Bir çağın sonu mu?
İster kabul edin ister etmeyin, bu ülke tarihi bir yalanlar silsilesidir. Örtüyü kaldırdığınızda hiç de azımsanmayacak sıklıkta karşılaşacağınız şeyler şunlardır; yağma, ölüm, yaralama, birilerinin malını müsadere etme-el koyma, ayrımcılık, sefalet, haksızlık ve hukuksuzluk, zaman zaman vandallık..!
05.09.2018

Hakan DEMİR

Ne Francis Fukuyama’dan ne de onun 1992’de yayımladığı kuramı Tarihin Sonu’ndan bahs ediyorum. Her gün yeni olaylarla tezahür eden bir delilik çağından hatta bir çağın olası tükenişinden söz ediyorum.

En sakin Avrupa Birliği ülkelerinden biri olan Slovenya’da ellerinde silahlar ve sopalar, yüzlerinde siyah maskeler, ülke sınırlarının gönüllü bekçiliğine soyunan iri vücutlu adamlar ortaya çıktı.

Bir diktatörden, savaştan veya yokluktan kaçıp Avrupa’ya sığınmak zorunda kalmış fakat geldiği yerde kendi doğrularını acımasızca dikte etmeye hatta Berlin’de yaşanan olaylarda olduğu gibi başında kipa taşıyanları taciz etmeye hatta onlara saldırmaya yeltenen kişiler belirdi.

Chemnitz’de koca şehrin altını üstüne getirip sokaklarda göçmen kovalayan gözü dönmüş şahısları görmüşsünüzdür. Ne yazık ki her geçen gün böylelerinin sayısı artıyor.

Macaristan’ın küçük bir kasabasında kuaförde yeni yaptırdığı saçlarını yağan yağmurdan korumak isteyen ve bu amaçla başına bir şal örten kadını; kadının Macarca konuşmasına ve göçmen olmadığını ısrarla söylemesine rağmen onu göçmen zannedip tartaklamaya çalışan Orta Çağ kafalılara ne demeli!

Her yıl polis kurşunuyla can veren veya polis şiddetine maruz kalan yüzlerce Amerikalı siyahi olduğunu biliyor muydunuz?

Sadece bunlar mı!

Saldırganlar kadar, faşizmi meşrulaştırmaya kalkan bazı İtalyan siyasilerin de payı var İtalya’yı uluslararası müsabakalarda temsil eden Daisy Osakue’ya yapılan saldırılarda ya da Macerata’da siyahilere kurşun yağdırılmasında, yolları kesilen ve dövülen, kurusıkı silahlarla yaralanan siyahiler konusunda... 

Fransa’da yabancıların ikamet ettiği evlerin kundaklanması sonucu insanlar yaşamlarını yitirirken, Afrika kökenli insanlara yönelik ikinci sınıf insan muamelesi sıradanlaşmışken aralarında eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin de bulunduğu bazı Fransız elitleri Kuran’daki bazı ayetlerin şiddete kaynaklık ettiği gerekçesiyle değiştirilmesi gerektiği çağrısında bulundu küstahça, kendi milli marşlarında şiddeti doruğa çıkaran dizeleri ve taptıkları egolarını görmezden gelerek. 

İsveç’te bile bunlara benzer olaylar yaşanmaya başladı. 

Bence bu tür olayların sıradan hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biri medya! Avrupa’da yayın yapan belli başlı gazete ve televizyonları bir tarayın neticenin fecaat olduğunu göreceksiniz. Neredeyse her gün göçmenler hakkında negatif haberler var. Aynı şeyler yerliler tarafından yapılınca söz konusu fiiller çoğu zaman gündem konusu bile olmuyor.

Elbette göçmeler sütten çıkma ak kaşık değil. Yoğun göçmen nüfusunun, ardı arkası kesilmeyen mülteci dalgalarının, gelen mültecilerin geldikleri yerin kültürüne uyum sağlayamayıp türlü sıkıntılara sebebiyet vermelerinin yukarıda aktardığım örneklerde şüphesiz payı var.  Bunun yanında bazıları hakikaten ruhen hasta, ırkçılık illetiyle malül beyinler taşıyorlar.

Fas’ta doktora yapan Fildişili bir dostum üniversitenin bahçesinde yaşadığı olayı bana anlatırken kanım donmuştu. Dostumun anlattığına göre hiç tanımadığı bir şahıs ona doğru gelmiş ve sempatik bir girişten sonra “…Tanrı sizleri bizlere hizmet etmeniz için yarattı…” deyivermiş.

Dünyanın en yüksek yapısı Burç Halife’nin düşük maaşlar karşılığında Bangladeşli, Hintli ve Pakistanlı işçilerin sırtları üzerinde inşa edildiğini, inşa süresince pasaportları ellerinden alınan bu işçilerin köle gibi çalıştırıldığını ve çok kötü şartlarda barındırıldıklarını hâlâ bilmeyen var mı!

Genellemek istemem ama gördüğüm kadarıyla Kuzey Afrika ülkelerinin insanları, Sahra altı ülkelerinin insanlarına ikinci sınıf insan muamelesi yapar, Körfezin zengin ve kibirli görgüsüzleri de Kuzey Afrika insanlarına… 

Türklerin yaşadığı Sincan bölgesini bir açık hava hapishanesine çeviren Çin, her Uygur ailesinin yanına bir Çinli yerleştirdi. Erkek-kadın, gençlerin çoğu oradan alınıp başka bölgelerde çalıştırılmak üzere götürülüyorlar. Ortada genç yok! Ortadan kaybolan kaybolana! Ağzını açan kayıplara karışıyor.

Türkiye mi?

Yukarıda anlattığım ülkelerden aşağı kalır yanı yok, belki de fazlası var! Toplumumuzun hafızası zayıf olduğu için uzağa gitmeyeceğim: Ceberut devlet tarafından çocukları katledilen Cumartesi annelerine yapılan muameleleri gördünüz. Buna ek olarak Kürdlere, Alevilere sorun yıllardır yok sayılmanın ne demek olduğunu. 

Hadi biraz uzağa gidelim. 6-7 Eylül 1955’te gayrimüslim azınlıklara ait olan resmi rakamlara göre 5300, gayriresmi rakamlara göre yaklaşık 7 bin binaya saldırıldı, Rum malları yağmalandı, yüzlerce kadına tecavüz edildi. Ölenlerin gerçek sayısı meçhul. (Bu konuya dair, Dilek Güven’in doktora tezini okumanızı tavsiye ederim).

İster kabul edin ister etmeyin, bu ülke tarihi bir yalanlar silsilesidir. Örtüyü kaldırdığınızda hiç de azımsanmayacak sıklıkta karşılaşacağınız şeyler şunlardır; yağma, ölüm, yaralama, birilerinin malını müsadere etme-el koyma, ayrımcılık, sefalet, haksızlık ve hukuksuzluk, zaman zaman vandallık..!

Bütün bunları bir arada düşününce kim bilir diyorum, belki de gerçekten bir çağın sonuna geldik!

 

Hakan Demir - Araştırmacı, yazar. Lefke Avrupa Üniversitesi ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde iki yüksek lisans yapan yazar, halen biri Almanya'da diğeri Fas'ta, iki farklı üniversitede iki doktora üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Güney Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi birbirinden oldukça farklı coğrafyalarda yaşayan ve araştırmalar yapan yazarın akademik makalelerin yanı sıra yayınlanmış iki kitabı mevcuttur: 

-1964 Askeri Müdahalesi Öncesi ve Sonrası Brezilya Dış Politikasına Genel Bir Bakış (Lambert Academic Publishing)

-Türkçe’nin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Materyal ve Teknik Tasarlama / Kullanma ( Lambert Academic Publishing)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz