Doğu ile Batı’nın bağı: Bağlar
Yönetmen Melis Birder ve Berke Baş’ın çektiği Bağlar Belediyesi Basketbol Takımı’nın 3 sezonunu konu alan Bağlar belgeseli, takımın iniş çıkışlarıyla, 3 sezon boyunca Türkiye’nin iniş çıkışlarını da yansıtıyor.
30.11.2016

Mustafa Ergün

IMPNews- Yönetmen Melis Birder ve Berke Baş’ın çektiği Bağlar Belediyesi Basketbol Takımı’nın 3 sezonunu konu alan Bağlar belgeseli, takımın iniş çıkışlarıyla, 3 sezon boyunca Türkiye’nin iniş çıkışlarını da yansıtıyor.

İstanbul doğumlu Yönetmen Melis Birder, üniversiteyi İstanbul’da okuduktan sonra New York’a gitmiş. Birçok farklı işte çalıştığını söyleyen Birder, bütün bunlara da “Sırf New York’ta yaşayabilmek ve sinema ile ilgili bir eğitim görmek için” katlandım diyor. Yönetmen Berke Baş da bir süre sonra Melis’e katılmış ve birlikte New School’da mastar yaparken belgesel sinema ile tanışmışlar. Ondan sonra da, “Bu forma âşık olup bir daha bırakamadık” diyorlar. 2004 yılında ilk bağımsız belgeseli ‘Onuncu Gezegen’i Bağdat’ta çeken Yönetmen Melis Birder, daha sonra New York’ta, yakınlarını hapishanelerde ziyaret eden kadınlarla ilgili ‘Ziyaretçiler’ adında bir belgesel ile devam eder yolculuğuna. Bu arada İstanbul, New York, Erbil derken, bir süredir de Türkiye’de yaşıyor. Bağlar’ı da bu arada çekmişler.

Bağlar’ın yönetmenlerinden Melis Birder’le filminin hikâyesini, çekim sürecini ve bölgede tanıklık ettiği gelişmeleri konuştuk.

Bir haberden Bağlar belgeseline

Bağlar’ı çekmenin fikri bir haberle yer etmiş ikilinin aklına. 2011’de ‘terörle mücadele’ kapsamında çıkan ve kamuoyunda ‘taş atan çocuklar yasası’ olarak bilinen yasadan yargılanan gençlerden yola çıkan bir hikâye üzerine yoğunlaşırken, internette okudukları Bağlar Belediyesi Basketbol Takımı’ndan Efes’e bir transferi konu alan “Bağlar’dan Efes’e” başlıklı bir haberle karşılaşıyorlar ve Bağlar’ın hikâyesi de böyle başlıyor. Bağlar Belediyesi’nin basket takımı ve takımın koçu Gökhan Yıldırım’la tanışınca, Bağlar’ın hikâyesini işlemeye karar veriyorlar. “Kürdistan’dan gelen haberlerden ve hikâyelerden farklıydı yaşadıkları” diyor Yönetmen Melis Birder ve Basketbol, bölge ile ilintisi olmayan bir spor gibi algılansa da aslında basketbola gönül vermiş birçok sporcu ve koç olduğunu belirtiyor. Birder, bunu da ‘Batı’nın kafasında bölge ile ilgili algıları ve klişeleri yıkan bir gerçek’ olarak yorumluyor. “Klişeleri ve yanlış algıları yıkmayı sevdiğimizden takımı takip etmeye başladık” diye ekliyor.

105 yıl gibi 5 yıl yaşadık

“Belgeselin çekim aşamasından tamamlanma ve şu andaki dağıtım aşamasına dek o kadar çok şey yaşandı ki, sanki 5 sene değil 105 senelik bir süreçten geçmiş gibi yorgun ve şaşkınız” diyor Yönetmen. Belgeselin yapım aşaması 5 yıl sürmüş. 2011 yılında başlayan çekimler 2016’da tamamlanmış ve bu süre zarfında da hem ekip, hem de belgesel, bölgedeki değişim ve dinamiklerin tanığı olmuş. Çekimler başladığında “Diyarbakır’da ‘taş atan çocuklar’ yasası ile ilgili eylemler vardı” diyor Birder ve şöyle devam ediyor: “Sonra sivil itaatsizlik eylemleri, Roboski, açlık grevleri, barış sürecini yaşadık. Şimdi de tekrar bir savaş haline girdik. Bazen insanın aklı almıyor. Çünkü bu olayların sadece birini bile hazmetmek Batı’da yıllar sürerken biz ardı ardına bu büyük travmalara yerinden tanık olduk ve yorum yapacak cümlelerimizi tükettik.”

Bağlar'ı güçlendirelim derken iyice koptuk

Kendilerini asıl hayrete düşüren şeyin aslında yaşanan olayların vahameti ötesinde, Batı’daki vurdumduymazlık ve sessizlik olduğunu ifade ederek, oyuncularının da yavaş yavaş umutlarını kaybettiği bir döneme girildiğini kaydediyor Yönetmen Birder: “Biz Doğu ile Batı arasındaki bağlarımızı güçlendirelim derken, kopukluk ve mesafe iyice açıldı. Oyuncular şimdi filmi seyrederken ‘ah ne güzel günlermiş’ diye seyrediyorlar ki düşünün filmde Roboski yaşanıyor, açlık grevleri yaşanıyor.”

Takımın iniş çıkışları, Türkiyenin yansıması’

Bölgede sporun şu an için bir lüks olarak gözüktüğünü ve maddi zorlukların yanında şiddet ortamının da buna neden olduğunu belirten Yönetmen, hem şiddet ortamı hem de siyasi mücadelenin sporu ikinci hatta üçünü plana ittiğini kaydediyor. Buna rağmen Şırnak, Batman, Mardin, Diyarbakır gibi birçok yerde birçok koç, beden eğitimi öğretmeni ve belediyenin bin bir fedakârlıkla sporu ve sporla gelen pozitif değerleri yaşatmaya çalıştığını söyleyen Yönetmen Birder, şöyle devam ediyor: “Bizim filmimiz de bununla, yani her şeye rağmen hayata tutunmakla ilgili. Bölgede mücadele ruhu insanların genlerine islemiş durumda. Filmde de bu ruhu, sokak ile spor sahası içindeki mücadeleyi birbirine paralel şekilde göstererek vermeye çalıştık. Bağlar o yüzden herhangi bir 2. veya 3. lig takımının iniş çıkışları değil, Türkiye’nin en önemli meselesinin iniş çıkışlarının bir basketbol takımındaki yansıması aslında.”

Bölgede yaşayınca Kürdlerin mücadelesini anladım

Yönetmen Melis Birder, çocukluğu ve ilk gençlik dönemleri İstanbul’da geçtiği için hem apolitik hem de memleketin siyasi gerçeklerinden kopuk büyüdüğünü belirtiyor. 15 senelik Amerika yaşantısında neredeyse Türkiye’yle bağlarını kopardığını belirterek, şöyle devam ediyor Birder, “Bu arada gerek yaşadıklarım, gerek seyrettiklerim, dinlediklerim ve okuduklarım sayesinde ABD’de siyahların beyazlara karşı verdiği hukuki, ekonomik ve toplumsal eşitlik mücadelesi bana müthiş ilham veriyordu.” Türkiye’de Kürdlerin verdiği mücadelenin de çok benzer olduğunu birebir bölgede yaşayınca anladığını söyleyen Yönetmen, Demokrasi ve eşit haklar için mücadele eden, yıllar boyunca ezilmeye çalışılmış bir halk ister istemez daha dinamik, daha bilinçli, daha cesur ve de mizahi yönü daha kuvvetli oluyor diyor.

Esas hasta olanlar, biz Batı’dakiler

Bu gerçekliğin kendisine, genel derdi para ve kariyer olan bir İstanbul’dan, çok daha yakın geldiğini belirten Birder, Bağlar’ın, kendisinin Türkiye’ye duygusal olarak yeniden bağlanmasına neden olduğunu ifade ediyor. Şöyle devam ediyor Yönetmen: “Oradaki arkadaşlarımız artık kardeşlerimiz, ailemiz oldu. Misafirperverliğiyle, özverisi, kalpten yaşaması ile insan olmaya dair daha kadim bir bilince sahip bence bölge insanı. Tabii ki Doğu’da büyük travmalar yaşanıyor, ama en azından insanlar bunun farkında. O yüzden iyileşmeye ve var olmaya daha yakınlar. Esas hasta olanın, hiçbir şey yokmuş gibi yaşayan ve bu yüzden de bir çıkmaza mahkûm olan biz Batı’dakiler olduğunu düşünüyorum.”

Bağlar’ı doğru temsil etmek

Belgesellerinin her gösterildiği yerde sevgi ile karşılandığını kaydeden Birder, İstanbul’daki bir gösterimde Bağlar takımının basket attıkça, izleyenler tarafından alkışlayanların bile olduğunu belirtiyor. “Diyarbakır’daki gösterimimizden doğrusu biraz çekiniyorduk. Acaba nasıl karşılanacak, Diyarbakır’ı ve Bağlar’ı doğru temsil edebilmiş miyiz gibi kaygılar vardı” diyor Birder. Endişelerinin aksine soru cevap kısmının çok duygusal geçtiğini kaydeden Yönetmen, gösterim sonrası bir izleyicinin değerlendirmesini şu sözlerle aktarıyor: “Belediye’de temizlik isçisi olan bir anne, ‘Gençlerimizin neler yasadığını ben anne olarak şimdi anladım’ dedi. Bir belgeselci olarak bundan daha güzel bir yorum duymayı umamazdık.”

Ev kavramını kurcalamak

Bağlar, Saraybosna’dan ödülle döndü. Şimdi de Avrupa’da festival davetlerinin arttığını belirtiyor Yönetmen Melis Birder ve “Amerika’yı hedefliyoruz” diyor. Türkiye’deki gösterimlere ilişkin de, ancak özel gösterimlerle seyirciye ulaşabilmeyi umduklarını söylüyor: “Çünkü şu ortamda vizyona girmek gibi bir şansımız yok.”

Çekmeyi planladığı iki projesinin de olduğunu belirten Belgeselci Melis Birder, bunlardan birinin kendi kişisel hikâyesinden yola çıkacağını, diğerinin ise, Peru’nun ufak bir kasabasında yaşayan Türkiyelilerle ilgili olacağını söylüyor. Birder, her iki belgeselin de aslında ‘ev kavramını’ anlamaya çalışacağı ipucunu vererek, “Köklerimizle, esasen nereye ait olduğumuz, ruhumuzun ‘evinde’ hissettiği haller ile ilgili belgeseller olacak” diyor.

(M.E)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz