Ortadoğu değişirken Kürdler de rol almalı
"Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bir dönemde, siyasal olarak Kürdler de rollerini oynamalıdır. Bağımsızlık, referandum tartışmaları olumludur. Ancak bu tartışma süreçlerinde bütün Kürd ulusal güçlerinin katılımı ve temsiliyeti de önemlidir."
05.07.2018

Rozerin URUCU

IMPNews - HDP PM üyesi Ziya Çalışkan, Kürdistan Bölgesi'nde 25 Eylül’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumu ile ilgili sorularımızı yanıtladı. Çalışkan, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bir dönemde, siyasal olarak Kürdler de rollerini oynamalıdır” diyerek, bağımsızlık referandumu tartışmalarının olumlu olumlu olduğunu, ancak, bu tartışma süreçlerinde bütün Kürd ulusal güçlerinin katılımı ve temsiliyetinin de önemli olduğunu ifade etti. 

Ziya Çalışkan İMPNews’in sorularını yanıtladı:

 

-Kürdistan Bölgesi’nde yapılacak referandumu değerlendiriyorsunuz?

Elbette Güneydeki referandum olumlu bir adımdır. Ortadoğu'da böylesine kilit bir noktada olup, coğrafi olarak parçalara bölünmüş bir ulus bölgedeki dengelerde belirleyici rolünü oynayabilmelidir. Ulusal birliği yakalayabilecek bir sürece destek olması açısından elbette desteklenmelidir.

-Referandum Kürdlerin istemlerine cevap olabilir mi?

Ulusal birliği yakalayabilecek adımlardan biridir ve bu süreçteki tartışmalar ulusal birliğe hizmet edecek şekilde yürütülmeli.

-Kürdistan Parlamentosu’nun halen kapalı olması bu referandumu gölgeleyeceği belirtilmekte çoğu kesim tarafından, siz bu görüşlere katılıyor musunuz? 

Güney Kürdistan Parlamentosu işlevini yerine getirme, Parlamentonun sağlıklı çalışması ve tartışmalarda fonksiyonel rolünü oynaması, referandum sonucunun uluslararası zeminde de kabul edilebilirliğine etki edecektir. Tüm Kürdistani güçlerin çalışma yürüteceği bir platform, demokratik bir platform haline dönüştürülmelidir. Elbette ki bu haliyle tartışmaları da beraberinde getirecektir. 

-PKK ve Goran Hareketi Parlamentonun kapalı olmasının atılacak bu adıma yakışmadığını ve referandumu bu haliyle töhmet altında bırakacağını belirtiyorlar ve bunun demokratik olmadığını, tekçi bir siyasi zihniyet olduğunu belirtiyorlar. Bu eleştirileri nasıl görüyorsunuz?

Bu dönemde hele ki Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler, bölge ülkelerinin Kürd siyasal hareketini boğmayı, terör çetelerinin özellikle Kürd halkına karşı örgütlendiği bir dönemde tüm ulusal güçleri gözardı ederek yürütülecek bir çalışma doğaldır ki sağlıklı değildir. 

-Türkiye bunun kabul edilemez bir adım olarak görüyor ve bu konuda da sert açıklamalar yaptı…

Türkiye'nin temel politikası bildiğimiz gibi "Rabia" işaretinde ifade edilen "tek dil, tek millet, tek vatan, tek bayrak" sloganı ile özetlenmiş ırkçı bir anlayışa dayanıyor. Aslında bunun arkasında görülmesi gereken bu ırkçı anlayışın asıl dayanak noktası "Tek Düşman!" yani gelişen bölgeyi de etkileyen Kürd siyasal hareketidir. Bu yüzden tüm iç ve dış politikasını bu "Tek Düşman" üzerine şekillendiren statükocu, ulusçu devlet anlayışı bu refarandum adımını da kendisine bir tehdit olarak görecektir.

-Referanduma karşı çıkan Türkiye’nin, Kürdistan Bölgesi ile ticari ilişkilerinde ve siyasi ilişkilerinde bir gevşeme veya kırılma durumu olma olasılığı var mı?

Türkiye'de hükümet öncelikle referandum sürecinde Kürdlerin yakalayabileceği ulusal-siyasal birlik düzeyini gözleyecektir. Elbette ki ekonomik yaptırımları bir koz olarak değerlendirecektir. Ancak 25 Eylül'e kadar yaşanacak siyasal gelişmeler, Kürd ulusal-siyasal güçlerinin varacağı nokta Türkiye'nin asıl ilgileneceği başlıklar olacaktır. Ulusal birliğin güçlü oluşu Türkiye ve Ortadoğu'daki gelişmeleri de yakından ilgilendirecek. 

