Coşkun: HDP, Başkanlık trenini kaçırdı
Vahap Coşkun, "7 Haziran sonrasında HDP, Ak Parti’nin sistemi değiştirme talebine karşılık doğru bir siyaset üretebilseydi, Başkanlık sistemi Kürd Meselesi’nin çözümünü kolaylaştırıcı bir unsur olabilirdi" diyor.
29.12.2016

Yeter Polat

IMPNews - Türkiye’nin uzun bir zaman en önemli gündem maddelerinden birisi de Yeni Anayasa tartışmaları oldu. Bugün çok hızlı bir şekilde Meclis’ten geçen Anayasa maddelerinden önce neler yaşanmıştı? 2011 seçimlerinden sonra kurulan Uzlaşma Komisyonu yeni bir Anayasa hazırlayamamıştı. 1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında yeniden gündeme gelen Anayasa talebi, kurulan komisyonun daha üçüncü toplantısında dağılması ile son bulmuştu. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası oluşan “milli atmosfer” sonrası Anayasa çalışmaları da kaldığı yerden, ancak bu kez AKP-MHP ortaklığı ile başladı.

Müzakereler ışığında MHP ve AK Parti 22 maddelik Anayasa değişikliği teklifini 10 Aralık 2016 günü TBMM Başkanlığı’na sundu. Meclisin Anayasa Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan değişiklikler maddeler halinde kabul ediliyor. Buna göre Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) sistemi önümüzdeki aylarda referanduma sunulacak. 

Seçim stratejisini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “seni başkan yaptırmayacağız” retoriği üzerine kuran HDP’nin dışında kaldığı Anayasa hazırlanması sürecinde Kürdler’in talepleri yer almıyor.  Şimdi içinde Kürdlerin taleplerinin olmadığı bir Anayasa’nın Türkiye’de neleri değiştirebileceği tartışılıyor.

HDP’nin, Ak Parti’nin sistemi değiştirme talebine karşılık doğru bir siyaset üretmesi halinde Başkanlık sisteminin Kürd Meselesi’nin çözümünü kolaylaştırıcı bir unsur olabileceğini savunan Doç. Vahap Coşkun, gelinen aşamada vatandaşlık tanımı, yerel yönetimlere yetki devri ve anadilde eğitime ilişkin gibi Kürdlerin taleplerinin gündeme alınmadığına dikkat çekiyor. 

IMPNews’in sorularını yanıtlayan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi Vahap Coşkun, söz konusu Yeni Anayasa’da Başkanlık sistemi ile Kürd siyasetinin ilişkileri konusunda, “7 Haziran sonrasında HDP, Ak Parti’nin sistemi değiştirme talebine karşılık doğru bir siyaset üretebilseydi, Başkanlık sistemi Kürd Meselesi’nin çözümünü kolaylaştırıcı bir unsur olabilirdi. Yani HDP, Başkanlık sistemine mutlak bir karşıtlık siyaseti yerine, kendi taleplerini de içeren bir Başkanlık sistemini gündeme getirseydi, bugün çok daha iyi bir noktada olabilirdik” diyor. 

MHP - AKP ittifakı Anayasa değişikliğini referanduma götürecek çoğunluğa ulaştı. Kürdler meselenin dışında kaldı, en çok istedikleri değişiklikleri kapsayan Anayasa’nın ilk 4 maddesine dokunulmayacak. Başkanlık modeli de belirginleşti.  Bu durumda Başkanlık Kürdlere ne getirip ne götürecek?

Başkanlık talebi, Kürd Meselesi’nde çözümü kolaylaştırıcı bir manivela olarak kullanılabilirdi. Çünkü AK Parti sistemi değiştirmek istiyordu. Yüzde 50 oy oranına sahip bir partinin sistemi değiştirmek hedefi, diğer siyasi partiler için de siyasi pazarlık alanını açan bir işlev görüyordu. Özellikle 7 Haziran sonrasında HDP, Ak Parti’nin sistemi değiştirme talebine karşılık doğru bir siyaset üretebilseydi, Başkanlık sistemi Kürd Meselesi’nin çözümünü kolaylaştırıcı bir unsur olabilirdi. Yani HDP, Başkanlık sistemine mutlak bir karşıtlık siyaseti yerine, kendi taleplerini de içeren bir Başkanlık sistemini gündem getirseydi zannederim bugün çok daha iyi bir noktada olabilirdik. 

- HDP o treni kaçırdı mı?

Evet, öyle. Buna mukabil MHP, kendi açısından son derece doğru bir siyaset izledi. AK Parti’nin Başkanlık hevesini gördü ve 40 milletvekili ile bütün taleplerini AK Parti’ye kabul ettiren bir siyaset bir izledi. Deyim yerindeyse, 40 milletvekili ile 316 milletvekilini teslim aldı. Bugün önümüze gelen Anayasa taslağında çok ağır bir şekilde MHP’nin etkisini taşıyor. 

- Peki, bu durum Kürd Meselesi’ni nasıl etkileyecek?

Türkiye öteden beri Anayasasını değiştirmek istiyor. Fakat önümüze gelen Anayasa taslağı hükümet sistemini değiştirmekten başka herhangi bir konuyu içermiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi, adem-i merkeziyetçi bir idari sistemin inşası ve hukuk devletinin güçlendirilmesi gibi konular Anayasa değişikliğini öngören taslakta yer almıyor. Kürd Meselesi bağlamında sorun sadece Anayasa’nın ilk 4 maddesine dokunulmaması değil; bunun yanında vatandaşlık tanımı, yerel yönetimlere yetki devri ve anadilde eğitime ilişkin talepler de burada gündeme alınmış değil. 

- Yani Kürd Meselesi’nin çözümüne katkısı olmayacak mı?

Bu Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin demokrasisine ciddi bir katkı yapmasını beklememek lazım. Bu sadece hükümet sisteminin değiştirilmesini öngören, Ak Parti’nin ihtiyaçlarına odaklanan bir değişikliktir. Yoksa Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, hukuk devletinin tahkimi ve Kürd Meselesi’nin çözülmesi konusunda yeni imkanlar açan bir işlev görmeyecek veya böyle bir tablo ortaya çıkarmayacak.

- Başkanlıkta yerel yönetimler nasıl olacak, hükümet sizce bu meseleyi arka tarafta tartışıyor olabilir mi?

Bu değişiklikte MHP’nin desteğine ihtiyaç duyduğu için Ak Parti, herhangi bir şekilde MHP’yi rahatsız edecek, onun desteğini azaltacak bir konuyu gündeme getirmekten özellikle uzak durdu. MHP ise masaya dört temel şart ileri sürerek oturdu: Türklüğe asla dokunulmayacak, ilk 4 maddeye kesinlikle karışılmayacak, yerel yönetimlerde eyaleti çağrıştıran bir yetki devrine asla izin verilmeyecek ve anadilde eğitimin önü açılmayacak. Aslında bu taleplerin tümü, Kürd meselesinin çözümü çerçevesinde, Kürdlerin talepleriydi. Ama Ak Parti, MHP’nin hassasiyetlerine dokunacak herhangi bir talebi metne dahil etmedi. 

- Bundan sonrası için ne öngöreceğiz?

Bundan sonraki süreçte Başkanlığa geçtikten sonra veya referandumdan sonra nasıl bir siyaset izleneceğine dair şimdiden kestirimde bulunmak zor. Ancak benim kanaatim şu: Türkiye’nin bu kadar merkezi bir sistemle yönetilmesi, iyi bir şekilde yönetilmesi mümkün değil. Eninde sonunda Türkiye yerel yönetimleri nasıl aktifleştireceğini tartışmak ve konuşmak zorunda. Başkanlık sistemine geçilse de geçilmese de bu önümüzde bir ihtiyaç olarak duruyor.

- Sizce Başkanlık veya farklı bir sistem, Türkiye'deki mevcut yapısal tıkanıklık nasıl aşılır? 

Katı bir Başkanlık karşıtı değilim. Daha doğru bir ifadeyle, herhangi bir hükümet sisteminin mutlak taraftarı veya mutlak karşıtı olmak gibi bir pozisyonum yok. Aslında bu konunun haddinden fazla abartıldığını da düşünüyorum. Esas olan demokrasiyi işletmektir. Demokratik bir yönetim ise hem Başkanlıkta hem yarı Başkanlıkta ve hem de parlamentarizmde mümkün olabilir. Başkanlık sistemlerinin iyi bir şekilde işlemesi evvela üç şarttan bahsedilebilir: Bunlardan birincisi temel hak ve hürriyetlerin mutlak bir garanti altına alınması ve alanının genişletilmesidir. İkincisi, yerel yönetimlere yetki devrini öngören, yönetimde ve temsilde merkez-yerel dengesinin oluşturulmasıdır. Üçüncüsü ise, özellikle hukuk devleti niteliğini kuvvetlendirmek için Anayasada kontrol ve denge mekanizmasının kurulmasıdır. 

- Peki, şu anda komisyonda tartışılan taslak belirttiğiniz bu üç şartı karşılıyor mu? 

Hayır, AK Parti ve MHP’nin işbirliğinin ürünü olan değişiklik önerisi her üç nokta açısından da çok ciddi sıkıntılar taşıyor. Dolayısıyla bu öneriler Meclis’ten geçse ve referandumda halktan onay alsa da Anayasa sorunumuz çözülmüş olmayacak. Problemler devam edecek ve biz bütün bu konuları önümüzdeki dönemde de daha sert bir şekilde münakaşa etmeye devam edeceğiz.

- Türkiye’nin yeni dönemde dünya ile ilişkileri nasıl ilerleyecek? Batı ittifakında Türkiye nereye sürükleniyor? 

Türkiye’nin Batı olan ilişkileri iç siyasetteki gelişmelerden ziyade dış siyasetteki gelişmelerle yakından bağlantılı. Özellikle Ortadoğu’da olup bitenler Türkiye’nin ittifak düzenini yeniden düzenlemesi gibi bir sonuç doğurdu. Gördüğümüz tablo şu şekilde: Türkiye 1945’ten sonra ortaya çıkan dünya düzeninde birlikte hareket ettiği güçlerle olan ilişkilerini gözden geçiriyor. Genel olarak sürekli bir şekilde teyakkuz halinde olduğu güçlerle ise daha yakın bir ilişki içine giriyor. Daha açık söylemek gerekirse, Türkiye, ABD ve AB ile olan ilişkilere eskisine nazaran daha mesafeli yaklaşırken,   Rusya ve İran’la olan ilişkilerini ise artırıyor. Elbette bu, önümüzdeki Suriye ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi meselesinden bağımsız düşünülemez. 

- Yani, Türkiye eksen mi değiştiriyor?

Hayır, gelişmelere bu zaviyeden bakmıyor. Eksen değişikliği kavramının da, Türkiye’nin dış politikasını anlamakta faydalı bir enstrüman olduğunu düşünmüyorum. Türkiye eksen değiştirmiyor, ancak aynı eksende ilelebet aynı tarzda ilişki kurmayı da kabul etmiyor. Kendi önceliklerinin muhatapları tarafından dikkate alınmasını ve ona göre bir siyasi pozisyon alınmasını talep ediyor. Bunu görmeyince de daha rahat hareket edebileceği seçenekler üretmeye çalışıyor. 

- Somutlarsak nasıl bir manzara ortaya çıkar?

Şöyle: Türkiye’nin Batı ile ittifakının çok ciddi ve tarihi bir derinliği var. 1940’lardan bu yana kurulan ve neredeyse bir asra yaklaşan bir ilişki düzeneğinden söz ediyoruz. Ancak son dönemlerde Batı ile Türkiye arasında iki büyük problem alanı var: Türkiye varoluşsal bir anlam atfettiği FETÖ ve PKK tehditlerine karşı geleneksel müttefiklerinden beklediği desteği alamadı, onların gücünü arkasında hissetmedi. Bilakis Türkiye, varlığına kasteden bu iki tehdidin büyümesinde Batı’nın doğrudan rolünün olduğunu düşünüyor. Bu nedenle de Batı ile ilişkileri daha soğuk bir hal alırken farklı mecralarda kendi menfaatlerine denk düşen alternatifler oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’nin Rusya ve Irak ile yakınlaşması bu bağlamda değerlendirilmeli. Ancak bir kez daha altını çizerek belireyim ki, bu Türkiye’nin Batı’dan tamamıyla yüz çevirdiği, ABD ile ilişkilerini askıya alacağı gibi bir anlam taşımıyor.

(Söyleşi Devlet ve Kürdlerin ilişkileri teması ile devam edecek…)

(A.T.K)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz