Çağlar Tekin: Halep'ten sonra Türkiye'yi zor günler bekliyor
Halep'te dün gece hayata geçen kısmi ateşkesi ve Suriye savaşının geldiği noktayı IMPNews'e değerlendiren Gazeteci Çağlar Tekin, Türkiye’yi zor günlerin beklediğini söyledi.
14.12.2016

Ahmet Özyeter

IMPNews - Halep'te dün gece hayata geçen kısmi ateşkesi ve Suriye savaşının geldiği noktayı IMPNews'e değerlendiren Gazeteci Çağlar Tekin, Türkiye’yi zor günlerin beklediğini söyledi.

Gazeteci Tekin, Halep'te yaşanan sürece bir ateşkes demenin doğru olmadığını belirterek, sadece silahlı grupların teslim olmasına veya İdlip'e geçmesine izin vermek olarak adlandırılmasının daha doğru olacağı görüşünde.

Bu 'ateşkes' sürecinde Türkiye'nin rolü olduğunu da belirten Tekin, “Türkiye Suriye savaşının başından itibaren cihatçıların hamisi konumuna oturdu" dedi. Fırat Kalkanı Operasyonu'na değinen Çağlar Tekin, bu operasyonun Türkiye'nin Suriye ve Rusya karşısında elini kolunu bağladığını savunarak, Halep'te Kürd güçleri ile ordu arasında gerilime neden olan Şeyh Maksut mahallesindeki son duruma ilişkin, “Savaşın başından beri Suriye hükümeti ile Kürdler arasında kimi zaman küçük sürtüşmeler olsa da bir zımni anlaşma var. Suriye Ordusu zaman zaman PYD-YPG'ye silah desteğinde de bulundu ve bunu gizlemedi” ifadelerini kullandı.

Çağlar Tekin, Kürd kuvvetlerinin Suriye’de asayiş gücü olarak kalabileceğini ama merkezi hükümete de bağlı olacak bir döneme geçilebileceğini beklediğini ifade ediyor.

Gazeteci Çağlar Tekin’in IMPNews’e yaptığı değerlendirmeler şöyle:

Halep'te ateşkes sağlandı, silahlı gruplar kenti terk ediyor. Bu sürece Türkiye ve Rusya'nın öncülük ettiği ifade ediliyor, Türkiye'nin buradaki rolü tam olarak ne sizce? Türkiye, Suriye'de yeniden aktif bir rol mü üstleniyor?

Halep'te yaşanan sürece bir ateşkes demek doğru değil. Esas yaşanan, savaş suçu işlemediğini iddia eden ve Suriyeli olan cihatçılar son bir ay içerisinde peyderpey teslim olmuşlardı. Suriyeli olmayan, rakamlar henüz net olmasa da son olarak Suriye'deki kaynaklarımın 10 bini bulabileceğini belirttiği sayıda cihatçı da ordunun ilerleyişi üzerine ellerinde kalan son mahallelere çekilmek zorunda kaldı. Bu cihatçılar Çeçenistan'dan, Suudi Arabistan'a, Fas'a, Mısır'a, Tunus'a kadar uzanan neredeyse 160 ülkeye uzanan bir köken skalasına sahip. Yani yapılan pazarlık bu cihatçıların hayatlarının kurtarılması ve daha sonra, başka yerlerde kullanılmak üzere Halep'ten çıkarılması üzerine kurulu idi. Bu Suriye'nin de işine gelen bir durum. Halep'i biliyorsanız cihatçıların işgali altındaki mahallelerde sokak genişlikleri bazı yerlerde bir metreye kadar düşüyor. Sokakların altlarında, evlerin duvarları arasında binlerce tünel açılmış durumda. Suriye de bu cihatçılarla burada savaşmak istemedi. 10 bin cihatçı ile dar alanda yapılacak çatışmalar çok sayıda Suriye askerinin hayatına da mal olacaktı. Şimdi gönderilecekleri İdlip'in coğrafi koşulları da zor olmakla birlikte, Halep'te yaşanacak kayıpların yanında oldukça 'hafif' kaçacağı da tahmin edilebilir bir durum.

Türkiye'nin rolü nedir?

Bu ateşkes sürecinde Türkiye'nin rolü olduğu doğrudur. Türkiye, Suriye savaşının başından itibaren cihatçıların hamisi konumuna oturdu. Şu an bir Türk vatandaşı eskisi gibi Çin'e dahi giremiyor. Çin'in belirlediği kriterlerle, devlet denetiminde ülkeye alınabiliyor. Bunun sebebi de basit, Türkiye'nin burada dokunabildiği alandaki Müslümanların radikalleştirildiği ve IŞİD, ÖSO, Nusra gibi terör örgütlerine dâhil edildiği kimse için sır değil. Zaten Lazkiye sırtlarında savaşan Nusra'ya bağlı ve müttefiki grupların önemli bir kısmı bu coğrafyadan önce Türkiye'ye ardından da Suriye'ye yerleştirildi. Tabi Çin uzaklığı sebebiyle verdiğim basit bir örnek. Bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kendisinin itiraf ettiği, "Nusra Cephesi'nin Halep'ten çıkması için gerekli talimatları" verdiğine yönelik ifadeleri mevcut. Putin, bu itirafı boşu boşuna yaptırmadı. Hem Türkiye'nin El Kaide'nin faaliyetleri üzerindeki etkisi çok sayıda olan başka delillere ihtiyaç duyulmayacak şekilde birinci ağızdan kanıtlanmış oldu hem de Erdoğan tutamayacağı bir söz vererek borçlandırıldı. Bugün bu sözün tutuluyor gibi olmasının sebebi ise başka. Cihatçıların, ölümü övmekle beraber kendilerinin o kadar da hevesli olmadığı bilinen bir gerçek.  Nitekim Türkiye'de özellikle devlet yönetiminden son dönemlerde sıkça ölüme, şehitliğe dair övgüler geliyor, ancak baktığınız zaman bu insanlar ya asker kaçağı, ya bedelli askerlik yapmış durumda, ya da zenginleşmelerinin ardından kendi çocuklarını riske atmaktan kaçmış durumda. Ölüm, dışarıdan hoş gözüküyor yani. Normali de budur zaten, sadece bir politik enstrüman haline getirilir İslamcı siyaset tarafından. 

 'Halep'te cihatçıların kaybetmesinde Türkiye'nin de önemli bir rolü var'

Fırat Kalkanı ile beraber Türkiye tam anlamıyla kendini bataklığa soktu ve bu sebeple Putin'in ve Esad'ın istekleri karşısında eli kolu bağlı bir hale geldi. Türkiye, Suriye ve Rusya'nın izni olmadan Halep kuzeyine burnunu sokamayacağını bilerek bölgeye girdi. Ve bu girişin hemen ardından Putin ve Esad'ın talepleri bir şekilde sürekli kabul edilmek zorunda kalındı. ABD'nin Suriye politikasının yeni seçilen Başkan Donald Trump döneminde Rusya çizgisine yaklaşacağını da öngören Erdoğan yönetimi bu başlıkta hamle yapmak zorunda kaldı. 

Esad'ın teslim olan muhalifleri İdlip'e göndermek yerine tutuklamamasının sebebi nedir?

Bu Suriye'nin uzun süreden beri uyguladığı bir politikadır. Suriye'nin Ürdün sınırından bile cihatçılar yüzlerce kilometre getirilerek Türkiye sınırına, yani İdlip'e getiriliyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam Temmuz ayında Beşar Esad, Rusya'nın Pravda gazetesine verdiği bir demeçte bunun sebebini açıklamıştı. Esad, cihatçıların tamamını İdlip'e sıkıştıracaklarını ve ardından Suriye Ordusu’nun bir süpürme harekâtı ile bunları Türkiye'ye kovalayacağını ifade etti. Esad, cihatçıların ellerinde iki seçenek kalacağını; bunlardan birinin savaşarak ölmek, diğerinin de Türkiye'ye sığınmak olacağını belirtti. Tabi tüm cihatçılar için tek seçenek bu değil. Teslim olan Suriyeli cihatçılar eğer pişman olduklarını ve bir daha Suriye halkına karşı silah kullanmayacaklarını ifade ederlerse, "Ulusal af" yasası kapsamında eski yaşantılarına dönebiliyorlar. Cihatçıların teslim olmaya yönelik en büyük motivasyon kaynaklarından birisi de bu. Ordunun tekrar atağa geçmesinin ardından bu yasa çok önemli bir misyon yüklendi Suriye'de. Şimdiye dek on binlerce cihatçı bu yasa kapsamında teslim olarak hayatlarına geri döndüler.  

TSK'nin El Bab ve Minbic yolunu kontrol altına aldığı söyleniyor bu doğru mu?

El Bab ve Minbic arasındaki yolun birkaç kilometrelik kısmı TSK destekli ÖSO çetelerinin kontrolünde. Sahadan gelen haberler bu yönde. Ama bu başlığa biraz açıklık getirmek gerekir. Türkiye'nin burada uzun süre kalma imkânı pek yok. Zira Suriye Ordusu Halep'i temizledikten sonra kısa sürede Obama'nın 'son golü' olan Palmira'nın IŞİD işgalini sonlandıracak. Ardından da El Bab'ın alınması süreci var tabi. Bu esnada da İdlip'te yıllardır cihatçıların kuşatması altındaki Fua ve Kefreya'nın öncelikle kurtarılması var. Halep batısına Hizbullah ağırlıklı bir yığınak yapılıyor bu iki köy için. Köy diyorum ama savaş öncesinde birkaç bin olan iki köyün toplam nüfusu, cihatçılardan kaçanlarla beraber 50 bine yaklaşmıştı. Bir kısmı süreç içersinde Lazkiye'ye transfer edildi ama hala oldukça kötü durumda olan bir yerleşim yeri burası. Kaplan birliklerinin de Palmira'ya gideceği bizzat komutanları tarafından açıklandı iki gün önce.

Bir de Bab'a ilerlemek üzere Kuveyris Hava Üssü'nden harekete geçmiş ve ayrıca buraya takviye edilmiş birlikler mevcut. Üç sahada da hızla harekete geçecek ordu. TSK destekli ÖSO’nun Suriye Ordusu karşısında bir direnç göstermeleri mümkün değil. Tabi burada Türkiye masaya Kürdleri koymak isteyecek ama o konuda da eli gayet zayıf. Türkiye'nin bölgede hareket edebilmesi için Suriye ve Rusya'nın hava sahasına giriş iznine ihtiyacı var. Yoksa ÖSO’nun bu bölgede ilerlemesi veya tutunması imkânsız.

Şeyh Maksut mahallesinde Kürd güçleri ve ordu güçleri arasında bir çekişme olduğu söyleniyor bu durum ileride büyür mü?

Şeyh Maksut'ta bir çekişmenin varlığı, Halep'in kurtarılmasından sonra Suriye denkleminin değişmesi ile de bağlantılı. Savaşın başından beri Suriye hükümeti ile Kürdler arasında zaman zaman küçük sürtüşmeler olsa da bir zımni anlaşma var. Suriye Ordusu zaman zaman PYD-YPG'ye silah desteğinde de bulundu ve bunu gizlemedi. Hatta Türkiye'nin Fırat Kalkanı ile Kürdlere müdahale etmeye çalıştığı zamanda da Türkiye'yi ABD değil Suriye durdurdu. Her iki taraf da masada anlaşabileceklerinin farkındalar. Ülkedeki diğer aktörler ise masaya oturulabilecek cinsten değiller. İlerde ne olur sorusuna yönelik kesin cevaplarım olmamakla birlikte kimi şeylerin altını çizmek ve belirli bir çerçeve belirlemekle yetinmek istiyorum.

Suriye'de Kürdler ile Baas iktidarının arası her zaman iyi oldu. Bunun çok sayıda tarihsel ve güncel referans noktası var. Yani Suriye Kürdleri, Türkiye ve Irak'tan Suriye'ye göçmek zorunda bırakılan Kürdler, Suriye'den hiç kökten şikâyetçi olmadılar. Bir diğer nokta, Suriye Kürdleri de Baas iktidarı gibi modernist, seküler bir eğilime sahipler. Ayrıca, YPG-PYD'nin kontrol ettiği bölgelerde bir etnik homojenite yok. Kürdlerin nüfusa oranı bu bölgelerde de çoğunluk sağlamaya uzak. Burada yaşayan hem Arap aşiretleri hem de Süryaniler, Hıristiyanlar gibi azınlıklar da Baas iktidarını destekler durumda. Yani bir kopuş için zemin mevcut değil. Özerklik gibi başlıkların da kimi durumlar dışında (Birazdan açacağım bunu) gerçekçi bir yanı olduğunu düşünmüyorum.

'Kürdler Suriye'de asayiş güç olabilir ama merkezi hükümete de bağlı olurlar'

Suriye Anayasası'nda yapılmış ama savaş sebebiyle uygulamasına pek geçilememiş kimi değişiklikler var. Bunlardan biri ülkedeki parti sayısı ve faaliyetlerine yönelik tutumda büyük bir ferahlığın sağlanmış olması durumu. Kanaatimce bu değişikliklerin savaş bitiminde uygulanması ile birlikte burada bir uzlaşı sağlanabilir. Tabi, biraz önce "kimi durum"lardan bahsetmiştim, bunların en kritiği de ABD'nin bölgede ayak basabildiği tek toprağın Kürdlerin kontrol ettiği bölgeler olması. Ayak basmaktan kastım illa ki fiziksel olmak zorunda değil tabi. Şu an için ABD'nin muhatap olabileceği tek kuvvet Kürdler ve dövüşerek çekilen ABD bu durumu kaşımaya çalışacak. Ancak biraz önce saydığım tarihi ve güncel kimi gerçekler ABD'nin elini bu başlıkta zora sokuyor. Tabi Rusya'nın varlığını ve Kürdlere karşı aldığı pozitif tutumu da eklemeli buraya.

Kürd kuvvetlerinin asayiş gücü olarak kalabileceği ama merkezi hükümete de bağlı olacak bir dönem bizi bekliyor gibi. Tabi bu dönem çok uzun sürmeyebilir. Burada Türkiye'nin hem Suriye hem de kendi coğrafyasındaki Kürdlere yönelik tutumu da belirleyici olacak. Bu başlığı özel olarak bir başka sefere konuşalım derim. Oldukça uzun ve çetrefilli bir başlık Ortadoğu da Kürdlerin geleceği başlığıdır. Irak Kürdlerinin tutumuna ilişkin bir değerlendirme henüz yapmadım, çünkü Suriye Kürdleri üzerinde Irak Kürdlerinin belirleyici nitelikte bir etkisi henüz yok. Bir süre sonra bağımsızlığa gideceğini tahmin edebiliyoruz ve bu değişimin ardından etkilerinin Suriye Kürdleri üzerinde de artacağını var saymak o kadar da zor bir öngörü değil.   

Sizce Halep sonrası Suriye ve Türkiye'yi neler bekliyor?

Türkiye'yi olağan halin devamı halinde oldukça sıkıntılı günler beklediğini düşünüyorum. Var olan politikasızlık hattını koruduğu takdirde, bir yandan ülkedeki milyonlarca Suriyelinin öncelikle Halep'le başlayan ve ardından da savaşın yatışmaya başlaması ile diğer kentlere sıçrayacak olan bir geriye göç yaşanacak. Ama İdlip meselesi bu anlamda Türkiye'nin geleceği için önemli bir sorun teşkil edecek. Türkiye'ye sığınacak ÖSO, Nusra vb. 100 bine yakın cihatçının olacağını öngörmek belki biraz olumlu bir tahmin, bu rakam çok daha artabilir. Dünyanın kasapları haline gelmiş bu ruh hastalarının sağlıklı bir ülkeyi dahi dağıtabileceğini biliyoruz ki Türkiye tarihinin en buhranlı döneminden geçiyor. Ülke fiilen iki ya da üçe bölünmüş durumda. Birbiriyle beraber yaşama hevesini neredeyse tüketen toplumsal katmanların içerisine böyle bir girdi, katalizör etkisi yaparak hiç istemediğimiz sonuçlara sebep olabilir. 

'TSK, Suriye Ordusu’na zımni destek verebilir'

Ancak, kimileri için imkânsız gözükse de bu başlıkta radikal bir ihtimalin gerçekleşme olasılığı da giderek güçleniyor. O da Türkiye'nin İdlip'e gelen cihatçıların önemli kısmının "Nusracı" olduğunu "keşfederek" sınırda bu gruplarla mücadele eden Suriye Ordusu’na zımni destek sunması. Şu an için çok radikal gözükmekle birlikte Suriye savaşının yeni rotası, Rusya'nın giderek artan ağırlığı ve ABD'de Trump dönemi politikalarının kabinesi ile birlikte yavaş yavaş şekillenmeye başlaması ardından bu iddiamın giderek artan bir ihtimale ulaştığını da söyleyebilirim. 

(M.E)

YORUMLAR (2 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz
Semih 15.12.2016
Yalanınız batsın ülke bölünmüş güldürmeyin insanı biz hepimiz bir askeriz kendinize bakın maşalar...
Fuat Ortatepe 14.12.2016
Merdi kipti şecaat arzederken evvela sirkatin söylermiş