-Dünya Kürdlerin IŞİD’le mücadelesinden dolayı, Kürd halkına sempati ile baktığı bu süreçte referandum kararının doğru bir zamanlama diye değerlendiriliyor. Siz ne dersiniz?

Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bir dönemde, siyasal olarak Kürdler de rollerini oynamalıdır. Bağımsızlık, referandum tartışmaları olumludur. Ancak bu tartışma süreçlerinde bütün Kürd ulusal güçlerinin katılımı ve temsiliyeti de önemlidir. 

-Atılacak bu adımın Kürdleri manen nasıl etkiliyeceğini düşünüyorsunuz ?

Ortadoğu’da bölgenin asıl aktörü olmamızda Rojava'da yürütülen direniş, çetelere karşı verilen savaşın yarattığı etki çok önemli biryer tutar. Çetelerden temizlenen bölgelerde ki yönetim sistemi ve demokratik oluşumlar önemli örneklerdir. Elbetteki karşılıklı etkileşimler olacak. Ancak Rojava’daki sistem de bölge için örnek olacaktır.

-Türk basınında zaman zaman yeni bir barış süreci olacağı dillendiriliyor, bunca yıkım ve şiddeten sonra, hükümetin de tavrı ortadayken mümkün mü bu?

Bir barış ya da müzakere sürecinin gelişebileceğini pek mümkün görmüyorum. Özellikle AKP-MHP 7 Haziran sonrası 1 Kasım seçimleriyle savaş hükümeti olarak kurgulandı. Uyguladıkları politika ortada. Bunu 15 Temmuz kontrollü darbesiyle dahada güçlendirerek uyguluyorlar. "Yenikapı Ruhu" dedikleri, anlayış aslında bu savaş politikasını, tüm hukuksuzluğuyla en üst düzeyde uyguluyorlar. Böyle bir çağrı yapsa dahi, bu çağrının Kürd halkı nezdinde herhangi bir inandırıcılığı olmayacaktır. Savaşın, çatışmaların durması, ölümlerin son bulması, demokratik bir tartışma zemininin olması herkesin ortak dileği. Ancak bu hükümet yapısı olduğu müddetçe herhangi bir ateşkesin bu süreçte gerçekleşeceğini mümkün görmüyorum.

-Partiniz üzerindeki baskılar sürerken bu atmosferde siyaset üretmenin zorlukları ile bu durumu nasıl aşacaksınız?

HDP, Türkiye'de tüm muhalif, aydın, demokrat, kısacası yıllardır ötekileştirilmiş kesimlerin temsilcisi durumunda. Dünya ve Ortadoğu'daki gelişmeleri de eklersek, AKP-MHP hükümeti bu gelişmeler karşısında HDP'yi baskı altına alarak, Eş genel başkanlardan, milletvekillerine, yöneticilere ve partililere varana dek tutuklayarak susturma yolunu seçti. Tabi ki HDP olarak bizler de ülkedeki tüm muhalif kesimlerle birliği güçlendirerek, bu savaş hükümetinin politikalarını teşhir ederek, Türkiye halklarına karşı uygulanan bu politikaları mahkum edeceğiz.

-Değişik güçlerle yeni bir ittifak programınız var mı? Örneğin CHP ile böyle bir alternatif mümkün mü?

HDP'nin kuruluşundan itibaren ittifak, güçbirliği felsefesi zaten var. Bu güne kadar ki politikamızda da bu açık görülür. CHP de dahil olmak üzere tüm muhalif kesimlere çağrımız nettir. HDP'nin 3. Parti olması da, bu çağrının Türkiye genelinde karşılığını bulmasının sonucudur. Aslında CHP'nin bugüne kadar ki ittifak anlayışını tartışması, bu konuda klasik anlayışını değiştirmesi gerekir. Ne yazık ki başta söylediğim " Tek düşman" saplantısından çıkarak, ittifak anlayışını yeniden yapılandırdığında, ülkedeki yegane müttefikin HDP ve onun bileşenleri olduğunu görecektir.

 

Ziya Çalışkan:

1965 Ruha doğumlu Çalışkan, Eğitim Fakültesi mezunu. 1989 yılında başladığı öğretmenliğe, 1998 yılında istifa ederek ayrılan Çalışkan, uzun bir dönem Eğitim SEN yöneticiliğide yaptı. Siyasete HADEP’de İl başkanlığı, PM üyeliği görevlerinde de bulunan Çalışkan, 7 Haziran seçimlerinde HDP’den Ruha Milletvekili olarak meclise seçildi. 7 Haziran seçimlerini yok sayılarak yeniden seçimlerin yapılması sonrası meclise giremeyen Çalışkan, HDP-PM üyesi olarak aktif görevini sürdürmektedir.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz