Kapitalizm, Kürd ve İslam meselesi!
Kürd hareketi, diğer bölgesel çatışmaların gölgelerinden çıkıp Ortadoğu'da jeopolitik bir gündemin oluşumunda anahtar rol oynama noktasına geldi. Ortadoğu’daki dinsel inançların ve ulusların özgürlüğü de çağdışı devlet ve düzenlerin yıkılması ile mümkündür. Hepsinin özgürlüğü de Kapitalizm için yaşamsaldır.
27.08.2018

Ali DOĞAN

Devletler, ‘kısa vadeli’ politik örgütlenmeler iken, uluslar ise, yüzlerce yılda oluşmuş istikrarlı sosyal örgütlenmelerdir. Dilleri ve kültürleri yaşadıkça yok olamazlar. En güçlü devlet, en zayıf sosyal birliktelikten çok daha çaresiz ve güçsüzdür. Uluslar, devletlerin şu veya bu politikaları ile yok olup tarih sahnesinden silinmezler, ta ki doğal süreçlerini tamamlayıncaya kadar.

Türkler tarihlerinde birçok devlet kurmuşlardır. Kürdler de tarihleri boyunca sayısızca bu devletlere karşı isyan etmişlerdir. Ne Türk ulusu adına kurulan devletler ulusu özgürleştirmiş ne de yok sayılan Kürd ulusu tarihsel evrim sürecinden vaz geçmiştir; istese de vaz geçemez.

Kürdistan sadece bir coğrafyanın adı değil, Ortadoğu’da medeniyetlerin dinsel inancların ve insanlığın doğum yeri olarak bilinen bölgede bir ülkenin adıdır. Eski dünyanın merkezi, yeni dünyanın ve özellikle kapitalizmin hayatta kalması için stratejik öneme sahip bir bölgede, Kürdistan bölge devrimlerinin anası konumuna geldi. Bölgedeki politik ve sosyal yaşamın diyalektiği Kürdistan meselesinin çözümünü tarihsel bir zorunluluk haline getirmiştir. Devletler arasında parçalanmış olmasına rağmen, onun sosyal bütünlüğü, bütün parçaların toplamından fazlasına eşittir.

Bugün Kürd ulusal hareketi, diğer bölgesel çatışmaların gölgelerinden çıkıp Ortadoğu'da jeopolitik bir gündemin oluşumunda anahtar rol oynama noktasına geldi.

Ekonomik ve politik zenginliklerini bir kenara, sosyal zenginliği bütün dünyada bir dizi gelişmeye öncülük yapabilecek politik enerji üretmektedir. Dünyanın Müslüman ülkeleri arasında doğal seküler sosyal yapısını korumuş tek ulustur. Kürdistan coğrafyasında farklı etnik ve ulusal gruplar, benzersiz dinsel ve kültürel sosyal yapılar bölgede demokratik bir düzenin kurulması için istisnasız bir ayrıcalığa sahiptir. Dünyanın gelişmiş ülkeleri bu gerçeğin bilincindedir.

İslam dini tıpkı Kürdistan gibi üzerinde hak iddia eden devletlerin sömürgesidir. Buna ilave olarak Kürdistan üzerinde hak iddia eden devletlerin ulusları da bizzat kendi devletleri tarafından sömürgeleştirilmiştir. Ortadoğu’daki dinsel inançların ve bütün ulusların özgürlüğü de çağ dışı devletlerin ve düzenlerin yıkılması ile mümkündür. Hepsinin özgürlüğü de Kapitalizm için yaşamsaldır.

Kapitalist demokrasinin amaçlarından biri Kilisenin politik egemenliğine karşı halkın ekonomik ve sosyal çıkarlarını temel alan özgürlüklerin kurumsallaşmasıydı. Kapitalist üretim tarzı Hristiyanlığın politik egemenliğine son verirken, onun manevi ruhunu kendi politik başarısı için kullanmıştı. Şimdi sıra bütün dünyanın Müslüman ülkelerinde var olan devlet düzenlerine karşı İslam dinini devletlerin ideolojik sömürü aracı olmaktan kurtarıp dinler üstü demokratik devletler inşaa zamanıdır. Bu olanağı Ortadoğu’da Kürdler yaratabilir.

Daha yirmi yıl öncesine kadar Kürd hareketine dünyanın gelişmiş kapitalist devletlerince karşı çıkılacağına inanılırdı.  Bu düşüncede olanlar hala varlığını koruyor. Dikkate almadıkları önemli bir nokta ise; Kürdistan’ın bütün bölge devletleriyle kıyaslanmayacak denli stratejik bir öneme sahip olduğudur. Kürdistan’ın sosyal yapısı, jeopolitik özelliği ve siyasal statüsü Kapitalizmin geleceği için yaşamsal bir öneme sahiptir. Kürd meselesi çözülmeden bölgeye barışın gelmesinin hayal olduğunu, Amerika’nın yüzyıllar boyu Halifeliği elinde tutmuş bir ülke olarak Türkiye’nin stratejik önemi tartışmasız kabul ediliyordu. Artık koşullar çok farklı. Türkiye bu konumunu Kürdistan’a kaptırdı.

Türkiye 1952'de NATO’ya üye oldu. Büyük ordusu, Soğuk Savaş'taki coğrafi konumu ve TC’nin Batılı politik değerlere olan uzun vadeli taahhüdü nedeniyle önemli bir stratejik müttefik olduğu düşünülüyordu.  Ülkede birçok politika anlaşmazlık ve tekrarlanan demokratik gerileme ile zor bir ilişki vardı. Bugün, Türkiye'nin Batı müttefikleriyle olan ilişkisi, bir dizi nedenden ötürü daha da karmaşık, zor ve kırılgandır.

Türkiye’de cumhuriyetin başı dertte. Siyasi sistemi zaten zayıf kontrolleri ve dengelerini ağır bir merkeziyetçi başkanlık sistemi lehine yitirdi ve ülke Erdoğan'a karşı çıkanlar ve Erdoğan'ı destekleyenler arasında derinden kutuplaşıyor.

Türk devletinin Batılı Kapitalist devletler ve ABD nezdinde pek bir stratejik önemi kalmamıştır. İŞİD ve bezeri örgütlerden medet uman, her geçen gün ekonomik ve politik olarak dünya kapitalizmine yük olmaya devam eden Türkiye’nin NATO üyeliği bile artık sorgulanır duruma gelmiştir. Türkiye sadece öngörülemez değil, aynı zamanda müttefiklere karşı yükümlülükleri ile çelişen milliyetçi bir gündem de takip ediyor.

En yeni gerilim kaynağı, Türkiye’nin Afrin'e yaptığı saldırı karşısında Amerika’nın sessiz kalmasına rağmen, ileride aralarında doğacak politik sorunların da habercisidir. Bu NATO içi bir konu değil. Ancak, Amerikan ordusu kısa bir süre önce, eğer Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 bin kişilik bir Amerikan destekli “sınır güvenlik gücü” oluşturan “doğmadan önce boğulacak” sözü verirse, NATO müttefikleri tarafından doğrudan saldırıya maruz kalabilir. NATO ittifakının en zayıf halkası aslında Türkiye'dir. NATO'nun kuruluşunda hedef olan Rusya’nın nüfuz alanına giren Türkiye’nin askeri gerekçeleri aslında politik bir bahanedir. Türkiye NATO’dan atılmak için fırsat kolluyor.

Kapitalizmi ve dünya barışını tehdit eden en önemli sorun İslam ülkelerindeki iç ve devletler arası savaşlardır. NATO'nun ikinci en büyük silahlı gücüne sahip olan, aynı zamanda Batı ile Doğu’da kritik bir jeopolitik fay hattının da içine yer alan yarı müstakil Türkiye, Kapitalizm için ciddi bir sorunu haline gelmiştir. 

NATO Sovyetler Birliği’ne karşı askeri bir ortaklık olarak kurulmuştu. S.B’nin dağılması her ne kadar NATO’yu işlevsizleştirse bile, ona yeni sorumluluklar yükleyerek bu ortaklığın devamına karar verilmişti. En önemli işlevinin birinin de terörizme karşı askeri bir güç olması idi.

Sovyetler Birliği’nin dağılması dünyada nüfusları 1.8 milyara varan Müslümanları Kapitalizmin en fazla korkulacak ideolojik grup olduğunu ortaya çıkardı. Ya Müslüman ülkeler Kapitalistleştirilecek ya da şu veya bu şekilde kontrol altında tutulması bir zorunluluk olarak görüldü.

Dünya nüfusunun % 31.5 olan Hristiyanların büyük bir bölümü kapitalizm ile barışık. Soğuk Savaş döneminden kalma bütün iç savaşlar Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde şu veya bu biçim de barış ile çözümlendi.  Bu Hristiyan ülkelerde artık ne devletlerarası bir çatışma ne de eskisi gibi iç savaşlara görülmüyor veya yok denecek kadar azaldı.

Oysa Müslümanlar dünyanın ikinci büyük dinsel inancı olarak toplam 1.8 milyar nüfusa sahip olmalarına rağmen (ki bu dünya nüfusunun yaklaşık % 24’ü oluyor) ne Kapitalizme adapte olmuş ne de istikrarlı politik düzenlere sahip değiller. Nüfuslarının önemli bir kısmı müslüman olan devlet sayısı 50 iken bu devletlerden 38’inde iç veya devletlerarası savaşlar devam etmektedir.  Sünnilerin nüfusu toplam müslümanların % 87 iken Şiilerin nüfusu ise % 13 olarak tahmin ediliyor. En fazla Müslüman % 68 ile Asya Pasifik hattında bulunuyor. Bu alan Türkiye’den Endenozya’ya kadar uzanıyor. Diktatörler, Şeyhler, Krallar, Mollalar, Cemat liderleri ve İmamlar kendi iktidarlarını korumak ve devletlerin bünyesindeki halkları sömürmek için İslamı ideolojik bir silah olarak kullanıyorlar.

Bütün dünyanın Müslüman halkları yüz yıllardır demokratik bir aşama bekliyorlar. Bütün bu Müslüman devletlerdeki iç savaşlar veya devletlerarası savaşlarda din ve milliyetçilik kelimenin gerçek anlamı ile en paha biçilmez silahlardır. Sömürü araçlarıdır. Dünyanın gelişmiş Kapitalist ülkelerinde devletlerin veya ulusların politikalarını belirleyen dinsel inancladan veya ulusal kimlikten kaynaklanan ideolojiler değil ekonomik ve sosyal gerçeklerden kaynaklanan çıkar çelişkileridir.

Bu nedenle Kürdistan, tarihinde hiç olmadığı kadar Kapitalizm için yaşamsal bir öneme sahiptir. Kürdistan’nın özgürlüğü Kapitalizmin için İslam ülkelerinin demokratikleşmesi veya terörü kanıksama arasında bir seçimdir.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz