Muzaffer Oruçoğlu: İnsan yaptıklarıyla biçimleniyor
Yazar, şair ve ressam Muzaffer Oruçoğlu, yıllarca süren hapis ve sürgün bir hayatın sonunda ‘insan yaptıklarıyla biçimleniyor’ diyor.
28.01.2017

Mustafa Ergün / mergun@imp-news.com

IMPNews - Yazar, şair ve ressam Muzaffer Oruçoğlu, “Kafkas halklarını, Malakanları ve Kürdleri tanıdım” dediği Kars’ta, Göle’ye bağlı Büyük Zavot köyünde dünyaya gelir. Yıl 1947. Anadolu ile Orta Asya’nın geçiş noktasında bulunan bu köy, çeşitli dil ve kimliklerin var olduğu bir yer. “Ağalık ve nökerlik gerçeğini, Ekim Devrimi'ni tanıdım burada” diyor Oruçoğlu.

Kars’ta geçen bir ortaokul döneminin ardından gittiği Rize’deki öğretmen okulunda resim sanatına yönelir. O yıllarda, resim - heykel ve müzik olmak üzere iki atölyesi varmış okulun. Oruçoğlu heykel atölyesini seçer, fakat öğretmeni İsmail Gümüş resim bölümüne geçmesini ister ve öyle olur. Oruçoğlu, daha sonra gideceği İstanbul Çapa’da da astronomi ile tanışır.

Oruçoğlu’nun resimlerinde sert bir üslup göze çarpıyor. Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinden birinde yaşaması nedeniyle uzun yıllar süren hapis, sürgün hayatı haliyle sanatını da etkiliyor. Toplumsal sorunları açık bir üslupla teşhir eden Oruçoğlu, geçmişe öfke duymadığını belirterek şunları ekliyor:

“Temelim oraya dayanıyor. Cezaevleri biçimlenmemde önemli bir rol oynadı. Zor şartların kendim ve insanlar üzerindeki etkilerini gözlemledim.”

‘Ters ve gülünç bir yaşamdan yanayım’

“Memleketim yaşadığım evdir benim” diyor Oruçoğlu. Evden fazla dışarı çıkmadığını söylüyor. “Çizdiğim her on resimden ancak  biri etkiler beni” diyor, “Tabi o da etkilerse” diye ekliyor.

Filozofun ilim dergahı yerine; dedikodu yapan, küfür edenlerin dergahını yeğliyor ressam. Ciddiyetin kendisini sıktığını belirtiyor. “Hem ciddi hem de özgür olmak bana göre değil. Ciddi insanlarla konuşunca sıkılıyorum” diyor:

“Bütün devletler ciddidir.  Ters ve gülünç bir yaşamdan yanayım. Benim bütün işim, kendi dilimle doğamı açığa vurmaktan ibarettir. Bunu cesur ve özgürce yaptığımı söyleyemem.”

Roman, şiir ve resim… İnsanın organik parçaları

Muzaffer Oruçoğlu, sanat hayatı boyunca birçok dalda eserler verdi. Bunlardan en belirginleri de roman, şiir ve resim. Bu 3 alanın da birbirinden farklı olduğu fikrine katılmıyor Oruçoğlu. Bunların birbirlerini anlayan ve etkileyen üç farklı dil olduğunu, birbirlerine kolayca dönüşebildiğini söylüyor. “Romanın resmini, resmin romanını okuyoruz. Her üçünü de şiirsiz düşünemiyoruz” diyor. Oruçağlu, bunların her insanın ruhunun organik parçaları olduğunu düşünüyor...


(Dağ Mahallesi, 2015)

‘Benim istediğim değil, resmin istediği oluyor’

Geçtiğimiz yılın Ekim ayında Türkiye’de “Işık ve Renk Çağrışımları” adıyla bir resim sergisi açıldı Oruçoğlu’nun. Türkiye’de 10’dan fazla sergisi olduğunu belirtiyor Oruçoğlu ve resim akademilerinin öğrencileri başta olmak üzere, resimseverlerin ilgisinden memnun olduğunu söylüyor. Ancak birçok sanatçının taşıdığı kaygıyı taşıyor o da. “Resimlerimin çok iyi anlaşıldığını sanmıyorum” diyor. Oruçoğlu ayrıca resimlerinin kendisinin de içine sinmediğini belirterek şunları ekliyor:

“Zaten şunu çizeceğim diye başlamıyorum. Öyle başlasam dahi resme sözüm geçmiyor. Sonunda benim istediğim değil, resmin istediği oluyor. Bu, renklerin ve biçimlerin özgür karekterine, hareket zenginliğine bağlı bir durumdur sanırım.”

Yazarın edebi teknik olarak başarılı ve en önemli kitaplarından biri olan Tohum’da oldukça açık bir tasvir göze çarpıyor. Buna karşın, resim alanındaki çalışmalarında konu olarak parçalanma, işsizlik, göç gibi olguları resmederken bir karmaşayla karşıkarşıya kalıyoruz.


(Kobane Savunma)

Oruçoğlu, bunun ruhsal yapısı ve mizacıyla ilgili olduğunu düşünüyor. “Bazen duruyum, bazen karmaşık” diyen Oruçoğlu, şöyle açıklıyor bu durumu:

“Yazı dilinde duruyum, fırça dilinde karmaşık. İyi ve sakin, dinç ve taze zamanımı yazıya hasrediyorum. Resme yorgun, yıpranmış, gerilimli zamanım kalıyor. Genelde, dinlenmek için yaparım resmi, ya da birileri benimle sohbet ettiği zaman. Yoğunlaşmış bir dikkatle yapmam, serbest, sallapati bir ruh haliyle yaparım.”

‘Gökyüzü sokağın çapı kadar’

“Ruhumu sınırlayan her şeyden kaçtım” demiş sanatçı bir demecinde. “Kaçmak iyidir sanatta” diyor: “Mekandan kaçtım. Ülkeleri kıtaları değiştirdim. Ama şimdi kaçamıyorum. Yaşlandım. Eserlerimden zaten sürekli kaçıyorum. Ama iyi kaçamıyorum. Derin bir kaçışı, iyi bir kopuşu gerçekleştiremiyorum. Bir eserim diğerine benzeyince bu bir kaçış olmuyor tabi. Bütün şehirler birbirlerine benziyor. Şehirlerde yaşanmaz. Canlı ve bitki çeşnisi yok. Gökyüzü sokağın çapı kadar. Menzil yok. Önüne binalar çıkıyor. Duvar yazıları, farklı giyinişler, heykeller, rölyefler olmasa durum kötü.”


(Sürgün ve sınır)

‘İnsan yaptıklarıyla biçimleniyor’

Muzaffer Oruçoğlu 68 Kuşağı’nın tanıdık isimlerinden. İnsanları asıl biçimlendiren şeyin tarihleri olduğunu söylüyor. “İnsan yaptıklarıyla biçimleniyor” diyor. “Her insan sürekli ölerek ilerler. Ardında, kendine benzemeyen bir yığın ölü insan bırakarak ilerler” diye ekliyor. Sadece yaptığımız iyi şeyler değil, kötü şeylerdir de bizi biz yapan. “İnsanın tarihidir bu” diyor Oruçuğlu.


(Üretim)

Şair Ahmet Telli, Oruçoğlu için, “Siyasal bir kimlik olarak yaşamını sürdürürken doğduğu coğrafyanın kültürüyle şimdi yaşadığı coğrafyanın kültürü arasındaki derin ilişkiyi sanatsal pratiğe dönüştürmüştür” diyor. Oruçoğlu’nun sanatına bu ifade ‘sanki yeriymiş gibi’ oturuyor. Oruçoğlu’nun eserlerindeki egemen dil, doğup büyüdüğü Türkiye ve uzun yıllardır yaşadığı Avustralya’nın renklerini taşıyor.


(İnşaatçılar)

‘İnsan, ezeni ve ezileniyle zalim bir mahluktur’

Bugün Ortadoğu’da savaşlar devam ediyor. Milyonlarca insan ölüyor ve göç etmek zorunda kalıyor. Oruçoğlu, tüm bu felaketlere, cinnetlere rağmen, “Ben iyimserim” diyor. Şöyle ekiyor:

“Kim ne derse desin, çok yönlü ve derinlikli düşünürsek, hiçbir çağın, kendinden önceki çağdan daha geri olduğunu söyleyemeyiz. İnsan, ezeni ve ezileniyle birlikte bir bütün olarak zalim bir mahluktur. Ama insan ilerliyor. Zalimlikten kurtuluşu doğrultusunda zalimce ilerliyor. Bu, iyimserliğimin ana kaynağıdır.”

Portre:

Muzaffer Oruçoğlu, 18 Mart 1947’de, Kars’ın Göle kazasına bağlı Büyük Zavot Köyü’nde dünyaya geldi. İlk okulu komşu köyde, ortaokulu Kars'ta, öğretmen okulunu da Rize'de ve İstanbul Çapa'da okudu. Fen Fakültesi Matematik Astronomi Bölümü’nden ayrıldı.

Oruçoğlu, 1972’de TKP (ML) kurucuları arasında yer aldı. 1973’de İstanbul’da yakalandı ve ömür boyu hapse mahkûm edildi. Tutsaklık yıllarını şiir ve roman yazarak geçirdi. 13 yıl yattıktan sonra yurt dışına çıktı. Yurt dışında resimle uğraşan Oruçoğlu’nun 13’ü roman, 7’si şiir, 2’si masal olmak üzere 30’un üzerinde kitabı yayımlandı. Yazar, şair ve ressam Muzaffer Oruçoğlu halen Avustralya’da sanatsal çalışmalarına devam ediyor.

(M.E)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz