‘Gerçek üstü bir iş yapıyoruz arkadaş!’
Gabo'yu açarken temel motivasyonlarının Diyarbakır gibi her yıl binlerce turisti ağırlayan tarihi bir şehri standart kafelerden kurtarmak olduğunu söyleyen işletmeci Cahit, 2 yıldır bu vegan felsefesini benimsemekte.
10.08.2018

Bejna DEMİR

IMPNews - Yemek yemek, sadece biyolojik bir eylem değildir, yiyeceklerin üretim ve tüketim süreçleri farklı toplumsal birliktelikler gerektirir ve bu birliktelikler kültürün beslenme konusundaki önemini ortaya çıkartır. Tabağımızdaki yemek bir zaman sonra hiç sorgulanmayan toplumsal bir simge haline gelir.

Son zamanlarda  pek çok yerde vegan/vejetaryen tanımlarına rastlıyor ve bununla ilgili pek çok veriye ulaşıyoruz. Vegan/vejetaryen yaşam felsefesi; ‘kendimize ve en çok da türdeşlerimize, doğaya en az zarar verme’ ilkesine dayanmaktadır. Bu sebeple insan türünü tüm canlı türlerinden üstün gören ve bununla beraber diğer türler için de üstünlük ve vasıf sıralaması yapan ‘türcülük’ ideolojisi başta olmak üzere cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, din, etnisite ırk ayrımcılıklarına karşı tüm şiddet biçimlerini reddeder.

Diyarbakır'ın ilk vegan/vejetaryen kafesi hikayesi bu anlamda takdire şayan. Sabah kahvaltıda dahi ciğer yenilen bir memlekette vegan/vejetaryen cafe açmak ebetteki kolay olmamış, fakat ekip her şeyin üstesinden gelmiş durumda. Gabo'yu açarken temel motivasyonlarının Diyarbakır gibi her yıl binlerce turisti ağırlayan tarihi bir şehri standart kafelerden kurtarmak olduğunu söyleyen işletmeci Cahit, 2 yıldır bu vegan felsefesini benimsemekte. En başta kendinden yola çıkarak Diyarbakır’daki bu alternatifsizliği tatlı bir anıyla şöyle anlatıyor: “Avustralya’dan bir vejetaryen arkadaş gelmiş, dışarıda yemek bulamıyor. Bir iki defa dışarıda çorba içti, ancak Diyarbakır'da çorbanın dibinden et çıktığını bilmiyor ki. Üçüncü günün sonunda hastalandı.”

Diyarbakır gibi bir yerde etsiz bir mekan tasavvuru pek çok kişi tarafından Gabo'nun fikir aşamasında dalga konusu olduğunu dile getiren Cahit, vergi dairesinde bile şakayla karışık “ya zaten yakında batacaksınız, ruhsata gerek yok” gibi yaklaşımlarla karşılaştığını gülerek anlatıyor.

Veganlar için 'dünyanın en güzel mercimek çorbası!’

Gabo ailesi ‘veganlar/vejetaryenler sadece salata yer, fast-food yer’ ön yargısına karşı olarak mevsime göre değişen menülerinde dünyanın en güzel mercimek çorbası, mantarlı kuru fasulye, Antep usulü kuru dolma, Hakkari usulü makarna, Yahudi usulü köfte (soya kıymasından) var. Menülerinde özel olan ve müptelası çok olan Yahudi köftesi ile ilgili ise Gabo ailesinden Cahit, “Yahudi köftesi dünya üzerinde sadece iki tane restaurantta var, biri İsrail’de bir mekanda diğeri ise Gabo'da!” diye ekliyor. Hatta bundan dolayı İsrailli bir gazetecinin bir sosyal medya hesabında Türkiye'den sadece Selahattin Demirtaş, Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Gabo’yu takip ettiğini ifade ediyor. Yaşadıkları yaşam tarzından dolayı, her şeyin kendi özünde kalması gerektiğini ifade eden Cahit şunu da ekliyor: “İstanbul’da pek çok mekanda aşırı sofistike yemekler var ve bu algı vegan/vejetaryenliği bir burjuva yönelimi olarak gösteriyor, işte biz tam olarak bu algıya karşı geleneksel ev yemekleri yapıyoruz.”

Müşteri profilini kendi büyülü dokunuşlarıyla oluşturan Gabo'da yüzde 50 kadın kotası var. Kedilere ve kadınlara pozitif ayrımcılık yapan Gabo'da hiç bir şey tesadüf değil. Kürdistan’da vegan/vejetaryen bir işletme açmanın büyülü bir şey olduğunu ifade eden Cahit, Gabo'nun isminin Gabriel Garcia Marquez'in lakabından, yazılış şeklinin ise Salvador Dali'den geldiğini belirtiyor. Aslında, tüm bunları yaparak ekibin vermek istediği mesaj gayet açık: “Biz gerçek üstü bir iş yapıyoruz arkadaş!” 

Vegan kafe açmanın sadece bu bilinci yaymak için olmaması gerektiğini, bu algıyı kırmak için gelen müşterilerle onlar konuyu açmadıkça vegan/vejetaryenlik hakkında konuşmadıklarını belirten Cahit, bu mekanların sayılarıyla birlikte niteliksel anlamda da artması insanların bir zaman sonra kendi iradesiyle bu alternatif yaşamı destekleyebileceklerini belirtti.

Foto: Hilal Seven

 

İstanbul’daki işletmelere güvenmiyor

Vejetaryen mekan bağlamında niceliksel olarak en yoğun olan şehir hiç kuşkusuz İstanbul. ‘Vegan Esnaf Lokantaları Zinciri’ açma hayaliyle bunun ilk ayağını Vegan Mutfak ile gerçekleştiren Metin Kılıç yaklaşık 18 yıldır vejetaryen ve son 9 yıldır vegan besleniyor. Hayvan hakları aktivisti olan Metin, bu coğrafyadaki en büyük sorunun güvenirlilik olduğunu ifade ediyor. Özellikle başka ülkelerden gelen vegan/vejetaryen insanların bu topraklardaki restaurant ve kafelere güvenmediğini, esnafın çoğu zaman vegan/vejetaryenlerin hassasiyetlerine önem vermeyerek ürünlerin içeriğini sakladığını dile getiren Metin'i kafe açmaya iten en büyük sebep bu güvensizlik. Başka bir neden ise vejetaryenliğin toplum nezdinde pahalı bir beslenme şekli olarak görülmesi. Sistem içerisinde ki tüm yemek hizmeti veren yerlere inat yemekleri sadece maliyet fiyatına sattığını ifade eden Metin Kılıç şöyle diyor: “Ucuz olmasının en büyük nedeni insanların bu beslenme tarzı hakkındaki algılarını değiştirmek. Taksim’in göbeğinde bir mekan işletiyorsun ve bazen insanların hesabın fazla gelmesinden korktukları için mekana dahi girmediklerini görüyorsun. Fakat buradaki algıyı yıktığımızı düşünüyorum. Burası artık sadece vejetaryenlerin yeri değil, alternatifleri gördükçe ve bu beslenmenin sanılanın aksine lezzetli ve doyurucu olduğunu fark eden, geleceğin vejetaryenlerinin yeri.”

Veganlık politik bir tavırdır!

Kafe açarken politik kaygılarının olduğunu belirten Kılıç’a göre vegan olmak ve bu yaşam felsefesini savunmak ana akım ideolojiye karşı bir tavır. Bu tavrı şu şekilde açıklıyor: “Üzerinde durduğumuz en büyük motivasyonumuz haksızlık kavramı. Örneğin, kendisine feminist diyen bir kadın, sadece insan türünün kadınlarına eşitlik isteyemez. Her yıl milyonlarca dişi hayvan suni döllendirme yoluyla tecavüze uğruyor. Kadın haklarını savunurken başka bir türün sömürülmesine razı gelmek türcülüktür. Bunun da bu topraklarda Kürd olmaktan farkı yoktur, ırkçılıkla paraleldir. Bu topraklarda ayrımcılığa uğramış ve kendisini Kürd, LGBTİ, feminist, anarşist diye nitelendiren herkes vegan/vejetaryen olmak zorundadır.”

Vegan yaşam tarzının farkındalık, merhamet ve barışı teşvik ettiğini söyleyen Metin, açtıkları Vegan Mutfak’la her şeyi komün üretip tüketerek bile bu sistemin bir zincirini kırmış durumda.

1 Kasım’ın Dünya Vegan Günü ilan edildiği zamanlara birkaç ay kalmışken tüm vegan mekan sahiplerinin ortak bir çağrısı var:

“Herkesi hiçbir canlının eti için öldürülmediği ve sütü için tecavüze uğramadığı bir dünya adına vegan olmaya çağırıyoruz. Sadece insan olmayan, hayvanların değil insan olanların ve doğanın da sömürüsü üzerinden varlığını sürdüren ve bizleri ‘tüketiciye’ indirgeyen kapitalist endüstriye karşı friganlık (atık sebzelerle yemek yapma) ve kendin-yap kültürünü teşvik ediyoruz. Kafessiz, zincirsiz ve patronsuz bir dünya! Rızasız tüm ilişkilere karşı yeryüzüne özgürlük!”

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz