Coşkun: Devlet, PKK’ye alternatif istiyor
Akademisyen Vahap Coşkun, devletin PKK ile rekabet edecek bir siyasi oluşumun, Kürd Meselesi’nin çözümünde daha uygun bir araç olacağını düşündüğünü söylüyor.
02.01.2017

Yeter Polat

Öteden beri devleti yöneten bütün kadroların, bölgede PKK’ye karşı çıkacak güçlü bir ses, güçlü bir nefes olmasını istediğini söyleyen Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Vahap Coşkun, bu şekilde PKK ile rekabet edecek bir siyasi oluşumun, Kürd Meselesi’nin çözümünde daha uygun bir araç olacağını düşündüklerini söylüyor.

Son zamanlarda devletin bölgede PKK’ye alternatif yaratma çalışmaları bağlamında aşiretleri, büyük aileleri ve kanaat önderi dediği kişileri örgütleyerek bir yol almaya çalıştığına dikkat çeken Coşkun, bu bağlamda diğer siyasal partilerin de teşvik edilerek onların PKK karşısında bir alternatife dönüşmesinin istendiğini ifade ediyor.

Coşkun, bu siyasi partilerin PKK’ye karşıtlık temelinde sahaya sürülme ve bir devlet projesi gibi lanse edilmelerinin ise son derece yanlış olduğunu ifade ederek, bu durumun, söz konusu siyasi partiler için ciddi bir handikap oluşturduğunu, bu partilerin de, bu tür bir algıya sebebiyet verecek her emareden uzak durmaları gerektiğini, mutlak bir PKK karşıtlığı üzerinden değil de kendi siyasi projelerini ortaya koyarak halka seslenmeleri gerektiğini savunuyor. Coşkun, aksi takdirde bir devlet projesi olarak görüldükleri andan itibaren hem Kürdler nezdinde kabul görmeleri ve hem de sorunu çözme konusunda olumlu rol oynamalarının zorlaşacağına dikkat çekiyor.

Doç. Vahap Coşkun, IMPNews’in sorularını yanıtladığı söyleşisinin ikinci bölümünde devlet ile Kürdlerin ilişkilerini değerlendirdi.

- Devlete yakın kimi kaynakların iddia ettiği gibi Öcalan ile PKK arasında bir ayrışma, ilişkilerinde bir gerileme mi var? Hükümet bundan sonraki süreç için sadece “tasfiye” ve “sonuna kadar mücadele” seçeneği üzerinde duruyor. Bu durumda Kandil’i tasfiye edip, Öcalan ile devam etmeyi mi düşünüyorlar?

Bilhassa Öcalan yakalandıktan sonra PKK’nin iktidar haritasında önemli bir değişim yaşandı. Öcalan yakalanmadan önce PKK’nin hem ideolojik hem de fiili lideriydi. Yakalanıp cezaevine gönderilmesinden sonra durum farklılaştı. Öcalan’ın ideolojik liderliği devam etti, fakat fiili liderlik Kandil’deki aktörlerin eline geçti. Süreç içerinde Öcalan ile Kandil arasında bazı konularda ayrışmalar ortaya çıktı. Çözüm sürecinde bu ayrışmaları net bir şekilde görmek mümkündü. 2.5 yıllık süreçte çözüm sürecinde Öcalan’ın talepleri ile Kandil’in buna verdiği yanıtlar arasında –kimi zaman daralan kimi zaman genişleyen- bir makas her daim vardı. Ancak bu farklılaşmadan, PKK’nin ikiyi ayrıldığı ve bir kısmın Öcalan’a bir kısmının da Kandil’e biat ettiği gibi bir netice çıkarılamaz. Devletin de meseleye böyle yaklaştığını, biri Öcalan’a diğeri Kandil’e bağlı iki PKK tasavvur ettiğini zannetmiyorum. Zira devlet bunun mümkün olmadığını bilir. Devlet, Öcalan ile Kandil arasındaki irtibatın devam etmesini ve Öcalan’ın Kandil üzerindeki tesirinin güçlenmesini arzu eder.

Rojava ve Suriye’deki gelişmeler mi devletin Kandil’e bakışını etkiledi?

Devlet, Suriye’deki gelişmelerden sonra PKK’yi yöneten Kandil kadrosunun Türkiye’ye ve çözüm sürecine olan yaklaşımının tamamıyla değiştiği kanısında. PKK için öncelik artık Türkiye’de barışı sağlamaktan çıktı, Suriye’de elde ettikleri toprakları korumak ve tahkim etmeye dönüştü. Bunun için de farklı bağlantılara girdi; yer yer İran’la, Suriye rejimiyle, Rusya’yla ve ABD ile ilişkiler kuran bir yapıya dönüştü. Şüphesiz devlet, Kandil’deki bu yapıyı tasfiye etmeyi ister. Nitekim Kandil’deki lider kadrosunu hem hukuki ve hem de askeri hedef olarak ilan etmesiyle bu isteğini gösterdi. Ancak bu isteğini ne ölçüde gerçekleştirebileceği ya da gerçekleştirse dahi kendisinin tahayyül ettiği bir tablonun ortaya çıkıp çıkmayacağı son derece tartışmalı bir konu.

- Bu durumda Öcalan’dan nasıl bir rol üstlenmesi beklenir?

1999’dan 2015 yılına Öcalan ile yapılan bütün görüşmelere baktığımızda ulaştığımız nokta şu: Öcalan her ne kadar demokratik siyasete vurgu yapsa da silahı muhakkak bir kenarda tutan bir söyleme sahip. Yani Öcalan’ın ikili bir dili var: Demokratik siyasi mücadelenin altını çiziyor ama silah seçeneğini de her zaman masada tutuyor. Sanırım devletin Öcalan’dan beklentisi, bu ikili dilden vazgeçmesi. Öcalan’ın çeşitli gerekçelerle silahı gösteren söylemi bırakması tamamen demokratik siyasete yaslanan bir dile geçiş yapması. Ancak bu şekilde Öcalan yeni dizaynda kendisinden beklenen rolü oynayabilir.

- HDP’ye yönelik genel operasyonlarla daha küçük, daha ehil ve kontrol edilebilir bir HDP mi yaratılması amaçlanıyor? Bu dönemde Kandil’e uzak, Öcalan’a yakın yeni bir legal siyaset mi tasarlanıyor?

Elbette devlet, Kandil’e mesafe koyan ve Öcalan’a daha yakın duran bir legal siyaseti tercih eder. Ancak HDP’yi baskı altına almak böyle bir sonuç üretmez. Daha önce de HDP’ye yönelik birçok operasyon yapılmıştı. KCK Operasyonlarıyla HDP siyaseten tasfiye edilmek istenmişti. Ancak nihayetinde devletin beklediği netice doğmadı. Devlet kontrol edilebilir bir HDP hedefleyebilir ama şu anda HDP üzerinden yürütülen operasyonlardan bu hedefe uygun bir sonuç doğması mümkün görünmüyor.

- HDP’nin yanında diğer Kürdlerden onlarla rekabet edecek bir diğer yapı mı yerleştirilme amaçlanıyor? Geçtiğimiz günlerde aşiretlerden ve AKP’nin bölgedeki temsilcilerinden oluşan 380 kişilik bir muhataplık gündeme geldi. Bunun dışında, Kuzeyli KDP’lilerden oluşan yeni bir legal parti oluşumunu yine bu bağlamda mı düşünmek gerek. Yine KCK Yöneticisi Mustafa Karasu’da AKP’nin yeni bir Kürd oluşumu için devreye girdiğini iddia etmişti. PKK’ye alternatif bir oluşum arayışı içine mi girildi? 

Sadece AK Parti değil öteden beri devleti yöneten bütün kadrolar, bölgede PKK’ye karşı çıkacak güçlü bir ses, güçlü bir nefes olsun istiyorlar. PKK ile rekabet edecek bir siyasi oluşumun, Kürd Meselesi’nin çözümünde daha uygun bir araç olacağını düşünüyorlar. Bahsettiğiniz 380 kişilik muhatap listeleri veya yeni parti girişimleri bu meyanda değerlendirilebilir. Devlet eskiden olduğu gibi aşiretleri, büyük aileleri ve kanaat önderi dediği kişileri örgütleyerek bir yol almaya çalışıyor. Diğer siyasal partileri de teşvik ederek onların PKK karşısında bir alternatife dönüşmesini istiyor. Zannımca burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var.

- Nedir onlar?

Evvela devlet, farklı kesimleri muhatap alabilir ve farklı grupları muhatap olarak tanıyabilir. Burada bir sorun görmüyorum. Sorun, meselenin asli boyutunu oluşturan Kürdleri muhatap almama tavrıdır. Hükümet “Bütün Kürdleri dinleyeceğim” diyor. Güzel. Ama Kürdlerin oylarının yarısını alan HDP’yi devre dışı bırakıyor, hiç yokmuş gibi davranıyor. Buradan sağlıklı bir muhataplık ilişkisi çıkmaz. Devlet diğerleri ile nasıl diyaloga giriyorsa HDP ve PKK ile de diyaloga girmesi gerekiyor. Çünkü amaç Kürd meselesini silahın cenderesinden çıkarmak ise, bunun muhatabı PKK’dir. Bunun dışındaki diğer Kürdler PKK’ye silah bıraktıracak güce sahip değildir. Farklı muhataplık ilişkileri geliştirmek sorunun asıl tarafı olanları muhatap olarak görmeyi engellememelidir.

- Peki ya dikkat edilmesi gereken ikinci nokta nedir?

O da Kürd siyasetinde var olan ya da sahneye çıkacak olana yeni partilerle ilgili. Kürd siyasetinde farklı seslerin çıkmasını, onların seslerini kamuya duyurmalarını çok değerli buluyorum. Sonuçta “Kürd siyaseti” derken bir tekillik imasında bulunuluyorsa da, Kürd siyaseti hiçbir dönem yekpare bir görünüm sunmadı. Fakat bu siyasi partilerin PKK’ye karşıtlık temelinde sahaya sürülme ve bir devlet projesi gibi lanse edilmelerini son derece yanlış buluyorum. Bu durum, söz konusu siyasi partiler için ciddi bir handikap oluşturuyor. Dolayısıyla bu partiler, bu tür bir algıya sebebiyet verecek her emareden uzak durmalı. Mutlak bir PKK karşıtlığı üzerinden değil kendi siyasi projelerini ortaya koyarak halka seslenmeli. Aksi takdirde bir devlet projesi olarak görüldükleri andan itibaren hem Kürdler nezdinde kabul görmeleri ve hem de sorunu çözme konusunda olumlu rol oynamaları zorlaşır.

- Bir yandan da PKK artık intihar eylemleri yapan örgütler kategorisinde sayılıyor...

Öncelikle PKK’nin intihar saldırılarına ilişkin bir hususa değinmek isterim. Bu bombalı saldırılar Türkiye’de muhalefet etmeyi ve siyaset konuşmayı nerdeyse imkansız hale getiriyor. Zira bu eylemlerden ötürü gündem tamamen asayiş tedbirlerine odaklanıyor, bu minvalde yapılan her işe meşruiyet sağlanıyor. Keza bunların Kürd Meselesi’nin çözümüne de herhangi bir faydası yok. Tersine Kürdlerin taleplerini kriminalize etmekten başka bir sonuç da üretmiyor. PKK bu eylemleri TAK’a havale ediyor ama herkes bu eylemlerin arkasında PKK’nin olduğunu çok iyi biliyor. Kanımca böylesi eylemler olduğu müddetçe PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması son derece güç. Çözüm Süreci esnasında PKK giderek meşru bir aktöre dönüşme fırsatı elde etmişti. Ancak şimdi trend bu yönde değil. PKK’nin bu eylemlere bir an önce ve kesin bir biçimde son vermesi gerekiyor.

- Beşiktaş saldırısını ABD’deki Başkanlık değişimi sürecinde Trump’a da bir mesaj olarak değerlendirenler oldu. ABD’nin yeni dönemde PKK’ye tavrı değişir mi?

ABD’de farklı bir süreç yaşanacak. Daha önce siyasi kariyeri olmayan bir şahıs ABD’nin başına geçiyor.  Geçmişte adayların sahip olduğu siyasi kariyere dayanarak dünya ABD’nin nasıl bir politika izleyeceğini, mesela Ortadoğu’ya veya Kürd Meselesi’ne nasıl bakacağını öngörebiliyordu. Ancak Trump’ın böyle bir geçmişi yok. Daha önce bir politik aktör olarak sahada yer almış birisi değil. Dolayısıyla onun nasıl bir siyaset izleyeceğini, ancak kullandığı bir iki küçük ifadeden ve kadro tercihlerinden yola çıkarak tahmin etmeye çalışabiliriz. Bu da çok sağlıklı bir yöntem sayılmaz.

- Bu işaretlerden ABD’nin yeni döneminde Kürd siyasetine dair bir şeyler söylenemez mi?

Elbette söylenebilir. Eğer Trump seçim dönemindeki vaatlerine sadık kalırsa tablo PKK için değişebilir. Çünkü Trump, Suriye ve Ortadoğu bağlamında iki noktayı öne çıkardı: Birincisi Suriye’nin bütünlüğü ve Esad’ın yönetimini kabul eden beyanlarda bulundu. İkincisi, Ortadoğu’da muhataplarının örgütler değil devletler olacağını ifade etti. Buna uygun bir siyasetin yürütülmesi söz konusu olursa PKK için zor günler başlayabilir, PKK’nin Suriye’de sıkıştırılması gündeme gelebilir. Diğer taraftan Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye’de aynı hat üzerine geldiklerini deklere eden Moskova Beyannamesi de PKK için güç bir döneme işaret edebilir. Yine de Trump’ın nasıl bir yol takip edeceğini daha sıhhatli değerlendirmek için yeni yönetimin işbaşına gelmesini ve belli bir sürenin geçmesini beklemek daha doğru olur.

Söyleşinin 1. bölümü 'Coşkun: HDP, Başkanlık trenini kaçırdı'

(A.T.K)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.