Uygurlar Suriye’ye nasıl yollanıyor?
Şam yönetimi, İdlib’e yönelik harekat için  hazırlıklarını sürdürürken bölgedeki yabancı savaşçıların kaderi de yeniden gündeme geldi. Vatandaşları İdlib’deki radikal gruplara katılan kimi ülkelerin operasyon için Suriye’ye destek vereceği açıklandı.
27.08.2018

Yavuz ÖZCAN

IMPNews - Şam yönetimi, İdlib’e yönelik harekat için  hazırlıklarını sürdürürken bölgedeki yabancı savaşçıların kaderi de yeniden gündeme geldi. Vatandaşları İdlib’deki radikal gruplara katılan kimi ülkelerin operasyon için Suriye’ye destek vereceği açıklandı. Özellikle Çin’in, Şam’daki Büyükelçiliği aracılığıyla, Suriye devlet yetkililerine destek sözü verdiği basına da yansıdı. Yine aynı şekilde Suriye’ye İdlib operasyonu için taahütlerde bulunan Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan da İdlib’deki radikal İslamcı vatandaşlarının geri dönmemesi için Rusya ile de anlaştıklarını ve dolaylı olarak operasyona destek verecekleri belirtildi. 

Sözkonusu ülkelerden IŞİD’e ve diğer radikal gruplara katılanların sayısının 12 bin ile 14 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Bunların büyük bir çoğunluğunu Özbekistan vatandaşları ve Kırgızistan’daki Özbek azınlık mensupları oluşturuyor. Ardında Uygurlar geliyor. 

Uluslararası Kriz Grubu (ICG) uzun araştırmalar sonucu hazırladığı rapora göre, Orta Asya’dan IŞİD ve diğer radikal gruplara katılanların tek bir profili olduğunu söylemek mümkün değil. Çeşitli meslekler ve toplumsal kesimlerden bu radikal islamcı örgütlere katılım olduğunun tespit edildiğini belirtiliyor. Rapor uzun araştırmalar, basında çıkan çok sayıda haber ve Çin devlet yetkililerinin açıklamalarının toplandığı bir belgesel niteliğinde. Raporda ismi geçen ülkelerden radikal gruplara katılanlardan bir kısmı dinlerini daha rahat yaşayacakları bir hayat kurabilecekleri umuduyla Suriye ve Irak’a doğru yola çıktıkları ve radikal grupların saflarına katılan ve ihtiyacı olan ailelere eğitim, çocuk yardımı ve diğer sosyal yardımları sağlamak amacı ile bu bölgelere gitttiği de belirtiliyor.

ICG’nin, Orta Asya’dan IŞİD ve diğer radikal gruplara katılımla ilgili hazırladığı raporda, radikal islamcı örgütlere katılanların ülkelerini terk etme sebepleri şöyle sıralanmış: Etnik ya da dini sebeplerle ayrımcılığa uğradıklarını ve dışlandıklarını hissetmeleri; sosyo-ekonomik yetersizlikler; kendi ülkelerdeki seküler hükümetlere karşı duyulan öfke; dinden başka dertlerini anlatabilecekleri bir siyasi ifade biçiminin mevcut olmaması.

ICG, Kırgızistan vatandaşı Özbeklerin radikal islamcı gruplara katılımını anlamak için, 2010 yılında Kırgızistan’ın güneyinde Kırgızlar ve Özbekler arasında yaşanan ve çoğunluğunu Özbeklerin oluşturduğu 400 kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışmaların hatırlanması gerektiğinin altını çiziyor.

Radikal gruplara nasıl katılıyorlar?

Araştırmacılara göre, Orta Asya ülkelerinden radikal gruplara katılım süreci genellikle buralardaki camilerde ve küçük cemaat toplantılarında başlıyor. Ancak Suriye ve Irak’a gidenlerin bir kısmı, göçmen olarak çalıştıkları ülkelerde, bir başka kısmı ise dini eğitim için gittikleri Mısır, Suudi Arabistan ve Bangladeş gibi ülkelerdeki ağlar üzerinden bu gruplara katılmış. Rusya’da düşük maaşlarla ve genellikle yasadışı çalışan birçok Orta Asyalı (çoğu Özbek) göçmen işçi, Çeçen örgütlerle ilişki kurduktan sonra IŞİD’e ve diğer islamcı radikal gruplara katılmaya karar vermiş.

İnternet, bu ülkelerin vatandaşlarının bu gruplara gitmelerini kolaylaştıran önemli bir faktör. Bununla birlikte örgütlere katılımlarda en fazla öne çıkan etkenin, daha önce giden arkadaşlar ya da aile üyelerinin diğerlerini çağırması yoluyla olduğu belirtiliyor. Bu ülkelerin içindeki hücreler genellikle az sayıda kişiden oluşan yerel cemaatlerin küçük ve gizli uzantıları. Ancak bu, söz konusu cemaatlerin tüm üyelerinin örgütle ilişkili olduklarından haberdar oldukları anlamına gelmiyor. 2014 yılında IŞİD’e bağlılığını ilan eden Özbekistan İslami Hareketi de örgüte militan devşirilmesinde önemli bir rol oynuyor.

Suriye cephesindeki Uygurlar

Suriye’de savaşan 6 binden fazla Çin vatandaşı Uygur militan olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu militanların büyük bir çoğunluğu IŞİD’de değil, El Nusra ve Ahrar el Şam örgütleri saflarında savaşıyor. Bu örgütlere katılan Uygurlar ağırlıklı olarak Doğu Türkistan’ın Çin’den bağımsızlığı için savaşan Türkistan İslam Partisi’nin (TİP) militanları. TİP, 1998’ten beri El Kaide ile yakın ilişkilere sahip, bu yüzden militanlarının bir kısmını El Kaide ile ilişkili El Nusra gibi örgütlerin saflarında çatışmaları için Suriye’ye gönderiyor.

IŞİD’e katılmak için Suriye’ye giden Uygurların sayısının 450 civarı olduğu belirtiliyor raporda. Çinli yetkililerin iddiasına göre, IŞİD’e katılan Uygurlar daha önce El Kaide saflarında savaşmış militanlar. Fakat araştırmalar, IŞİD’e katılan Uygurların çoğunun, daha önce herhangi bir cihatçı grupla organik ilişkisinin olmadığını ve IŞİD’in yönetimindeki topraklara dinlerini daha rahat yaşayabilecekleri bir hayat kurmak için gittiklerini gösteriyor. Bunlar da genellikle Sincan Özerk Bölgesi’nin muhafazakâr ve yoksul bölgelerinden geliyor. IŞİD’e katılanların büyük bir kısmı, Suriye’ye eşleri ve çocuklarıyla yerleşmek ya da ülkede uzun bir süre kalmak için gelmişler.

Uygurların üzerinden Türk kimlikleri çıkıyor

Raporda genişçe yer verilen en önemli konulardan biride Türkiye’nin Uygurlarla olan ilişkileri. Suriye operasyonlarında ele geçen Uygurlar üzerinde Türkiye’de düzenlenmiş kimliklerin çıkması sonrası, Çin ile Türkiye arasında diplomatik bir krizin yaşandığını, buna örnek olarak Susluhan Korkmaz’ın içinde olduğu bazı fotoğrafların ele geçilmesinde Uygurların  komando tabur ve takımları düzeyinde örgütlendiğini gösterdiğini ve fotoğraflardakilerin çoğunun orta Asyalı ya da Doğu Türkistanlı olması. Korkmaz’a ait fotoğraflardan biri dağlık bir alanda çekilmiş. Tabur olarak namaz kılıyorlar. Bir diğer foto ile 3. Komando Tabur merkezinde çekilmiş. Susluhan Korkmaz’ın yanı sıra bu kişilerden adı ortaya çıkan bir diğer kişi ise İzettullah Özoglu’nun olduğu. Özoğlu’nun da Susluhan gibi gibi bir Özel Kuvvet elemanı olduğunun altı çiziliyor.

Susluhan ile adı aynı olan Cemil ve İbrahim Korkmaz adında iki kişi daha var. Susluhan ile akraba bağları olduğu belirtiliyor raporda.

Raporda, Cemil Korkmaz’a ait Komando Uzman Erbaş aday başvuru formu ile birlikte başvuru için yapılan sağlık kontrolü belgesi de var.

Cemil Korkmaz’a ait belgede 54685371122 TC Kimlik numarası de yer alıyor. Cemil Korkmaz adına Uzman Erbaş adayı olarak düzenlenen bu belge, K. K. Per. İşlem Daire Başkanlığı’ndan verilmiş.

Bir diğer fotoğrafta ise Cemil Korkmaz’a ait Yapı Kredi, Garanti Bankası ve Ziraat Bankası’na ait kredi kartlarının olduğu görülüyor.Bu görevlerde bulunanların çoğunluğunu uygur Türklerinin oluşturduğunun altı çiziliyor.

Çin ile Türkiye arasındaki Uygur gerilimi 

Çin'in İdlib operasyonuna Şam’daki büyükelçiliği aracılığıyla yaptığı açıklama sonrası daha da tırmandığı belirtiliyor. Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı'na bağlı Suç Araştırma Departmanı Şefi Tong Bişan, Güneydoğu Asya'daki Türk diplomatların, aslında Çin vatandaşı olan Uygurlara Türk kimliği verdiğini, Türkiye'nin daha sonra bu Uygurları IŞİD gibi örgütlere ‘sattığını’ belirtiyor.

Bişan, Türk kimliği verme işleminin özellikle Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da yapıldığını söylüyor.

Türkiye'ye gelen Uygurların, işsizlik gibi nedenlerle Doğu Türkistan İslami Hareketi türü örgütlere katıldığını söyleyen Bişan, özellikle gençlerin "beyninin yıkandığını" ve savaşa götürüldüğünü belirtiyor. Bişan, cihatçı grupların savaşçı başına 2 bin dolar verdiğini, bazılarının Irak'a bazılarının da Suriye'ye gönderildiğini söylüyor.

‘Türk STK ağları finanse ediyor’
Raporun bir başka çarpıcı bölümü ise radikal İslamcı gruplara katılmak isteyenlerin taşınmasının ne kadar maliyetli olduğunu belirtmesidir. ‘Cihada giden yolculuğun maliyeti çok yüksek ve her bir ailenin “gönderilmesi” için yaklaşık 35 bin ABD dolarını geçiyor. Bu tutar, Türk STK ağları tarafından, kendi fonlarıyla, Almanya’daki Türklerden cami bağışları adı altında toplanan meblağlarla veya çeşitli Türk İslamcı grupların Afganistan, Pakistan ve özellikle Çeçenistan’daki temsilcilerine gönderdiği paralarla karşılanıyor.

Elbette kesin bir hesaplama yapmak zor ancak Çinli “zengin” cihatçıların karşıladığı küçük pay dışında bu fonların yılda 4,5 milyon ABD dolarını bulduğu iddia ediliyor.

Ancak Suriye’ye giden Uygur cihadı için referans noktası, özellikle Suriye’deki savaşın mevcut aşamasında İdlib bölgesinde faaliyet yürüten Nusra Cephesi.

Türkmenler doğrudan Türkiye tarafından destekleniyor ve bu cihadın saflarına katılan Uygurlar o grubun operasyonel hattı içinde kaynaşıyor.

Elbette, çoğu zaman olduğu gibi bu, özellikle ağır kayıpların verildiği zamanlarda, cihatçıların bir gruptan ayrılıp diğer bir gruba katılmasını engellemiyor.

Hal böyleyken kabul edilebilir sınırın ötesine geçen bu durum, Çin’in – “Esad’ın talep etmesi durumunda” Eylül 2015’te ve 2018 de açıklandığı üzere Suriye’de yaşanmakta olan büyük küresel vekalet savaşına doğrudan kendi askerleriyle değil dolaylı olarak desteklemesinin en önemli nedeni.

Bu arada Çin'in Sincan bölgesindeki Uygur Türkleri arasında cihatçıların varlığı artıyor. Bölgedeki Türkler, Suriye'de askeri eğitim alıp Çin'e dönüyorlar. Tam bu sıralarda, ABD de Çin'e "IŞİD karşıtı koalisyon" teklifi götürdü. Raporda dikkat çekilen başka bir noktanında Çin'in Sincan Özerk Bölgesi'nde bombalı eylemler artarken, Türkiye'de bulunan Uygur Türkleri'ne ait örgütlerin, gençleri Suriye'de silahlı eğitime gönderdikleri belirtiliyor.

Istanbul İslamcı Uygur faaliyetleri merkezi

Çin'den yayın yapan Global Times gazetesi, İstanbul'da öğrencilik yaparken Halep'te silahlı eğitim alan ve oradan da Sincan'a eylem yapmak için geri dönen 23 yaşındaki Mehmet Ali ile görüştü. Polis tarafından yakalanan Mehmet Ali, Sincan'da bir İslam devleti kurmak isteyen Doğu Türkistan İslami Hareketi (DTİH) ve İstanbul'da sürgünde bulunan Doğu Türkistan Eğitim ve Dayanışma Birliği (DTEDB) tarafından bölgeye gönderildiği ortaya çıktı. 2011 yılında Sincan'ın başkenti Urumki'deki üniversiteden mezun olduktan sonra birçok Uygur Türkü gibi İstanbul'a gelen Mehmet Ali, DTEDB ve DTİH mensubu kişilerin kendisine "yardım" teklif ettiğini anlattı. Bir yıl sonra ise, örgütlerin eğitimlerine katılan Mehmet Ali, Suriye'ye gönderilmek üzere seçildiği haberini aldı. Mehmet Ali, Halep'e gönderildi. Suriye'ye gitmeden önce hayatında eline silah almadığını söyleyen Mehmet Ali, Suriye ordusunun bombardımanı nedeniyle günde 4 kez yer değiştirmek zorunda kaldıklarını ve bu yüzden pek bir şey öğrenemediklerini aktardı. Mehmet Ali, yedi gün boyunca Halep'in su ve elektrik olmayan mahallelerinde kaldıklarını söyledi. Mehmet Ali, bu eğitimden sonra Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) katıldıklarını söyledi. Cephede savaşmayan ve gece devriyeliği yapan Mehmet Ali, 2 ay sonra İstanbul'a geri gönderildi. DTEBD, internet sitesinde yaptığı açıklamada, hiçbir terör örgütü ile bağlarının olmadığını ve kimseyi Suriye'ye göndermediklerini iddia etti.

Basına konuşan Çinli bir yetkili, Mehmet Ali gibi binlerce kişinin Suriye'ye giderek eğitim aldığını söyledi.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz