2. Amed Film Festivali tamamlandı
Siyasi atmosferin geriliminde gerçekleşen 2. Amed Film Festivali bu yıl ‘Sınırsız Sinema’ sloganıyla bütün zorluklara rağmen sona erdi.
28.12.2016

Ali Haydar Yıldız

Siyasi atmosferin geriliminde gerçekleşen 2. Amed Film Festivali bu yıl ‘Sınırsız Sinema’ sloganıyla bütün zorluklara rağmen sona erdi.

Adını sürekli çatışmalarla, siyasi gergin havasıyla duyduğumuz bir kentte, Diyarbakır’da bir festival organize edildi. Belediye ile ortak planlanan festival kayyum engeline takılsa da sinemanın sınır tanımamazlığı bu engeli aşmayı başardı.

Belki de bundan dolayı ‘Sınırsız sinema’ festivalin sloganı oldu. Sanatın, sinemanın ve sanatçının engel tanımayacağını bütün sınırların aslında yapay olduğunu 2. Amed Film Festivali bir daha gösterdi.

Festivalin tertip komitesinden Zeynel Doğan ve Gazeteci Bircan Değirmenci IMPNews’e 2. Amed Film Festivali ile ilgili izlenimlerini paylaştı.

‘Belediyenin sinemacılar açısından bir meşruiyeti kalmadı’

Ortadoğu Sinemacılar Derneği ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından 4-13 Kasım tarihleri arasında yapılması planlanan 2. Amed Film Festivali, belediyeye kayyumun atanmasıyla birlikte 22-25 Aralık tarihlerine ertelenmişti.

Festivali, kayyum atanmadan önce belediyenin yeni kültür merkezinde yapmayı planladıklarını belirten tertip komitesinden Zeynel Doğan, planlarını hem belediye salonlarına hem de Kasım ayının ortalarında bir tarihe göre ayarladıklarını belirterek, belediyeye kayyum atanması ve belediye eş başkanlarının tutuklanmasıyla birlikte belediyenin, sinemacılar açısından bir meşruiyeti kalmadığını söylüyor.

Antidemokratik bir şekilde atanan kayyumla birlikte belediyeyle yürütülecek festival koşullarının ortadan kalktığını kaydeden Doğan, “Karşımızda, festivalin önüne koyduğu doğrultuya uyan bir belediye yoktu ve bundan kaynaklı yapmayı planladığımız tarihten daha ileriki bir tarihte festivalimizi yapmayı kararlaştırdık” diyor.

Amed Film Festivali bu yıl diğer film festivallerinde olduğu gibi konforlu ve rahat sinema salonlarında değil sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve odaların salonlarından seyirciye ulaştırıldı.

Bu mekânların sinema salonları gibi planlanmadığını ancak 60-70 kişi dolaylarında izleyici alabildiğini söyleyen Doğan, Diyarbakır koşullarına değinerek, bekledikleri katılımın sağlandığını belirtiyor. Kısa film, belgesel ve uzun metrajlı film kategorilerinin olduğu festivaldeki film gösterimlerinin sadece Diyarbakır ile sınırlı kalmadığını da kaydeden Doğan, festival programının Batman, İstanbul, Van, İzmir, Ankara ve Roma ayaklarından da izleyiciye ulaştığını hatırlatıyor.

Doğan, bu yıl festival programında Ortadoğu filmlerine öncelik verildiğini, bunun yanı sıra, Kürd filmlerine, Türkiye sinemasından seçkilere ve Alman çocuk animasyon filmlerine de yer verildiğini belirterek, film öykülerinin ise genellikle insan haklarına, hak ihlallerine ve ötekilerin direnişine dair olduğunu söylüyor.

‘Siyasal gerginliğe rağmen festivale katılım iyi’

Siyasal gerginliğin yaşandığı bir ortamda festivale katılımın iyi olduğunu, salonların dolduğunu ve yurtsever sinema izleyicisinin ilgisinde bir değişikliğin olmadığını dile getiren Doğan, “Gergin siyasal ortamda daha çok; ben buradayım, bu festivalin izleyicisi olmalıyım ve bu kentte bu festivaller yapılmalı noktasında politik tavrı olan insanlar festivale daha çok sahip çıkıyor” diyor.

Daha çok izleyiciye ulaşmak istediklerini söyleyen Doğan, salonların küçük, kentin atmosferinin gergin olduğuna değinerek, film gösterimlerinin negatif havayı dağıtacağını ifade ediyor. On kişinin yan yana gelmesini istemeyen bir akılla karşı karşıya olduklarını söyleyen Doğan, bu aklın kültürel aktiviteleri engellediğini, alternatif ve özgürlük talep eden sanatı istemediğini belirtiyor.

‘Kürdistan’daki yapay sınırlar sinema için bir anlam ifade etmiyor’

Film festivalinin sloganı olan ‘Sınırsız sinema’nın iki anlamı olduğunu kaydeden Doğan, ilkinin, sınırların Kürdlerin hayatındaki olumsuz çağrışımına dair olduğunu ve Kürdistan’daki yapay sınırların sinema için hiçbir anlam ifade etmediğini, ikincisinin ise sansürsüz bir festivali ifade ettiğini kaydediyor.

Festivalin dört yıllık bir gecikmeden sonra yapılmasına da değinen Doğan, “Savaşın ve çatışmaların olduğu atmosferlerde ilk ertelenen şey, kültür sanat etkinlikleridir” diyerek, her sonbahar döneminde hazırlık yaptıklarını ancak her defasında ertelemek durumunda kaldıklarını kaydediyor.

6-7 Ekim Kobanê olaylarının, Sur’da yaşanan çatışmaların, ölümlerin, bombaların patladığı ve silah seslerinin yükseldiği bir ortamda festivali yapamayacaklarını belirten Doğan, bu yıl bu festivali yapmalarındaki nedeninin ise, sanatın, direnişin bir parçası olduğunu insanlara anlatmak olduğunu belirtiyor.

Halkın direnerek yaşaması gerektiğine değinen Doğan, ne kayyumun ne de farklı baskı ve sansür araçlarının bu etkinlikleri engelleyemeyeceğini söylüyor.

‘Diyarbakır sinemasız kalmasın’

Diyarbakır’ın sinemasız kalmaması gerektiğini belirten Doğan, kente sinemacıların, yönetmenlerin gelmesini istiyor. Kentin sinemacılara, sinemacıların da kente ihtiyacı olduğunu söyleyen Doğan, kentin sinemasız kalmaması gerektiğini, film yapmak isteyenlerin, öykü arayışında olanların kente uğraması gerektiğini dile getiriyor. Film yapan insanların kentteki insanlarla buluşması gerektiğini düşünen Festival tertip komitesinden Zeynel Doğan, filmlerin insanlara yaşadıkları dünyadan başka dünyalara kapılar araladığı görüşünü savunuyor.

‘Hayallere ve umutlara engel olamayacaklar’

Diğer yandan festivale izleyici olarak katılan Gazeteci Bircan Değirmenci ise, filmlerin Ofis Ekinciler Caddesi’nde bulunan iş merkezindeki Eğitim Sen’de ve Mimarlar Odası’na ait bir mekanda izleyiciyle buluştuğunu belirterek, kentte havanın çok soğuk olduğunu ve dışarıdaki ayaza rağmen mekana gelir gelmez tanıdık birçok yüzün sıcak gülümsemesiyle karşılaşmanın insanın içini ısıtmaya yettiğini ifade ediyor.

Filmleri izlemeye gelenlerin birbirlerine sarılıp kucaklaştıkları izlenimini paylaşan Değirmenci, film izlemeye değil de dostlarla bir araya gelmiş gibi hissettiğini söylüyor.

Festival ile ilgili izlenimlerini şiirsel bir dille anlatan Değirmenci, şöyle devam ediyor:

“Salon tıka basa doluyor, hatta ayakta kalanlar bile oluyor. Basık tavanlı, içerisinin kalabalığından havası azalan salonda ne yazık ki pek de rahat edemediğiniz sandalyelere oturuyorsunuz. Bir an için üniversite yıllarındaki alternatif etkinlik yaptığımız zamanları anımsattı bana. Yoksul ama mutlu günlerimizi.  Perdenin kurulduğu yerde bir de piyano duruyor. Birazdan Che Guevara ile akrabalık bağı bulunan Arjantinli sanatçı Sergio Escalera siyah takım elbisesiyle sahnede yerini alıyor. Huşu içerisinde dinlenen müziğin ritmi herkesi alıp başka bir yere götürüyor. Bir an yanınızdakinin elini tutmak istiyorsunuz, sımsıkı. Belki fiziki mekanlara kilit vurulmuştu ama hayallere umutlara engel olunamayacağını bir kez daha görmüş olduk.”

(A.T.K)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.