Rüzgarın sürüklediği sanatçı Keyarüstemi
Kirazın Tadı ve Rüzgâr Bizi Götürecek filmleri ile bilinen Keyarüstemi sinemada İran yeni dalga akımının önemli yönetmenleri arasında yer alıyordu.
09.08.2018

Avaşin YORULMAZ

İran sinemasının büyük ustası Abbas Keyarüstemi Paris’te ülkesinden uzakta tedavi gördüğü hastanede kanserden dolayı 4 Temmuz 2016’da hayatını kaybetti. Kirazın Tadı ve Rüzgâr Bizi Götürecek filmleri ile bilinen Keyarüstemi sinemada İran yeni dalga akımının önemli yönetmenleri arasında yer alıyordu.

22 Haziran 1940’ta Tahran’da doğan Keyarüstemi, dönemin birçok aydının aksine 1979 İslam Devrimi sonrası ülkesini terk etmeyip 40’tan fazla film çekti. Kiraz’ın Tadı filmiyle 1997 yılında Cannes’da Altın Palmiye, yazıya konu alan film Rüzgâr Bizi Sürükleyecek filmi ile 1999 yılında Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.

Şiirsel anlatımın ustası

Kirazın Tadı ve Rüzgâr Bizi Sürükleyecek filmlerinde bireyin hayat karşısındaki “anlam” sorgulamasıdır. ‘Hayat nedir, niçin yaşarız, neden yas tutarız, neden severiz, arkadaşlık nedir’ gibi birçok konu sessiz sakin bir şekilde Abbas Keyarüstemi’nin filmlerinde akar. Bazen bu soruların altı çizilir bazen de izleyici kendi sorgu pencerelerini açar.

Rüzgar Bizi Sürükleyecek filmi, ismini ünlü kadın şair Furuğ’un şiirinden almıştır. Bir grup gazeteci ve mühendis Kürdistan bölgesindeki bir köye matem geleneğini gözlemeyip belgelemek için gider. Gazeteciler ölümünü bekledikleri kişinin ölmemesi üzerine arkadaşları Behzad’a haber vermeden köyü terk eder. Behzad son ana kadar kalır ve amacına ulaşır. 

Doğu’nun anlatı sanatı: Anlam ve hikaye

En az şiirsellik kadar Doğu’nun en büyük sanatı olan anlatım geleneğinin izlerini görürüz filmde.  Film boyunca Behzad dışında diğer arkadaşlarının yüzünü, gazetecilerin ve ölmesini bekledikleri anneannenin yüzünü görmeyiz. Gazetecilerin ve Yusuf’un sesini seslerini duyarız sadece. Bir kere bile olsun yüzünü görmediğimiz ve nasıl birisi olduğunu bilmediğimiz yaşlı kadının hikâyesini 11 yaşındaki Ferzad’ın anlatımlarından izleriz. 

Film boyunca yüzünü görmediğimiz ama hikayesinin sıcaklığına sarıldığımız Yusuf eski mezarların olduğu tepede telefon direkleri için çukur kazar, ama Yusuf’un yüzünü bir kere bile olsa göremeyiz. Anlatımlarından ve simgelerden Yusuf’un hikayesini parça parça öğreniriz. Yusuf 16 yaşındaki Zeynep’e âşıktır. Burada iki temel gönderme vardır. Birincisi kuyudaki Yusuf peygamber diğeri de Şirin için dağları delen Ferhat’tır. Yusuf’un hikâyesi bu iki mitolojiyle özdeşleştirmiştir Keyarüstemi.

Mühendis: Dağları Ferhat mı deldi?

Yusuf: Ferhat delmedi.

Mühendis: Kim deldi?

Yusuf: Aşk deldi.

Yusuf göçük altında kaldığında yine onu görmeyiz. Amerika sineması olsaydı göçüğü her açıdan gösterirdi. Görüntü hikâyenin önüne geçerdi. Keyarüstemi ile Amerikan sineması arasındaki en temel farklardan biridir bu özellik. Keyarüstemi doğunun anlatım sanatına Amerikan sineması görsel teknolojiye odaklanır. 

Kirazın Tadı'ndan bir sahne

 

Kürd köyünün kadınları

Bütün film Kürd köyünde geçer. Kürdlerin misafirleri ağırlama, güçlü kadınların oluşu bu filmde görülüyor. George Sand, Şeytanlı Göl romanında köy hayatının renklerini ayrıntılı bir şekilde anlatır. Köy hayatının uzaktan bakıldığının aksine “eğlenceli” ve “derin” olduğunu över Sand. Romanın her sayfasında bunu ayrıntılarıyla görmek mümkündür. Romanda köydeki düğün geleneği ve düğün oyunları betimlemeleriyle verilir. Keyarüstemi Rüzgâr Bizi Sürükleyecek filminde benzer bir tat var. Filmin konusu genel olarak matem geleneğini araştırmaya gelen bir grubun hikâyesidir. Bu genel hikaye içinde nice hikaye görürüz. Köydeki şiirselliği aktaran öykücüklerden biri de işletmecisi bir kadın olan köy kahvesidir. Köy kahvesini işleten Taçdevlet Hanım karşısında Behzad şaşkınlığını gizleyemez. Taçdevlet’in soru ve cevapları karşısında Behzad daha da şaşkına uğrar ve kadının haklılığını teslim eder. 

Behzad: Daha önce kahveci kadın görmemiştim.

Taçdevlet: Nerden çıktın? Anne ve baban var değil mi?

Behzad: Evet.

Taçdevlet: Babana kim çay götürürdü?

Behzad: Annem.

Taçdevlet: Neden daha önce öyle bir şey görmedim diyorsun! Bütün kadınlar hizmet eder. Bütün kadınlar işçidir, akşam da servis yapar. 

Zendegi va Digar Hich'ten bir kare

 

Derin matem izleri

Köydeki matem geleneğini belgelemek isteyen Behzad, köy öğretmenini yoldan alır, okula bırakır. Öğretmene matem hakkındaki fikirlerini sorar. Öğretmenin anlattığı yine Doğu’nun anlatım sanatının izidir. İzleyicinin hafızasında öğretmenin anlattıkları canlanır:

“Matemde kadınlar matemlerinin ne kadar büyük olduğunu göstermek için yüzlerini tırmalarlar. Annemin yüzündeki izlerden biri babamın mateminden diğeri ise fabrika müdürünün yakını içindir. Annem, babam fabrikadaki işini kaybetmemek için fabrika müdürünün yakınının mateminde yüzünü derin yarmıştı.”

Rüzgar bizi sürükleyecek

Yusuf ile Zeynep’in aşkı, 40 yaşın üstündeki Behzad ile 11 yaşındaki Ferzad’ın arkadaşlığı, başak tarlaları, toprak evler, ölüm döşeğindeki yaşlı kadının mavi pencereli evi, köy kahvesi ve kahvenin işletmecisi Taçdevlet ile eşinin kadın-erkek hukuku üzerine atışmalarındaki teatrallik, iletişim çağının sembollerinden olan telefon direkleri için çukurun eski bir mezarlıkta kazılması, çukurda insan bacağına ait bir kemiğin bulunması, sinirlenen Behzad’ın kaplumbağayı ters çevirmesi, kaplumbağanın kendi çabasıyla kendini düzeltip yoluna devam etmesi, kaplumbağanın ardında bıraktığı pisliği bir böceğe hayat olması filmdeki şiirsel imgelerdendir.

En etkileyici şiirsel imge ise karanlık bir bodrum katında sadece ayağını ve ellerini bir rüzgâr feneri sayesinde gördüğümüz Zeynep’in suskunluğunun altındaki derin hislerdir. Zeynep süt sağarken Behzad’ın Furuğ’tan şiir okuması ayrı bir imgeselliktir. 

Behzad: Furuğ’u tanır mısın?

Zeynep: Evet.

Behzad: Kim?

Zeynep: Goher’in kızı

Behzad: Hayır, bahsettiğim bir şair.

Zeynep Furuğ’un kim olduğunu bilmese de Furuğ’un imgelerini ve ötesini yaşıyor. George Sand’ın Şeytanlı Göl romanının girişinde yazdığı gibi: Hayatında tek dize şiir yazmamış, soylu duygular taşıyan nice şair vardır. Zeynep de o şairlerden biridir. Şiir yazmasa da şiiri yaşıyor. En güzel şairlik de bu değil midir? Keyrüstemi’nin filmlerinde anlattığı gibi “yaşamak”.

Zeynep rüzgâr fenerinin loş ışığında süt sağarken Behzad, Furuğ’un Rüzgâr Bizi Sürükleyecek şiirini okur:

 

Küçücük gecemde benim, ne yazık

rüzgârın yapraklarla buluşması var

küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle!

karanlığın esintisini duyuyor musun?

bakıyorum elgince ben bu mutluluğa

bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle!

karanlığın esintisini duyuyor musun?

şimdi bir şeyler geçiyor geceden

ay kızıldır ve allak bullak

ve her an yıkılma korkusundaki bu damda

bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali

yağış anını bekliyorlar

bir an

ve sonrasında hiç.

bu pencerenin arkasında gece titremede

ve yeryüzü giderek durmada

bu pencerenin arkasında bir bilinmez

seni ve beni merak ediyor

ey baştan aşağı yeşil!

yakıcı anılar gibi ellerini,

bırak benim aşık ellerime

ve dudaklarını

varlığın sıcak duygusunu

benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak

rüzgâr bizi götürecek

rüzgâr bizi götürecek. (Çeviren: Haşim Hüsrevşahi)

Acıya ve ölüme tanıklık

Motosikletle Yusuf’a ilk müdahaleyi yapmaya gelen doktorun hayat karşısındaki duruşu Keyarüstemi’nin filmini özetler gibidir. Doktor birçok acıya ve ölüme tanık olmuştur. Yaşamın kıymetini en iyi bilenlerdendir. Başak tarlalarına, ağaçlara, nehirlere, kuşlara, aşka, rüzgara, yağmura geceye ve aya gözünü kapatarak gitmek kadar ne acı verebilir insana. Ve bu güzelliklerin farkında olarak yaşamı sevmek ve her gün yeniden hayatı hiç görmemişçesine –tutkuyla- yaşamın koynuna girmektir ölüm acısını yenecek olan. Ölmek üzerine bir şiirdir Rüzgâr Bizi Sürükleyecek filmi. 

Keyarüstemi, 4 Temmuz 2016’da Paris’te çok sevdiği aşkla baktığı hayata gözlerini yumdu. Doktorun okuduğu Ömer Hayyam’ın rubaisi filmin özün özü gibi:

Bilmem Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz