago (Ar Yy. 2018)’ isimli romanı bu açıdan oldukça önemlidir. Ayrıca Türkiye’de yayınlana Kürt Tarihi Dergisi ile Irak Federe Kürdistan Hükümeti’nde yayınlanan ‘Dîrok’, ‘Mêjûy’, ‘Kovara Akadimyay Kurdî’ dergilerinin de Kürd tarihinin tasarlanmasında ve bilinmesinde çok önemli bir görevi üstlendiğini kabul etmek gerekir.  

Kürdlerin, başka ulusların kendi çıkarlarının gereği olarak Kürd tarihini tahrif etmelerinin önüne geçebilmesi için, bireysel çabayla beraber kurumsal düzlemde de mücadele etmesi gerekir. 2000’lerden beri Süleymani’de faaliyet yürüten ‘Binkey Jîn’in yanına, bütün parçalardan ve diasporadan bulunan akademisyenlerle oluşturulmuş ‘Kürt Tarihi Kurumu’nun Federe Hükümet bünyesinde geciktirilmeden kurulması mühimdir. Irak Federe Kürdistan Hükümeti ile Kuzey Suriye Federasyonu eğitim müfredatında yer alan tarih kitaplarının, modern/ulusal bilgi ile oluşturulması elzemdir.  

Strateji, siyaset ve liderler

Kürdler için toplumsal çıkarlarının neleri gerektirdiğini, kendilerine karşı hangi hamlelerin yapıldığını, yapılabileceğini ‘ön görebilen’, tarihsel derinliğe ve bilince sahip, anadili ve birkaç dünya dilini konuşabilen, bütün parçalardaki farklı inanç/mezhep ve kültürel havzaya sahip, her koşulda ulusal aidiyetini önemseyen; ‘modern devlet aklına’ sahip liderler ihtiyacı bariz bir şekilde görülmektedir. 

Bugünkü devletlerin birçoğu ‘seçim’ esasına dayalı olarak demokratiktir! Devletler tarafından ‘özel olarak devlet aklı ile yetiştirilen kadrolar’ öne çıkarılarak, hazırlanarak, seçimlerde kazanıp iktidara taşınır. Az gelişmiş, otokratik devletlerde insanların asıl ilgilendiği mesele ülkelerin nasıl yönetildiği değil, karınlarının nasıl doyurulduğu meselesidir.  Modern demokratik devletlerde vatandaşın talep listesi; Özgürlük, güvenlik ve refah üçlemi üzerine kurulur. Otokratik devletler vicdansızlık üzerine bina edilen adaletsizlikle, uygar demokratik devletler ise vicdanı esas alan ve vazgeçilmez adalet ile varlık gösterir. 

Kürdlerin çağımızda hedefleyeceği otokrat/baskıcı bir devlet deneyimi değil; aile, aşiret, hanedan, parti, lider, din, ideoloji üstü modern demokratik değerlere sahip bir yapılanma olsa, çevrelendikleri baskıcı/demokrasi dışı yönetilen devletlere karşı modern/demokratik dünyanın desteğini almamaları için fazla gerekçe kalmayacaktır. İsrail gibi savaş ortamında doğan, devletleşen ve tüm berbat koşullara rağmen içeride demokratik mekanizmalardan taviz vermeyen bir ülkenin, dört yanının ‘düşman ordularla’ kuşatılmış olmasına rağmen her iktidar biçimi ile Batı dünyası tarafından korumaya alınması dikkat çekiki bir olgudur. İsrail’in bunca yıl savaş ve tehdit altında dünyanın en modern/demokratik ve gelişmiş devletlerinden biri olmasının sırrı da budur. 

Bütün partiler amaca ulaşmada bir araç konumundadır. Her partinin/grubun hatalara ve  farklı ideolojik menşelere, tüm dünyada olduğu gibi farklı siyasi görüşlere, olumlu/olumsuz özelliklere sahip olduğunu kabullenerek; ‘partiler üstü’ bir tutumla, liderlere saygı duyarak ama liderlerin de kapasiteninin farkında olunarak sahiplenilmesi önemlidir. Kürd siyasetinde toplumsal karşılıkları üzerinden öne çıkmış şahsiyetleri, iç sorunları arttırıcı ‘ayrıştırıcı’ bir tavırdan arınarak değerlendirmek de önemlidir. Gelecek geçmişin hatalarının tekrarın yapılarak kurulmaz. Kürdler sahip oldukları farklılıkları temsil eden din/inanç/lehçe zenginliğinin farkına vararak, hepsine aynı oranda önem vererek, ortak paydada bir toplumsal duyguya erişmek zorundadır. 

Aktif politika

Birçok devlet en iyi savunmanın ülke sınırları dışında kurulan hatlarla mümkün olduğunu düşünür. Ancak bu hatlar sadece ‘askeri’ değildir. Kürdler, bölgede önlerinde dikilen 500 milyonluk nüfusun baskısını karşılamak için mezhep, doğal zenginlik, coğrafi avantaj, nüfus gibi birçok avantaja sahip. Bu avantajlarını kullanarak manevra alanını genişletilebilir. Kürdler, kendilerine saldırılmayı beklemeden ‘öteki’ içinde mevzilenerek aktif politika izleyebilir. Global düzlemde milletler,  uluslararası kurumlar, sivil toplum örgütleri içinde ittifaklar edinmek mümkündür. Sadece ana topraklarda değil, gerektiğinde çöllerden, kutuplara, buzullara kadar geniş alanlarda ekonomik, sosyal, kültürel, ticari, bilimsel etkinliklerde bulunma amacı taşımalıdır. Modern dünyada uluslar savunma güçleri ile olduğu kadar, ekonomik, kültürel ve sosyal güçleri ile de değer kazanır. 

Yazımızı sonlandırırken, Kürdler için tarihlerinden ders almanın seçenek değil, bir zaruret olduğunu vurgulamak isterim. Ders almadıkları ve aynı hataları işledikleri taktirde, bırakın önümüzdeki yüz yıllık süreçte devlete sahip olmayı, Kürdler kendi varlıklarını bile koruyamayacaklardır. Eğer bugün sadece son nesil itibariyle Kürdçe bilmeyen çocuklar doğuyorsa ve Kürd nüfusunun 3/1’lik kısmı tamamıyla asimile olmuşsa, ‘bizi bitiremezsiniz’ sloganının hakikate uyar hiçbir yanı yoktur. Tarih, yeryüzünden yüzlerce ulusun silindiğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. (son)

 

Dizi yazının önceki bölümleri:

1- http://www.imp-news.com/tr/news/36985/kurdler-devlet-kurabilir-mi

2- http://www.imp-news.com/tr/news/37941/kurdler-devlet-kurabilir-mi

3- http://www.imp-news.com/tr/news/37976/kurdler-devlet-kurabilir-mi

4- http://www.imp-news.com/tr/news/38025/kurdler-devlet-kurabilir-mi

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz