Medya tek sesli olunca
Türkiye’de kamuoyunun yönlendirilmesiyle olup bitenin çıplaklığını ortaya koyma olmayıp istenilen biçimde algının yaratılması amaçlanmaktadır.
23.12.2016

Yusuf Ziya Döğer

Siyaset, toplumsal sorunların çözümü için elini taşın altına sokma ve bunun gereklerini yerine getirme eylemidir. Toplumsal sorunlar, farklılık arz eden toplumsal kesimlerin kendilerini güven içinde hissedebilecekleri ortamın sağlanmasıyla mümkün olabilir.

Doksanlı yıllarda Türkiye’de yaşanan temel sorun farklılık arz eden toplumsal kesimlerden bir kısmının kendilerine yönelen ötekileştirmenin insani olmadığını kamuoyuna yansıtmalarıydı. Bu feryat farklı toplumsal kesimler üzerinde etkili oldu ve zamanla toplumda yankı buldu. Yankının oluşmasında medya önemli bir görev üstlenmişti. Bunun sonucunda resmi anlayışın bile dönüşmesine yol açmıştı. Hatta toplumsal alandaki yankı iktidarın net biçimde değişmesini beraberinde getirmişti.

Günümüzde ötekileştirilen toplumsal kesimlerin feryatlarını kamuoyuna yansıtma ihtimali olan her türlü medya aracının kısıtlanma ile karşı karşıya olunması sorunun görünür olmasını engelleme amacına matuftur. Bu durum toplumsal tepkinin açığa çıkmasını önlemektedir. Toplumsal tepki açığa çıkmayınca remi tutum kendi haklılığını topluma dayatmaya başlamaktadır.

Sorun sadece medya kısıtlanmasıyla geçiştirilemeyince kişisel özgürlüklerin kısıtlanmasıyla toplumsal tepkinin ortaya çıkması önlenmektedir. Kişisel özgürlüklerin kısıtlanması için gerekçe devletin resmi tutumuna aykırı tutum sergilenmesi gerekçe olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla toplumsal kesimler nezdinde devletin bu tür eylemlerine meşruiyet kazandırılma arzusu vardır.

Türkiye’de kamuoyunun yönlendirilmesiyle olup bitenin çıplaklığını ortaya koyma olmayıp istenilen biçimde algının yaratılması amaçlanmaktadır. Konumuzu olaylar üzerinden somut olarak ele alalım. 

  • Mavi Marmara olayının gerçekleştiği günlerde basın, yaşananları farklı bir perspektifle topluma sunarken, geçtiğimiz günlerde iki devlet arasında varılan antlaşmadan sonra davanın düşmesiyle takınılan tutum farklılığı olup biteni tüm çıplaklığıyla ifade etmektedir.
  • Rusya’nın düşürülen uçağı sonrasındaki tutum ile bugün takınılan tutum farklılığı toplumsal manipülasyonun açık göstergesidir. Çünkü topluma verilen bilgi biçimi toplumun tepki biçimini yansıtma isteğinden kaynaklanmaktadır. 
  • Balyoz davalarının dikkate alındığı medya tutumu resmi bakışa göre şekillendirildi. Ancak davanın manipülasyon olduğu ortaya çıkınca medya tersi bir tutum sergilemeye başladı. Sonrasında ise olayı FETÖ örgütü üstüne yıkarak sıyrılma amacı güdülmektedir.
  • Suriye sorununun başlangıç dönemlerinde ve IŞİD’in ortaya çıktığı dönemlerde “birkaç öfkeli genç” tanımlanması basında da karşılık buldu. Ancak Rusya ile yakınlaşma ve Fırat Kalkanı sonrasında tutum değiştirme bunun bir başka göstergesiydi. Lakin IŞİD tarafından esir alınan iki Türk askerinin yakılması olayının medya da yer almaması ilginç bir veridir.
  • 15 Temmuz’da yaşananlar sonrasında medya toplumsal tepkinin biçimlenmesinde öncü rol oynadı.
  • Rusya’nın Ankara Büyükelçisi’nin öldürülmesinde devletin resmi polisi rol oynayınca medya olayı FETÖ’ye bağlamak için bin bir takla atmaktadır. Hatta yılların ajanlarınca bile başarılması mümkün olmayan farklı gruplara girerek kendisini gizlediği manipülasyonu yapılmaktadır.
  • Son olarak çözüm süreci öncesi, sırası ve sonrasındaki medya tutumunu dikkate almanın yararı var. Analar ağlamasın retoriğiyle toplumsal kamuoyu hazırlandı. Kamuoyu desteği çözüm sürecinde tam yankı buldu. Ancak masa falan tanımam tutumuyla önce medya tutum değiştirmeye başladı. Sonra ise toplumsal kamuoyunun yönlendirilmesiyle çözüm desteği ortadan kaldırıldı.

Manipülasyonla toplumu yönlendirmenin temel önceliği farklı seslerin kısılmasıdır. Çünkü farklı seslerin temel özelliği olup bitenin yansıtılma biçimine yönelik sorgulama eylemiyle toplumsal hafızada soru işaretleri oluşturmaktır. Resmi tutumu rahatsız eden bu yönelimin ortadan kaldırılması onlar tarafından temel öncelik olarak kabul edilir.

Ancak günümüzde medyanın farklı sesleri yansıtmaması üzerine bu görevi üstlenen sosyal medyanın alması toplumda farklı seslerin kendini ifade etmesine olanak vermektedir. Ama devletin bu alanı kontrol etmeye yönelmesi sonucunda burada muhalif ses olma niteliğine sahip olanların da kabuğuna çekilmesine yol açmaktadır. Kısaca tek seslilik sorunları çözmediği gibi yarın ortaya çıkacak sorunların göstergesidir.

Sonuç: Toplumda sessizlerin sesini duyuramaması toplumsal alanda hak, hukuk ve adaletin işlemesini de engelleyen bir sonuç üretmektedir. Sessizlerin sesi olmayınca toplumsal dönüşüm ve değişimlerin olması da mümkün olmamaktadır.

Siyaseti yönlendiren ve toplumsal sorunları çözme becerisini kaybedenlerin bu durumun değişmesini istemedikleri günümüzde yaşananları açıkça belirlemektedir.

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.