Dünyadan manzaralar
Gelecek adına umutlar beslemekte fayda var. Fakat kendi adıma, dünyanın yakın geleceği konusunda pek de ümitli olmadığımı söylemeliyim.
30.12.2016

Hakan Demir

Gelecek adına umutlar beslemekte fayda var. Fakat kendi adıma, dünyanın yakın geleceği konusunda pek de ümitli olmadığımı söylemeliyim.

Dünya üzerinde kırkın üzerinde çatışmanın her an çıkabileceği ya da hali hazırda çatışmanın var olduğu kırmızı noktalar var (bunların yarısı Müslüman ülkelerde) ve bunlardan bazıları büyük bir yangının fitilini ateşleyebilir. Ama sadece bu da değil;

Kuzey Amerika’nın (aynı zamanda dünyanın) en büyük ekonomisi olan ABD’de, Amerikan halkını daha önce görülmemiş bir şekilde kutuplaştıran, Müslümanlara oldukça ön yargılı yaklaşan, kaçak göçmenleri sınır dışı edeceğini her fırsatta dile getiren bir kişi başkanlığa seçildi. Aralık ayının başından itibaren kendisiyle çalışmak üzere belirlediği kişilere bakınca çoğunun kendisi gibi olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

Trump’ın öncelikle kendi egosu, Meksika’ya karşı olan sert tutumu, İran hakkındaki şüpheleri, Çin ile daha başkanlık koltuğuna oturmadan yaşadığı gerginlik, ABD’ye öncelik verecek olup dünyanın -bazıları ABD’nin politik yaklaşımları sebebiyle- kangrenleşmiş sorunlarına muhtemelen yüz çevirecek olması uluslararası iş birliği imkânlarını daha da zor kılacaktır.

“Gevşek çok kutuplu düzen” olarak ifade edilen hali hazırdaki dünya düzeninin bir diğer önemli realitesi de Rusya.

Özellikle 2015’ten itibaren Suriye’de yaptığı müdahalelerle Suriye Savaşı’nı iyice kördüğüm haline getiren Rusya, Ortadoğu’daki yerini de sağlamlaştırdı. Bugün Avrupa’da hortlayıveren Rusya yanlısı partilerin sebebi hikmetini tam anlayabilmiş değiliz ama Hürriyet’te yazan emekli diplomat Ünal Çeviköz’ün Fransa’da Marine Le Pen başkanlığındaki aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin (Front National) Rusya’dan mali destek aldığına dair duyumlardan bahsettiğini de buraya ekleyelim.

Moldova, Bulgaristan ve Ukrayna’da Rusya ile birleşme fikrini savunan partilerin etkisi küçümsenemeyecek ölçüdedir. Yakın zamanda Karadağ’da vuku bulan darbe girişiminin ardından henüz yeni seçilmiş olmasına rağmen (9 gün) istifa eden eski Başbakan Milo Djukanoviç, Batı yanlısıydı. Djukanoviç’in seçimi kazanmasından sonra meydana gelen karışıklıklar sonrası gözaltına alınanlar arasında yer alan Aleksander Sinceliç, söz konusu isyan dalgasının arkasında Rusya’nın bulunduğunu; kendilerine yardımın Rusya’dan geldiğini ifade etti. Karadağ’ın bu yılın 19 Mayıs’ında NATO ile entegrasyon anlaşması yapmış olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda Rusya’nın söz konusu karışıklıkların arkasında olması ihtimalini göz ardı edemeyiz.

Gelelim Çin’e… Güney Çin Denizi’ndeki tartışmalı sularda inşa ettiği ada ile gündemi bir süre meşgul eden Çin, sakin ama kendinden emin bir şekilde etrafındaki ülkeleri nüfuzu altına almaya çalışıyor. Japonya ile yine Güney Çin Denizi’ndeki tartışmalı adalar (beş ada, üç kayalık) sebebiyle sık sık karşı karşıya gelen Çin, bir yandan da Tayvan’ı kendine yani Kıta Çin’e bağlamaya çalışmaktadır. (Bu noktada Tayvan halkının % 98’inin Çinli olduğunu da belirtelim. Sorunun temeli 1949’a kadar uzanıyor. Kıta Çin’de iktidarda olan Milliyetçi Parti 1949’daki devrimde iktidarı Komünist Parti’ye kaptırınca çareyi ülkeyi terk edip Tayvan’da Çin Cumhuriyeti’nin devamını kurmakta bulmuştur. BM 1971’e kadar Çin’in gerçek temsilcisi olarak Tayvan’ı tanımıştır.)

Hindistan ile de zaman zaman sınırda çatışmalar yaşayan Çin, demokrasi ve insan hakları arasından ise tam anlamıyla kara kutudur. Örneğin on beş yıl önce Hong Kong demokrasi ile yönetilirken şimdilerde bunu söylemek mümkün görünmemektedir. Birleşme olması halinde aynı şeyin Tayvan’ın başına geleceği aşikârdır. Özetle, ana karadan uzaklaştıkça demokrasi ivmesi artmaktadır.

Askeri yatırımları ile ekonomik büyüme oranları ile proaktif politikaları ile Çin, ABD’nin -özellikle de Trump döneminde- uluslararası arenada bırakacağı muhtemel boşluğu doldurmaya en yakın adaydır. Fakat Çin yönetimi altındaki farklı grupların (Türkler, Tibetliler) uzun vadede Çin’in başını ağrıtabileceğini not edelim.

Çin aldığı ihalelerle, yaptığı projelerle şu an Afrika kıtasındaki en etkin ülke konumunda. Geçen hafta sosyal medyada Türkiye’nin Rusya ve Çin aracılığı ile bir kaç Afrika ülkesindeki cemaat okullarını kapattırdığı yazıldı. İnternet üzerinde biraz araştırma yapınca hakikaten az da olsa bir kaç Afrika ülkesinde söz konusu okulların kapatıldığını okudum. Türkiye’nin Afrika’da ciddi bir nüfuzu olmadığına göre sosyal medyada yazılanlar doğru olabilir mi? Fakat, bunlar eğer doğruysa, benim asıl merak etiğim Türkiye’nin bu iki ülkeye neler vaat ettiği! Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de Batı’yı suçlayıcı ifadeler kullanması bir planın parçası mı? Türkiye’yi Batı’dan bir adım daha uzaklaştırma, Rusya ve Çin’e yaklaştırma planının… En nihayetinde geçmişte NATO’nun kanat ülkesi olmuş olan Türkiye, bu iki ülke için önemli bir kazanımdır.

Şangay İşbirliği Örgütü’nün lokomotifinin esas itibariyle Rusya değil Çin olduğu unutulmamalıdır.

Önümüzdeki hafta AB, Kore Yarımadası ve Japonya ve Güney Amerika ile devam edeceğiz.

Hakan Demir: Doktor, araştırma görevlisi. İnönü Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Lefke Avrupa Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi üzerine yüksek lisans yaptı. Güney Amerika, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi birbirinden oldukça farklı coğrafyalarda yaşadı, araştırmalar yaptı. Fas Mohammed V Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yaptı ve halen aynı yerde öğretim görevlisi. 6 yabancı dil konuşabilmektedir.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz