Fidan, Süleymani ve Amiri güçleriyle birlikte Kerkük’e girdiler
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin danışmanlığını ve Türkiye’deki Oslo Barış Süreci’nin de arabuluculuğunu yapan Güney Kürdistanlı siyasetçi Mihemed Emin Pencwini ile Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan sorunları ve siyasal-toplumsal durumu konuştuk.
08.08.2018

Faysal DAĞLI

IMPNews - Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin danışmanlığını ve Türkiye’deki Oslo Barış Süreci’nin de arabuluculuğunu yapan Güney Kürdistanlı siyasetçi Mihemed Emin Pencwini ile IMPNews için yaptığımız söyleşide Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan sorunları ve siyasal-toplumsal durumu konuştuk.

Irak’ta devam eden toplumsal protestoların esas olarak yönetimdeki boşluktan, yolsuzluktan ve ülke kaynaklarının İran’a aktarılmasından kaynaklandığını söyleyen Pencwini, ABD ile İran arasında Irak’ın kontrolünün ele geçirilmesi rekabetini de bu duruma neden olan faktörler arasında sayıyor.

Seçimlerden sonra Irak’ta kurulacak hükümetten umutlu olmadığını söyleyen Pencwini, Kürdler'in siyasi aklının, partilerinin şimdiye dek belirgin ve ortak bir program ile Bağdat’a gitme konusunda hemfikir olmadıklarına dikkat çekerek, her giden partinin diğerlerinin aleyhine konuştuğunu bu nedenle sandık sonuçları sayımımın bile halen bitmediğini ifade ediyor. Pencwini, ‘eğer Kürdler ittifak halinde Bağdat’a giderse hükümet ortağı olma pazarlığını yapabilir, çeşitli bakanlıklar, yüksek idari makamlar alabilirler’ diyerek, Kürd siyasetinin Bağdat’ta birleşmesi halinde anayasada işaret edilen ortaklık haklarını kullanabileceklerine dikkat çekiyor. 

Pencwini, Kerkük Operasyonu’nun Türkiye-İran-Irak işbirliği ve İngiltere ile Amerika’nın bilgisi dahilinde yapıldığını, işgal sırasında; Türk, İran ve Irak güçlerinin Hakan Fidan, Kasım Süleymani ve Hadi Amiri tarafından koordine edilerek, eş zamanlı Kerkük’e girdiklerinin iddia edildiği söylüyor. Pencwini’ye göre bu üç devlet kendi aralarında anlaşıp, Kürdler'in ekonomik zenginliklere sahip olmasını engellemek ve özellikle gaz ve petrol kaynaklarının onlardan alınması için bu harekatı ortaklaşa yaptı. 

Yazar ve siyasetçi Mihemed Emin Pencwini, IMPNews’in sorularına verdiği yanıtlar: 

- Irak’ın iç sorunlarından başlayalım. Somut olarak neler oluyor orada. Yaşanan protestolar, partilerin çelişkileri, çekişmeleri neden oluyor? Bu protestoların arkasındaki sebepler nedir?

Irak’ta uzun süredir ciddi ekonomik ve siyasal sorunlar hüküm sürüyor. Bunu esas nedeni de şimdiye dek Irak’ın milyarlarca dolarlık petrol gelirlerinin çalınmasıdır. Çalınan bu servet Irak’taki Şii partiler arasında bölünmüştür. Her bir parti payına düşeni almış insanlar işsiz, ekmeksiz, susuz elektriksiz kalmıştır. Milyonlarca Iraklı’nın işini kaybettiğini söyleyebilirim. Birleşmiş Milletler’in Irak'taki gözlemcilerine göre genç nüfusun yüzde 35’i işsizdir.

Mihemed Emin Pencwini, TV ve gazetelerde sıkça söyleşiler ve röportajlarına yer verilen bir isim

 

- Irak’ta şimdiye kadar da aynı sorunlar vardı. Uzun yıllardan beri Irak’ın serveti çalınıyor. İnsanlar neden şimdi sokakta, bu dönemin daha özel bir sebebi, bir farkı olmalı?

Birinci sebep şudur; Şu anda Irak’ı Şii partiler yönetiyor. Saddam döneminde Şiiler çok eziyet çektiler. Saddam sonrasında hükümeti ele geçiren Şii güçler, dini özgürlük, Şii felsefesini yaşatma adı altında halkı ve gençleri yanlarına çektiler. Halk da siyasi, toplumsal, ekonomik durumun daha da iyileşeceğini umut etti. Ancak herhangi bir gelişme olmadı. Devletin bütün serveti çalındı. Örneğin Basra gibi Irak’ın i̇kinci büyük şehri ve deniz kıyısında yer alan en güzel bir şehirdir. Bu şehirde içme suyu yok. Yıllardır hükümet halka arıtma tesisleri yapıp içme suyu sorununu haledeceği sözü verdi. Yanısıra elektrik yok. Yoksulluk gırtlağa dayanmış duruma, hizmet namına birşey yok, belediye hizmetleri yok. Bağdat, Basra ve Irak’ın diğer kentleri çöplük gibi. Evlerden atılan çöpler, kapı önlerinde birikiyor. Temizlik olmadığı için yaygın salgın hastalıklar var. Tüm bunlar birikti. Halk sabırla tüm bu sorunların çözülmesini bekledi. Şimdiye dek beklediler ancak bir gelişme oladığını gördüler. Ve şimdi tüm bu öfke bir bomba gibi patladı. 

- Sanırım İran ile ABD’de de Irak’ta yaşanan krizden sorumlu tutuluyor?

Elbette bu sebeplerin dışında bunların yanı sıra dışardan bu meselelere dahil olan yabancı parmaklar da var. Tabi ki ABD ile İran arasında Irak’ın kontrolünün ele geçirilmesi rekabeti var. Bu rekabet, Irak’ın tüm servetini ele geçirme, petrolünü, gazını, zenginliğini ele geçirmeyi de kapsıyor. Halk tüm bu olup bitenlerden bezâr düşmüş durumda. 

Öte yandan bu ifade ettiğimiz durumdaki yangın yeri Irak, İran’a para aktarımı yapıyor. Irak’ın İran’a sözüm ona ‘borç’ olarak verdiği para Parlamento’da çokça gündeme getirildi. Halk da ‘hayatımız karardı, ekmeğimiz yok, bunca işsizimiz var iken neden paramızı İran’a veriyorsunuz’ diye soruyor. ‘Neden paramızı Yemen savaşı için, neden gençlerimizi savaşmak için Lübnan’a, Suriye’ye yolluyorsunuz’ diye soruyor.  IŞİD’e karşı verilen savaşta zaten Irak’ın yarısı viran oldu. Binlerce Iraklı öldü, bu böyleyken ‘neden insanlarımız Lübnan’a, Suriye’ye gönderiliyor’ diye itiraz ediyorlar. 

- Konu buraya gelmişken Irak’ın İran ile ilişkilerini sormak istiyorum. Halkın, İran’ın Irak üzerinde uyguladığı baskılardan, Tahran’ın Irak’a ilişkin siyasetinden rahatsız olduğunu dile getirdiniz. Ancak son seçimlerde Şii partilerinden seçilen yaklaşık 140 milletvekilinin de İran yanlısı olduğunu biliyoruz. Yani Irak halkı hem İran’ın neden olduğu bu yoksulluğa, kaosa isyan ediyor hem de seçimlerde oyunu İran’a veriyor. Bu nasıl bir çelişkidir peki?

Bu çelişkili durum mezhep etkileşiminden kaynaklanıyor. Burada biraz Şiilik felsefesinden söz etmem gerekiyor. Irak Şiiliğinin büyük kısmı Necef’te yerleşik Sistani makamına bağlıdır. Diğer kısım Kum’daki İran Şiiliği makamına bağlıdır. Kum ile Necef Şii makamları arasında devlet kavramı üzerinde temel bir çelişki var. Kum’un ‘Velayeti Fakiye’ anlayışına göre devleti yönetenler Şiiliğin temsilcileridir aynı zamanda. Ancak Necef’teki Sistani’nin takipçileri, ‘evet mezhebi olarak Şii’yiz, Şii devletimiz olmalı ancak Velayeti Fakiye anlayışını kabul etmiyoruz’ diyorlar.  Bu anlayışa göre, devleti ve mezhebi yönetenler tüm iktidarın sahibi ve yöneticisi olmak durumudadır. Ancak Irak Şiiliği, Sistani’nin makamının yüksekliğini, devlette temsil edilmesini kabul etmesine rağmen, devletin özerk olması gerektiğini de savunuyor. Iraklı Şii siyasetçiler, ülkedeki Kürd, Hrıstiyan, Türkmen, Süni ve diğer halk ve azınlıkların varlığını göz önüne alıyor. Ve devlette bunların temsilini dikkate alıyor. Bu fikir ayrılığı Irak ile İran Şiiliği arasındaki yönetim tarzı farklılığına yansımış durumda. Öte yandan Irak’taki silahlı güçlerin büyük kısmı İran etkisindedir. Hadi Amiri önderliğindeki Bedir güçleri, El Hekim’in liderliğindeki Meclisi Ala İslami, Dava Partisi ve diğerleri Saddam zamanında sığındıkları İran’da organize olan hareketler. Bu güçler İran’da askeri, siyasi ve mezhebi eğitim aldılar. Hatta Irak’taki Gazali liderliğindeki Esaye Ehl ül Hak güçleri tamamen İranlı subaylar tarafından direkt yönetilen, maaşlarını, giderlerini, talimatların direkt İran’dan alan bir güç. Özetle Irak’ın askeri ve siyasi güçlerinin yüzde 60-70’i İran’nın Pasdaran ve Küdüs Güçleri’ne bağlı durumda. Bunları da İran Generali Kasım Süleymani yönetiyor. Buna karşı olan ve medeni bir Şii yönetimi isteyenler de ancak Irak Şiiliğinin yüzde 35-40’ını temsil edebiliyor. Özetle sorunların temeli, bu protestoların, ayaklanmaların nedeni bu durumdan kaynaklanmaktadır. Evet bu sorunların dile gelme biçimi, su, elektrik, hizmet yokluğu, işsizlik, yoksulluk gibi nedenlerdir. Ancak özünde sorun politiktir ve çözümü de İran’ın etkisinden çıkmaktır. 

Pencwini geçmişte milletvekilliği ve kaymakamlık da yapmış

 

- Öyle anlaşılıyor ki ABD’nin Irak’ı İran’dan çekip alma, hatta Kürdleri de bu uğurda feda eden siyasetinden bir sonuç çıkmadı. Ne dersiniz?

Bu soruya daha önce de muhattap oldum. Şöyle düşünüyorum: ABD’nin Irak siyaseti iflas etmiştir, başarısızdır. Çünkü Irak’ta Tahran’a bağlı olan Şia siyaseti, tüm diğerlerinden; Kürdler’den, Irakçı-Arapçı Şiiler’den, Süniler’den bir bütün olarak Amerika yanlısı güçlerden çok daha dinamik ve güçlüdür. Fiilen de öyledir. Amerika’nın İbadi üzerinden yaptığı hesaplar hayalidir. Dikkatini çekmek isterim İran, Harun Reşit zamanından beri Bağdat’taki İslam Halifeleği’nin Şiiler’e geçmesi için çalışmış, ona göre bir siyaset belirlemiş ve onu uygulamıştır. İran Şiiliği o zamandan beri planla, programla Irak’ta Şiiliği nasıl denetime alacakları konusunda çalışmaktadır. Şimdi bu fırsat ayaklarına gelmiş durumda. Eminim ki Irak nüfusunun yarısını katletme pahasına da olsa Tahran, Irak’taki iktidarlarını bırakmaz. Irak Parlamento seçimlerden önce ve sonra İran’ın Irak Temsilcisi Kasım Süleymani ile ABD’nin Temsilcisi MacGurk düzenli olarak Şii partiler ve diğerleri ile Kürdler ile görüşüyorlar. Biri gidip diğeri geliyor. Ancak bir öncekinin yaptığı görüşme bir sonrakinin yaptığı görüşme ile boşa çıkarılıyor. Seçimlerden aylar geçmesine rağmen şimdiye kadar seçimin resmi sonuçlarını bile açıklamayadılar. 

- ABD ile İran’ın Irak üzerindeki çelişki, çekişme ve rekabetinden söz ettinizse de öyle anlaşılıyor ki, bu güçler yani Tahran ile Washington, Irak’ta aynı zamanda bir tür koalisyon ortağı durumunda. Nasıl oluyor bu?

Evet kimi hallerde bunu yapıyorlar. Örneğin IŞİD savaşında hem ABD’nin hem de İran’ın çıkarları tehdit altına girdi. IŞİD’in Irak’ı çökertmesinden hem İran hem de ABD büyük zararlar görecekti. Bundan dolayı bu iki rakip, gayri resmi de olsa IŞİD’e karşı bir ortaklık kurarak savaştı. Kürdler ve Heşdi Şabi, Irak Ordusu yani Şiiler de yardım etti onlara, bu şekilde IŞİD’e karşı savaştılar. Yani kimi konularda çıkarları buluşmasına rağmen kimi konularda da rekabet halindeler. Yani bu durumlarda resmi olmazsa da işaret dili ile anlaştıklarını söylemek mümkün. Yani doğrudur, protokolü tutulmayan resmiyete dökülmeyen bir koalisyon var aralarında. 

- Seçimlerden sonra aylar geçti, şimdiye dek hükümet kurulamadı. Sizce bu hükümetsizlik ne zamana dek devam eder, kurulacak hükümetin içeriği bir öncekinden farklı olabilir mi, Irak’ın mevcut sorunlarını çözebilir mi?

Bu yıl içinde hükümetin kurulacağından kuşkuluyum. Habire toplantılar, görüşmeler sürüyor, Sistani tüm taraflardan bir an önce hükümetin kurulmasını istiyorsa da şimdiye dek yeni hükümetin kurulacağına dair herhangi bir işaret görünmüyor. Gelecek yıla sarkacağını düşünüyorum. Senin de dediğin gibi ABD ile İran’ın iki tarafın da çıkarlarını koruyan bir uzlaşısı mümkün olursa hükümet de kurulur. Bu da bir müsabaka gibi devam ediyor, kim daha çok kazanacak mücadelesi sürüyor. 

- Kürdler’in kurulacak bu yeni hükümette pozisyonları ne olur? Kürd partiler sık sık Bağdat’a gidip bu görüşmeler yapıyor, kendilerini hatırlatıyorlar, Kürdler ne elde eder Irak hükümetinde?

Kürdler'in siyasi aklı, partileri şimdiye dek belirgin ve ortak bir program ile Bağdat’a gitme konusunda hemfikir değil. Şimdiye kadar da her bir Kürd partisi kendi başına İbadi veya diğer Şii partilerine gidip kendi destek ve taleplerini iletiyor. Her giden parti diğerlerinin aleyhine konuşuyor, biribirlerini şikayet ediyorlar, biri birlerini sandıklarda hırsızlık yapmak ile suçluyorlar, oyların yeniden sayımına karar verildi, sayım işlemi halen bitmiş değil. Kürd siyasetinin temel sorunu, her partinin sadece kendi çıkarını düşünmesi, hizbi çıkarlarını milletin çıkarları önüne koymalarıdır. Bu durum tartışılması bile gereksiz bir açıklıkta cereyen ediyor. Ancak merkezi hükümetin karşısına ortak bir talepler listesi ve program ile çıkıp; ‘Biz Kürdler'in anayasal hakları var, bu haklarımızın uygulanmasını istiyoruz’ demeleri kafidir. 

Aynı zamanda Irak'ta da tanınan bir şair olan Mihemed Emin Pencwini'nin yayınlanmış çok sayıda kitap ve makalesi de bulunuyor

 

- Kürd partileri Bağdat’ta ortaklaştıklarında daha da güçlenecekleri açık. Çok mu zor bu ortak talep listesini oluşturmak?

Bu çok da zor bir durum değil aslında. Anayasa’da Kürdler'in halen uygulanmayan birçok hakları; gaz-petrol-Peşmerge-tartışmalı bölgeleri gibi halen sorun olan çok sayıda hak ve hukukları anayasada vurgulanmış durumda. Ancak şimdiye dek hiç bir merkezi hükümet, ne Alawi ne Maliki ne de İbadi yönetimleri Kürdler'in bu haklarını iade etmek konusunda bir adım atmadı ve buraya kadar geldik. Eğer Kürdler ortakça ve tek bir talep listesi ile Bağdat’a giderlerse, ki 55 kadar sandalyeleri var Parlamento’da ve en güçlü olan Sadr grubundan bile güçlüler. Bu şekilde Parlamento’daki en güçlü grup olarak rollerini oynayabilirler. Ve anayasadaki haklarını gelecek dört yılda alabilirler. Bu durum da Kürdleri en temel haklarını alabilir. Ancak maalesef şimdiye dek sadece en çok kürsüye sahip olan KDP ile YNK kendi aralarında anlaşıp Bağdat ile anlaşmaya çalışıyor. Bu girişim de halen sadece konuşma-görüşme aşamasındadır. 

- Peki Kerkük’ün ve diğer statüsü tartışmalı bölgelerin tesliminden sonra, Kürdler ile Bağdat’ın ilişkilerinde bir düzelme, bir netleşme umuluyordu. Kerkük’ün el değiştirmesinden sonra neler değişti Kürdistan Bölgesi ile Irak rejimi arasında? Daha doğrusu umulan bir değişiklik, düzelme oldu mu? Yeni hükümette kimi bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı veya yüksek idari makamlar Kürdler’e ayrılacak mı?

Tekrarlamam gerekir ki, Kürd siyasi partileri ortaklaşa ve tek talep listesi ile Bağdat’a gidebilirse anayasada işaret edilen Cumhurbaşkanlığı ve diğer makamlardan payları olanı alabilirler. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı sembolik bir makam olsa da Kürdler için önemlidir. Eğer Kürdler ittifak halinde giderse bunun pazarlığını yapabilir, çeşitli bakanlıklar, yüksek idari makamlar alabilirler. Kısaca birleşebilirlerse anayasada işaret edilen ortaklık haklarını kullanabilirler. Bu da bölgenin siyasi konjönktürü ile ilgilidir. 

- Tekrar Kerkük sonrasını hatırlatmak istiyorum. Değişen birşey oldu mu Kerkük’ten sonra? Sınır kapıları, havaalanları, Peşmerge bütçesi, genel bütçe vs, ilişkilerde nasıl bir değişim oldu taraflar arasında?

Elbette Kerkük, Kürdistan Bölgesi’nin felaketi oldu, Afrin gibi. Ancak mesele sadece Kerkük değil. Şengal’den Xanekin’e kadar ki ‘statüsü tartışmalı bölgeler’ bu felakete dahil oldu. Bu alanlar Kürdistan coğrafyanın çok geniş bir bölümünü ve Kürd milletinin çok önemli bir kısmı anlamına gelmektedir. Ayrıca Kürdistan’ın en zengin, en değerli petrol, gaz, tarım gibi yeraltı ve yerüstü değerlerinin olduğu bölgelerdir. Bunları kaybettik. Sınır kapılarında, gümrüklerde yani İran-Türkiye sınırlarında bir değişiklik olmadı, sadece Bağdat’a bilgilendirme yapılıyor, hükümet teslimini istemişti kapıları, ancak bir değişiklik olmadı. Havalanlarında ise Irak istihbaratı ve emniyet görevlileri gelip yolcu kontrolü yapmaya başladı. Daha önce Kürd görevliler bu bilgileri Bağdat’a veriyordu zaten. Bu konularda çok farklı şeyler yaşanmadı. 

- Peki bu durumda Kerkük ve diğer bölgelerin, Kürdistan’ın şehir ve kasabalarının başına ne geldi? Madem pek bir şey değişmeyecekti, Kerkük neden el değiştirdi?

Kerkük ve diğer bölgelere el koyma operasyonu Türkiye-İran-Irak işbirliği ve İngiltere ile Amerika’nın bilgisi dahilinde yapıldı. Amaç KDP ve YNK’nin kontrolünde olan Kerkük petrollerinin onlardan alınıp, Irak hükümetine verilmesi idi. İşgal sırasında; Irak Ordusu, İran ve Türk güçleri birlikte Kerkük’e girdi. Kimi haberler ve siyasi kaynaklara göre de işgal gecesi Hakan Fidan (Özel Kuvvetler), Kasım Süleymani (Pasdaran) ve Hadi Amiri (Heşdi Şabi) komutasındaki Türk, İran ve Irak güçleri birlikte eş zamanlı Kerkük’e girdi. Bunun da anlamı şudur: Daha önce bu konuda bu üç devletin anlaşıp, Kürdler'in mali, ekonomik zenginliklere sahip olmasını önlemek, özellikle petrol ve gaz zenginliklerini onlardan alınması için bu harekatı ortaklaşa yapmışlardır. 

- Kerkük ve diğer bölgelerin teslimi veya işgali konusunda halen Kürd siyasi partileri bir birini suçlamaya devam ediyor. Ancak eğer bu bölgeler sizin de anlattığınız bir uluslararası ittifakla Kürdler’den alınmışsa, bu devletler bunu planlayıp uygulamışsa, Kürd siyasiler neden bir birlerini ‘ihanet’ vs ile suçluyor? 

Bu tür suçlamalar, kavramlar, argümentler Güney Kürd siyasetinin temel sorunlarından biridir. KDP ile YNK arasındaki çekişmede kullanılan bu tür ithamlar alışıldık. Bu iki parti İbrahim Halil (Habur) sınır kapısı gelirleri için 12 yıl boyunca savaştılar. Eğer Kerkük teslim edilmese idi, Kerkük petrol gelirleri için de bunlar arasında yeni bir savaş çıkacaktı. ‘Sen daha fazla petrol satıyorsun’ sorunu yaşanacaktı ve nihayetinde böyle sonuçlandı. Ancak bu şekilde birbirlerini suçluyorlar. 

Dış güçler de referandum meselesi de bahane olarak kullandılar. ‘Kürdler bağımsız olacak, bu petrol zenginliklerinin onlarda kalması olmaz, bu para ile büyük Kürdistan’ı kuracaklar falan’ deyip el koydular. 

Eğer KDP ile YNK kendi aralarında anlaşıp, resmi olarak ABD ile oturup ‘biz savaş istemiyoruz, sorunlarımızı konuşarak çözelim’ deseydiler, Kürdler'in bir şekilde bu süreçten kazançlı çıkmaları mümkündü. 

 

(Mihemed Emin Pencwini ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünde Kürdistan’daki gelişmeleri, Kürd siyaset ve toplumunun sorunlarını, Kürdler'in bölgesel ve uluslararası ilişkilerini aktaracağız.)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz