Kürdçe anlayıp, konuşamayanların kitabı
Anlıyorum Ama Konuşamıyorum kitabının yazarı Alev Karaduman, ‘Kürdçe anlıyorum ama konuşamıyorum’ cümlesinin enkazı altında kalanların hikayesini BasHaber’e anlattı.
30.11.2016

Mustafa Ergün

IMPNews- Anlıyorum Ama Konuşamıyorum kitabının yazarı Alev Karaduman, ‘Kürdçe anlıyorum ama konuşamıyorum’ cümlesinin enkazı altında kalanların hikayesini IMPNews’e anlattı.

Yazar Alev Karaduman, kendi hikâyesinden yola çıkarak, Kürdçe’yi ‘anlayıp da konuşamayanları’ konu edinen bir kitap yayımladı. Ağrı’nın Ararat’ına bakan Doğubayazıt’ından henüz 5 yaşındayken ‘Türkçe’nin başkenti’ İstanbul’a göç eden Karaduman, kendi hikâyesinin bu kitabının belkemiği olduğunu belirtiyor. Aile içi iletişim dilinin Kürdçe olduğunu belirten yazar, zorluk çekmemek ve aksandan dolayı yargılanmamaları için ebeveynlerinin kendileriyle özellikle Türkçe konuştuğunu kaydediyor. Karaduman, “Onların birlikte büyüdüğü hikâyeler, ninnilerle değil, çevirileriyle büyüdük” diyor. Bu durumun hayatı boyunca peşini bırakmadığını belirten yazar, sonunda bunu “Anlıyorum Ama Konuşamıyorum” adıyla kitaplaştırmış.

‘En önemli ortak nokta, orta sınıf olmaları’

Yazar, kitabında Kürdistan’ın 8 farklı şehrinden insanla mülakatlara yer veriyor kitabında. Kimlikteki yarılmanın dille derinleştiğini kaydeden Karaduman, bu insanların en önemli ortak noktasının orta sınıf Kürd ailelere mensup olmaları ve Türkiye’nin ya da Avrupa’nın büyük şehirlerinde yaşıyor olmaları olduğunu belirtiyor. Yazar, ‘çocuğum okulda zorlanmasın kaygısının orta sınıf ailelerde daha çok görüldüğüne değinerek, görüşmecilerin yer yer kimliklerini saklamak zorunda kaldıkları bir ikileme mecbur kalanlardan seçtiğini söylüyor.

‘Kürdçe yerine Türkçe’

Batı’ya göç etmiş Kürd ailelerinin en büyük fobisinin kenara itilme ve dışlanma durumu olduğunu belirtiyor yazar ve Kürdçenin yıllarca yasaklı bir dil olarak kaldığını hatırlatarak, bu dışlanmanın en büyük bahanesi olduğunu ifade ediyor. Bu yüzden Batı’ya göç eden ailelerin çocuklarıyla Kürdçe yerine Türkçe konuştuğunu söyleyen Karaduman, “Ancak bu bireyler büyüyüp akılları bu kimlik sorununa, asimilasyona, kaybettikleri anadillerine ve durumun vahametine erince de ‘popülerliği veya cazibesi olmayan’ dil belirleyicisi devreye giriyor” diye ekliyor.

‘Asimilasyonun kanlı canlı sonuçlarını anlatmak için yazdım’

Kitabını Türkçe kaleme almasını da mustarip olduğunu söylediği durumun kendini bir kere daha gerçekleştirmesi olduğunu söyleyen yazar, “Burada bir ispat çabası yok, ne kendim ne de söyleşi yaptığım insanlar için, ‘Anadillerini kaybettiler ama’ diyerek bahaneler sıralamaktan öte, ben bu durumun varlığını, asimilasyonun kanlı canlı sonuçlarını anlatmak için bu kitabı yazdım. Yazarken kendimi en iyi ifade ettiğim dil maalesef Türkçeydi. Ben de Türkçe yazdım” diyor.

‘Batı’ya göç edenlerin kimlik bilinci daha zayıf’

‘Anlıyorum ama konuşamıyorum’ halinin ilk önce asimilasyon politikalarının sonucu oluşan bir durum olduğunu belirten Karaduman, bu politikaların sadece Kürdlerin değil, Türkiye’de yaşayan birçok azınlığın anadiliyle bağlarının kopmasına neden olduğunu kaydediyor. Asimilasyonun yaptırımlarının zalimce ve sonuçlarının da dehşet verici politika olduğunu belirten yazar şöyle devam ediyor: “Anadilde eğitimin yasak oluşu, Kürdçenin yıllarca kriminalize edilmesi, Kürd kimliğinin tanınmaması hep aynı ayrıştırıcı ve öngörüsüz politikaların sonucu. Buna rağmen anadilini, kültürünü ve kimliğini korumak için ciddi bir şekilde direnen bir halk görüyoruz. Ama maalesef benim kitaptaki örneklemim olan Batı’da yaşayan orta sınıf Kürd ailelerinde bu kimlik bilincinin daha zayıf olması, asimilasyon politikalarının işlerliğini hızlandırıyor.”

‘Evden Kürdçe müzik duyulmasın diye Türkçe dinleniyor’

Anlayıp ama konuşamayanlar, daha çok Kürd olup Türkçe müzik yapan veya Kürd siyasetine, kültürüne duyarlı olan sanatçıları dinliyorlar. Nitekim Yazar Alev Karaduman da kitabını bunların en belirgin örneklerinden biri olan Ahmet Kaya’ya adamış. Bu durumu da şöyle açıklıyor yazar: “Aslında bütün bu ayrışmalar derin sosyolojik vakaların sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu insanlar bir araya gelip ‘haydi Ahmet Kaya dinleyelim Ciwan Haco dinleyelim’ demedikleri gibi, alışkanlıklar ve ayrışmış kimlikler oluştuktan sonra da bunu tamir etmek için ellerinden pek bir şey gelmiyor. Ailelerin ‘korumacı’ tavrı burada belirleyici; ‘evimizden Kürdçe müzik duyulmasın’ diyerek bizlerin evlerine Kürdçe müzik yapmayan Kürd sanatçıların albümleri girerdi. Ha büyüdükten sonra tabii ki Kürdçe müzik yapan sanatçıları keşfedip onlara sarılanlar da oluyor, olmuştur elbet.”

‘Kimliğini unutmuş bir kitle de var’

‘Anlıyorum ama konuşamıyorum’cular için dilin kaybedilmiş bir dava gibi göründüğünü belirten Karaduman, onların kimliği ön planda tutmayı tercih ettiğini söylüyor. “Dili konuşamıyorum ama Kürdüm. Kökenimin, kültürümün, kimliğimin ve bunlar için verilen mücadelenin farkındayım” gibi bir yaklaşım sergilediklerini kaydeden yazar, “Ama bu benim konuştuğum örneklemdi tabii. Kimliği ile bağları tamamen bitmeye yüz tutmuş, asimilasyonun karanlığıyla yüz yüze başka bir kitleye de araştırmalarım sırasında rastladım, ancak benim araştırmam ikilemler yaşayan kitle üzerinde olduğu için onları çalışmama dahil etmemeyi tercih ettim” diye belirtiyor.

LGBTİ, sosyalist, MHP’li…

Kitabı yazım aşamasında oldukça çarpıcı hikâyelere ulaştığını söyleyen yazar, kendisi için önemli kriterin temsiliyet olduğunu belirterek, bu yüzden farklı toplumsal kesimlerden bireylerle konuştuğunu belirtiyor. Şöyle diyor yazar: “Kitapta Muşlu aşiret çocuğu LGBTİ bir birey de var, Danimarka’da Sosyalist Parti’de vekillik yapmış işçi çocuğu da, Adıyamanlı Alevi ve Kürd olmasına rağmen MHP çizgisini benimsemiş biri de…”

‘Aynı kişilerle şimdi konuşsak ortaya farklı kitap çıkar’

Kitabını, 2013’te Türkiye’deki Çözüm Süreci ve devletin Kürdçeyle ‘barışması’nın son döneminde kaleme aldığını ifade eden yazar, “Bu mülakatlara da yansıdı. Mülakatçılar umut dolu, özgüvenli ve hak talepleri babında inatçı bir görüntü sergiliyordu. Aynı kişilerle şimdi aynı meseleleri konuşsak çok farklı söylemlerle karşılaşabiliriz maalesef” diyor.

Son yıllarda çocukların eğitim yaşı 5’e indi. Anaokulu politikaları çocukların daha erken Türkçe öğrenip Kürdçeyi ikinci plana atmalarına neden oluyor. Ayrıca anlayıp konuşamama durumu sadece Batı'da yaşanmıyor artık. Kürdistan'da çok yaygın bir hal aldı. Bugün Kürdistan'da çocuklar Kürdçe bilmeyerek yetişiyorlar.

‘Kürdler, ev içinde asimilasyona boyun eğmemeli’

Oradaki gençlerle konuşurken, onların en büyük tesellisinin Kürdistan’daki dili konuşan milyonlar olduğunu fark ettiğini kaydeden Karaduman da, “Aslında asimilasyon orada da etkili. Burada politik bilinç çok önemli. Benim konuştuğum kişilerin çoğu sonrasında Kürdçe kurslarına başladılar. Ama kurs ile anadilini canlandırmaya çalışmak biraz umutsuz bir çaba. Bunun yerine enstitülerin, kültür merkezlerinin henüz küçük yaşta olanları en baştan kaybetmemeye çalışmaları etkili bir çözüm olabilir” görüşünde. “En başından Kürd ailelerinin ev içinde asimilasyon politikalarına boyun eğmemeleri, çocuklarını kendi büyüdükleri ninniler ve masallarla büyütmeleri gerekiyor” uyarısında bulunan yazar, “Bu politik ve sosyal bilinci oluşturmak da hepimizin görevi, hepimizin bu konuda yapabileceği şeyler var ve sorumluluğu üzerimizden atmak gibi bir seçeneğimiz de olmamalı” diyor.

‘Medya dili, Kürd kimliğini olumsuz etkiliyor’

Medyanın, dilin yanında Kürd kimliği üzerinde de çok olumsuz etkileri olduğunu kaydediyor Karaduman. Batı’da büyüyen bir Kürd çocuğunun, kendi akrabalarına benzeyen, onların aksanıyla Türkçe konuşan karakterleri dizilerde, filmlerde ya komik köylü ya da kötü kalpli eli silahlı aşiret üyesi olarak gördüğünü belirten yazar, “Bu algı tabii ki rahatsız edici, kendini çevresindeki Kürd olmayan arkadaşlarına anlatma ve ispat çabası doğuruyor” diyor. Medyanın ayrıştırmacı, ırkçı söylemlerini de hatırlatan yazar, “Hakkında linç kampanyası başlatılmış yüzlerce Kürd aydını ve sanatçısı var…” diyor.

‘Kürdler ne ilk ne son kurban’

Anadilini konuşamamanın, dedeleriyle neneleriyle hiç konuşamadan onlara veda etmek zorunda kalan başka halklar ve onların gençleri ile ilgili toplu bir kitap daha yazmak istediğini de söyleyen Yazar Alev Karaduman, “Çünkü Kürdler tek tipçi asimilasyon politikalarının ne ilk ne son kurbanı. Sadece en görünür olanları. Bu projeyi de gerçekleştirirsem sanırım bu konuyla yüzleşip elimden geleni yaptım diyebileceğim” diye bitiriyor.

(M.E)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz