Faysal Dağlı ile tarih ve mitoloji üzerine söyleşi
Gazeteci Yazar Faysal Dağlı’nın "Kutsal Kitaplar ve Mitolojide Kürdler" kitabı, Mitlerden yola çıkarak Kürdlerin tarihteki izlerini sürüyor.
05.12.2016

IMPNews - Gazeteci Yazar Faysal Dağlı’nın "Kutsal Kitaplar ve Mitolojide Kürdler" kitabı, Mitlerden yola çıkarak Kürdlerin tarihteki izlerini sürüyor.

Kürdlerin uluslaşmak için kendilerinde olmayan ve uydurulmuş bir tarih yaratmaya ihtiyacı olmadığını belirten Dağlı, Kürdistan’ın zaten tarihin kendisi olduğunu belirtiyor.

Kendi çalışmasını bir tarih kitabından çok, Kürd tarihini yorumlama kitabı olarak niteleyen yazar, İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin, "Bir ulus için en büyük felaket tarihlerinin düşmanları tarafından yazılmasıdır" sözünden yola çıkarak, Kürdlerin kendi tarihini yazması gerektiğini vurguluyor.

Dağlı, hakim devletlerin akademisinin, politik yaklaşımları ve toplumsal anlayışları Kürdlere uydurma bir tarih yazmayı bile çok gördüğü tespitinde bulunarak, “Bu nedenle her ne kadar amatör çabalar da olsa bu kitaba benzer çalışmaların belki de başlangıç olarak önemsenmesini beklerim” diyor.

Öte yandan Kürdlerin tarihi okuma, anlama çabalarını, ‘buğdayı, tekerleği ilk Kürdler buldu’ diye sulandıran anlayış konusunda da uyarıda bulunan Gazeteci yazar Faysal Dağlı, “Kürdlerin tarihlerini öğrenme çabaları ile alay eden kolonizatör arogantlığa da itibar edilmemeli” diye ekliyor.

Gazeteci yazar Faysal Dağlı'nın "Kutsal Kitaplar ve Mitolojide Kürdler" isimli kitabı ile ilgili Erdoğan Zamur’un sorularını yanıtladı.

Tarih ile mitoloji arasında nasıl bir bağ vardır?

Mitoloji, tarihin veya tarihsel kimlik oluşumunun bir uzantısı, ancak kendisi değildir. Aynı zamanda tarihin yazı öncesi evrelerinden ve önemli bileşenlerinden biridir. Tarih bilimi, doğrulanamayan veya sadece olağanüstü anlatımlardan oluşan mitolojiyi esas süreçlerden biri olarak kabul etmiyorsa da mitolojik birikimdeki kimi bulgu ve motifleri de reddetmemektedir.

Bu nedenle tarihçilerin birçoğu zaman zaman mitolojik anlatımların esas alındığı araştırmalara yönelmekte, bilimsel ölçütler kullanarak, süreç içinde mitleşmiş olay ve olguları efsanevi özelliklerinden arındırarak doğrulamaya çabalamaktadır. 19 yy'da arkeoloji veya tarihsel çalışmaların birçoğu mitolojik anlatımların peşine düşülerek gelişmiştir. Unutulmamalı ki, toplumlar binlerce yıl boyunca tarihlerini sözel anlatımla, yani, efsaneler, şarkılar, destanlar, masallar, öyküler gibi edebi veya müzikal tekstlerle günümüze ulaştırmıştır. Nesiller tarafından bir sonrakine devredilen bu anlatımlar, süreç içinde özel koşulların da etkisi ile olağanüstü örgülerle süslenerek etnik veya dinsel kimliğin zırhı olmuştur. Örneğin Kürdler arasındaki Newroz mitolojisi böyle bir şeydir. Aslında; soğuk ile sıcağın, karanlık ile aydınlığın, kış ile baharın bir devri daiminden oluşan bu epidoks, insanın doğal olaylara biçtiği anlam sonucu olarak ortaya çıkmış bir bayramdır. Ancak süreçle nasnoyalize edilerek oluşturulan dinsel (bahdîn) ve etnik (Kürd) kimliğin güçlü bir öğesi haline gelmiştir. Ulusal inkarın veya etnik-dinsel kimliğin ifade sorunu olmadığı koşullarda da bu topluluk relaks olacak, zamanla efsanevi, ajitatif özellikler yerini realiteyi, olgunun özünü yaşamaya bırakacaktır.

Mitoloji insan grupları için ne denli önemlidir?

Eğer dinler, inançlar insan yaşamında önemli ise mitoloji de önemlidir! Veya mitolojiyi dinlerin özü olarak kabul ettiğimizde öneminin ayırdına varabiliriz. Mitoloji özellikle birçok dinin esasını oluşturmaktadır. Elbette insanlığın, bilimin gelişimi dinlerde dahi olağanüstü anlatımların yavaş yavaş ayıklanarak akıldışı yanların atılmasına neden olmaktadır. Ancak bu gelişme dahi dinlerin ve onların olağanüstü anlatımlarının insan yaşamındaki önemini azaltmamaktadır. Bugün hala “kültürler savaşı” denilen ve dünyayı savaş alanına çeviren politik çekişmelerin özünde mitolojinin etkisine rastlayabiliriz. Örneğin Ermeni (Hristiyan) soykırımı, Yahudi soykırımı dinsel motifleri güçlü olan, itici etkisi din olan olaylardır. Hala devam eden, Filistin-İsrail meselesi toprak sorunu olmanın ötesinde bir tarihsel arka plana dayanmaktadır. Ulusların, ulus devletlerin bayrakları, tarihleri mitolojik donelerle süslüdür. Global güçlerin mobilizasyonunda etkili olan tarikat tarzı güç odakları, veya ulusal çapta kimi politik örgütler ve onların ritüelleri mitolojik esaslara dayanmaktadır. Örneğin, Sintology, Tapınak Şövalyeleri, Ku Klux Klan, Ergenekon, Mason Locaları, Bildenberg, Çeşitli Nazi örgütlenmeleri vs gibi güç odakları mitolojik ritüelleri de olan, isimlerini, sembollerini ait oldukları etnik-dinsel kimliğin mitolojisinden alan güçlerdir. Çok daha özel yapılanmalar da vardır.

Bu durum Kürdistan'da da böyledir. Kürdler farklı inançları olan bir halktır. Çok sayıda dini, inancı, tarikatı vardır. Kürdistanlı Alewi ve Ezdilere, Hristiyanlara, Bahdînîlere uygulanan zulümler etnik boyutları yanında mitolojik-dinsel boyutlar da taşımaktadır. Kürdistan'da geçmişte mitolojik isimler benimseyen modern örgütlenmeler de olmuştur. Örneğin Kawa örgütü gibi.

Mitolojinin halkların veya dinsel grupların veya daha özel toplulukların tarihsel birikimlerini ve kültürlerini veya ortak aidiyetlerini oluşturan özelliği nedeni ile tarih bilimi ile ilgili olarak da ele alınmayabilir. Zaten inanç grupları açısında mitik öğelerin akla yatkın olup olmamasının pek bir önemi de yoktur. Bu nedenle mitik temaların oluşması modern zamanlarda da görülebilen bir olgudur. Örneğin 20 yy'daki Kürd ulusal hareketi veya benzeri politik, dinsel hareketler çok sayıda mitik öğe ve efsanevi anlatım yaratmıştır. Bu özelliği ile mitoloji belki de kimlik ve aidiyet oluşumunda bir ihtiyaçtır.

Kürdistan'daki inançların bayramlarına, özel günlerine, ziyaretgahlar gibi kutsal yerlere, insan isimlerine, coğrafik isimlere baktığımızda mitolojinin yaşadığını görmemiz mümkündür. Özellikle Kürdistan semavi dinlerin dışında da birçok dinin yeşerdiği, tanrının insanın kalbine indiği, peygamberlere, kutsal kitaplara inanan ilk toplulukların yaşadığı bir yer olması itibarı ile kendi başına mitolojinin yuvasıdır denebilir.

Tarih Sümerlerden başlar tezi sizce doğru mu? Neden?

Elbette tarih Sümer'den, Sümerlerden başlamaz. Bu önerme sadece bir metafordur. Ancak yazılı tarihi kaydetmeye başlayanlar Sümerlerdir. Çünkü yazıyı ilk kez kullananlar onlardır. Bilimciler tarihin başlangıcı olarak yazının kullanılmasını esas alır. Ancak bu belki de eksik bir yaklaşımdır. Çünkü bu yaklaşım tarihi; sadece kanıtlanabilen, bulguları ortaya çıkarılabilen, kaydı olan, buluntusu keşfedilen bir olgu olarak anlamaya dayalıdır. Bu akademik olarak kabul edilebilir, ancak Sümer'den çok önce, Sümer'in de üzerinden şekillendiği çok daha eski bir miras vardır. O uygarlıkların yazıları yok diye onların da olmadığını söyleyebilir miyiz? Ayrıca tarih dinamik bir bilimdir. Sürekli gelişen, büyüyen, boyutlanan, özel alanlara ayrılan bir bilimdir. İnsan ve doğanın ortaya çıkışında, gelişimde rolü olan her olgunun özel bir tarihi vardır. Artık tarih deyince aklımıza sadece geçmişimizde yaşanan olaylar gelmemektedir. İnsanın bir tarihi olduğu gibi, kentlerin, dağların, hayvanların bitkilerin, evrenin de bir tarihi vardır. Ayrıca tarih sadece geçmişi bilmek veya ortaya çıkarmak değildir. Bu nedenle tarihi statik bir bilim olarak görmemeliyiz.

Kürdler tarihin neresindedirler?

Her coğrafyanın ve her halkın da özel bir tarihi vardır ve bunun yanı sıra gerek bölgelerinde gelişen tarihin gerekse de tüm insanlığın tarihinde bir yer tutarlar. Kürdler, geçmişlerinde yarattıkları uygarlıklar ve ülkelerinin çeşitli coğrafik özelliklerinden dolayı bölgenin ve giderek insanlık tarihinin tam merkezinde yer alan halklarından biridir. Örneğin günümüzde de yaşayan kimi sonuçlara baktığımızda şunu görebiliriz: Kürdçenin merkezinde yer aldığı Hind-Avrupa dillerinin esasının Kürdistan merkezli olduğu, bu kültürden gelen halkların bu coğrafyadan yayıldığı artık tarihçilerce kabul gören, kanıtlanan bir olgudur. Tarihte bilinen ilk imparatorluk esaslarının Medler'den Perslere, oradan da Roma'ya geçtiğini biliyoruz. Yani eyaletler şeklinde örgütlenen, çok etnikli, çok dinli, ademi merkeziyetçi bir devletin esası ülkemizden başlamıştır. Yine tek tanrılı, kutsal kitabı, peygamberi, şeriatı olan sistematik ilk din olarak kabul gören Bahdin'in (Zerdeştilik) Kürdler arasında geliştiğini, buradan Musevi ve İsevilere geçtiğini biliyoruz. Yine semavi dinlerin ilk inananlarının Kürdistan'daki topluluklar olduğunu, bu dinlerin en eski ibadethanelerinin Kürdistan'da kurulu olduğu da biliniyor. Sadece sıraladığım bu olgular Kürd halkının ve Kürdistan ülkesinin tarih açısından önemini ve yerini ifade eden birkaç örnektir. Kürdistan'da şekillenen (Nuh Tufanı, Peygamberler sülalesinin ikinci atası Abraham/İbrahimin göçü) gibi kutsal mitolojiyi de dikkate aldığımızda Kürdistan'ın antik dönemde gerek uygarlıklar, gerekse dinsel tarihin merkezi bölgelerinden olduğu söylenebilir. Elbette makina çağı, yani kapitalizmin tarihi dikkate alındığında da artık Avrupa vardır, Kürdistan'ın buradaki gelişmede bir önemi yoktur, çünkü insanın gelişimi başka bir rotaya kaymıştır. Bu durum Çin, Rusya, Afrika gibi bölgeler için de böyledir. Yani her halkın ve coğrafyanın kimi zaman dilimlerinde tarihin dinamiği olmak gibi özellikleri veya aşamaları olmuştur.

Kitap mitolojik anlatımlarda Kürd tarihinin gelişim sürecini ele alıyor. Sizce tarih yazımı neden önemlidir?

Tarihi birikim, bir halkı var eden, tüm bileşenleri ile ortak hafızasını oluşturan, uluslaşma sürecinin, ulus olma koşullarının en önemli motifidir. Bir halkı, bir ulusu tarihsiz, hafızasız düşünemeyeceğimize göre, tarihin önemini de herhangi bir birimle ölçemeyiz. Tarih önemlidir, çünkü insan ve uygarlık tarihten oluşur. Aksi halde uluslar, toplumsal alzheimer ile yüz yüze kalır ki, uygarlık gelişemez. Ancak tarihin sadece politik çelişkiler üzerinden şekillenen bir olgu olmadığını da söylemeliyim. Marks'ın tarihsel materyalizminin yanılgısı da buradadır. Onun dediği gibi tarih sadece insanın, sınıfların üretim araçları ile ilişkisi üzerinden gelişen politik bir düzlem değildir. İnsanın gelişimde, grup kimliği edinmesinde maneviyatın da çok büyük önem vardır. Belki insan üretim araçları ile ilişkisi kadar tanrı ile ilişkisi üzerinden de değerlendirilmelidir. Sovyetlerin yıkılması ardından mantar gibi camii, kilise ve havraların bitmesinin büyük bir anlamı vardır.

Bu kitabı yazma fikri nereden doğdu?

Öteden beri tarih ile ilgim var. Gazetecilik yaşamında da tarih ile ilgim devam etti. Uzun süre Tv gazeteciliği yaptım. Dokumanter filmler yaptım. Geçmiş yıllarda politik tarihimiz ile ilgili kitaplarım yayınlandı. Bu süreçte çok sayıda tarihçi, akademisyen ile tanıştım. Avrupa'da yaşamanın da avantajlarını düşündüğünüzde insanın ilgi alanlarına kayması kolay oluyor. Ancak esas motivasyonun kişisel ilgi olduğunu söylemem gerek.

Yazarken hangi konularda zorluk çektiniz?

Doğrusu Kürdistan ve Kürdlerin tarihi ile ilgili çalışıldığında çok sayıda zorlukla karşılaşmak mümkün. Tarih bilimi, devasa imkanlar gerektiren, üniversite, akademi, arkeoloji gerektiren, eski dilleri bilmeyi gerektiren, maddi-manevi büyük olanaklar gerektiren bir alandır. Ayrıca Kürdistan meselesi bir boyutu ile inkar meselesidir. İnkar derken tarihsel birikimin inkarından da söz ediyorum. Dikkat ederseniz hala hakim devletlerin sokaklarında kaba hatları ile “Kürdler yoktur” anlayışı hakimdir. Bu anlayış “Kürdlerin tarihi, kültürü yoktur, dilleri medeniyet dili değildir”e evirilmiştir. Kürdistan modern dönemde arkeolojiye, tarihsel çalışmalara kapatılmıştır. Kürdistan'da tarihsel örgü tahrip ve talan edilmiştir. Kürd dili ve ülkesi bilim dünyasından çıkarılmış, yer almamıştır. Tarihsel birikimimiz; Asur, Pers, İslam, Selçuklu, Osmanlı mirası olarak geçmektedir. Sümerce'yi, Hittitçe'yi araştıran uzmanlar Kürdçe'yi bilmedikleri için dikkate almamıştır, Kürdçe bilim dünyası envanterinde yoktur. Tüm bunları dikkate aldığınızda Kürd tarihi ile ilgilenmenin zorluklarını ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, bu alanda yapılan çalışmalarda koca bir deryada bilgi kırıntısı ayıklamak gerekir. Ayrıca ben tarihçi değilim, benim söz konusu çalışmam da tarih yazımı değil, tarihi yorumlama çabasıdır. Son yıllarda Güney Kürdistan'da Kürd tarihi konusunda üniversitelerde, akademilerde umut verici önemli çalışmalar yapılmaktadır.

Son dönemlerde Kürdlerde okuma yazma araştırma yapma yönünde bir ilgi olduğu söyleniliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz ne?

Elbette Kürdlerde, aktüel ihtiyaçlarından dolayı diğer halklardan belki de daha fazla bir politikleşme eğilimi gelişmiştir. Ancak politik perspektif geçicidir. Tarih de politik olaylardan çok daha fazlasını ifade eder. Kürdlerin de tarihi sadece politik olaylar örgüsü olarak değerlendirme eğilimi bu nedenle eksiktir. Kürdlerin kendi dilleri ile kendi tarihsel-kültürel birikimleri ile tanışmaları, bunu geliştirmeleri önemlidir. Kendi mirası üzerinden kendi dili ile şekillenmeyen, kendi kültürel değerlerine dayanmayan bir aydınlanma eksiktir.

Tarih bilincinin gelişmesiyle özgürlük mücadelesi arasında bir paralellik var mı?

Sadece bir paralellik değil, doğrudan bir ilişki vardır. Tarihi bilinci olmayanın özgürlük kaygısı da olmaz. Bu nedenle asimilasyon başarıya ulaşmaktadır. Kendi mirasını sahiplenen, kendi dili ve kültürü ile şekillenen bir toplum sömürge olmayı kabullenmez. Zaten inkârcılık ve asimilasyonun ilk harcı da Kürd tarihini imha ve inkâr üzerinden şekillenmiştir. İnsanlar sadece politik baskılar sonuncu asimile olmaz. Tarihsel hafızaları silinerek asimile olur. Kürdlerin en önemli sorunu tarihlerini, kültürlerini, dillerini yaşamak sorunudur. Bu bilince sahip olan bir insan bu özellikleri ile özgürlüğünü tartışma konusu bile yapmaz. Kürdistan'daki özgürlük mücadelesi de tarihi miras üzerinden şekillenmiştir. Yine Newroz'a, Kawa'nın zulme başkaldırısının efsanesine işaret edeceğim. Newroz'da tüm Kürdistan'ın gösterdiği olağanüstü refleksin tarihsel kodları vardır. Öte yandan süre giden özgürlük mücadelesi kendi başına bir tarihi miras yaratmaktadır. Kürdlerin geçmişlerindeki özgürlük mücadeleleri olmasaydı, bugünkü direnişleri de gelişmez, Mazlum Doğan da "Çağdaş Kawa" olamazdı!

Kitabınız konusunda ne bekliyorsunuz?

Kürdlerin inançlarına, dinlerine olan bağlılıkları hep manipüle edilmiş, dinler, inançlar hakim devletler tarafından Kürdleri bölmek, Kürdistan'ı sömürmek için kullanılagelmiştir. Oysa Kürdler ve Kürdistan bu dinler ve inançların önemli merkezlerinden biridir. Eğer inançlı Kürd bir Müslüman, Kutsal Kitap Kuran'da ismi geçen çok sayıda peygamberin ve olayın Kürdistan'da yaşadığını, burada vuku bulduğunu bilirse inancı ve hâkim bilincin kendisine empoze ettiğinde bir çelişki olduğunu fark edebilir.

Öte yandan tarih bilinci insanda özgüven ve özgürlük, toplumlarda bağımsızlık güdüsü yaratan bir olgudur. Bu nedenle Mustafa Kemal, ulus inşasına başladığında her önemli sokağa Sümerbanklar, Etibanklar kurarak yaratmak istediği ancak tarihi arka planı zayıf olan ulusa altından uygarlıklar yaratmış bir ırktan geldiklerini aşıladı. Hala sıradan Türk insanı Sümerlerin, Hititlerin (Etiler) ataları olduğuna inanır. Ancak Kürdlerin uluslaşmak yolunda kendilerinde olmayan ve uydurulmuş bir tarih yaratmaya ihtiyaçları yoktur. Kürdistan zaten tarihin ta kendisidir.

Bu nedenle her ne kadar amatör çabalar da olsa bu kitaba benzer çalışmaların belki de başlangıç olarak önemsenmesini beklerim. Elbette Kürd tarihçiler de kısa sürede Kürdlerin unutturulmak istenen mirasını yeniden iade edeceklerdir. Kürd politik hareketinin, aydınlarının tarih temalı çalışmalara önem vermesini, bu tür çabaları desteklemelerini de önemlidir.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin Kürdlerin kulağına küpe olması gereken bir sözünü hatırlatmak isterim. "Bir ulus için en büyük felaket tarihlerinin düşmanları tarafından yazılmasıdır" demektedir Toynbee. Ancak hakim devletlerin akademisi, politik yaklaşımları ve toplumsal anlayışları Kürdlere uydurma bir tarih yazmayı bile çok görmüş, Kürdleri inkar etmiş, kendi milli uzantısı gruplar olduklarını, onların tarihsiz, kültürsüz, dilsiz, ulus olamamış bir topluluk olduğunu vaaz etmektedir. Doğrusu beyaz soykırım denilen şey tam olarak budur. Daha ucuz ve daha "temiz" bir soy kırma eylemidir bu! Çünkü devşirilecek Kürd, yaratılmak istenen ulusa ve devletine de dolgu yapılmak istenmektedir.

Kürd gençlerinin tarihlerini keşfetmelerini, insanlığın gelişimindeki yerlerini bilmelerini, dilleri ile yaşamalarını, atalarının mirasına sahip çıkmalarını, böyle yaparak, daha kişilikli ve yetenekli olabileceklerini hatırlatmak istiyorum. Öte yandan Kürdlerin tarihi okuma, anlama çabalarını "buğdayı, tekerleği ilk Kürdler buldu" diye sulandıran anlayış ve Kürdlerin tarihlerini öğrenme çabaları ile alay eden kolonizatör arogantlığa da itibar edilmemeli.

(M.E)

YORUMLAR (1 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.
Ibo Amed 3.12.2016
Di despêkê da Birêz Faysal Dağli ji bo vê keda giranbiha pîroz dikim! Mutlaq dixwazim vê pirtukê bixwînim.