Burcu Yankın: Erbane kadın sırlarının çalgısı
Kürdlerin kadim dini Zerdüştlükten Mevleviliğe, Kadirilikten Nakşibendiliğe ve Yaresanlara kadar birçok kültürün ritüellerine tınısını katan erbaneyi, Erbane Sanatçısı Burcu Yankın ile konuştuk.
30.11.2016

Mustafa Ergün

IMPNews - Tahta bir kasnağa deri geçirilerek oluşturulan vurmalı çalgılar ailesine mensup erbane, yüzyıllardır Kürd kadınlarının elinde mistik bir harmoniye dönüşüyor. Batı’da framedrum olarak adlandırılan ve def olarak da bilinen erbanenin ölçüleri ve içinde demir halkalar barındıran formuyla, ağırlıklı olarak Kürdlerin çaldığı bir enstrüman türüdür. Kürdlerin kadim dini Zerdüştlükten Mevleviliğe, Kadirilikten Nakşibendiliğe ve Yaresanlara kadar birçok kültürün ritüellerine tınısını katan erbane, o mistik havasını tüm ihtişamıyla yüzyıllardır taşıyor. Erbanenin içinde halkalar olmayan fakat kenarında ziller bulunan haline ise Ezdilikte def deniyor.

Bir çok kültürde çalınan ve kutsiyet atfedilen bir enstrüman olan erbanenin usta sanatçısı Burcu Yankın, özellikle Kürd coğrafyasında beyaz kıyafetleri ve ellerinde erbaneleriyle köy köy gezen, erbane çalıp ilahiler, medihalar okuyan dewrêşlerden, feqîlerden halen söz edildiğini söylüyor. Erbane, dini merasimlerde, ziyaretlerde, yas törenlerinde çalındığı gibi; düğünlerin, şenliklerin, bayramların da önemli bir parçası. Erbane sanatçısı Burcu Yankın’la kısaca erbaneyi konuştuk, uzuncası ise birçok coğrafyaya bir tütsü gibi yayılan geleneği konuştuk.

İki yaşamın kesiştiği yer

Erbane sanatçısı Burcu Yankın, Iğdırlı Kürd-Azeri bir ailenin1980 İstanbul doğumlu kızı. Çocukluk yıllarında başlayan müzik merakı, Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenciyken katıldığı Folklor Kulübü ile kültürel-sanatsal ve politik açıdan yeni bir boyuta ulaşmış. Vurmalı çalgılarla tanışması da burada olmuş Yankın’ın. Vokalist, perküsyonist olarak çeşitli sanat faaliyetlerinde bulunan Yankın, daha sonra uzun yıllar Kardeş Türküler’le birlikte çalışmış. “Erbane sayesinde tanıştım” dediği eşi Fırat Alkış da onun gibi erbane sanatçısı. Erbane, hem müziklerini hem de hayatlarını birleştirmiş ikilinin. Erbane sanatçısı Burcu Yankın, bir süredir de eşi Fırat ve onun kardeşi Fuat Alkış’la birlikte Miraz projesinde ve Miraz Erbane-Def Atölyesi’nde sanatsal ve eğitsel anlamda çalışmalar yürütüyor. Ekibin bir de “Çêber” (Kapı) adında, geçtiğimiz Şubat ayında yayımlanan, erbanelerin, seslerin ve tambûrların ön plana çıktığı bir albümü var.

Kürdi bir enstrüman

“Etrafımda vurmalı çalgılar kullanan kadın modelleri olmadığı için ilkin erbaneye meylim olmadı” diyor Yankın, bu yüzden gitarla başladığını söylüyor müziğe. Daha sonra bir yandan şarkı söylerken bir yandan da def, erbane gibi enstrümanları almış eline. “Bir de baktım ki gitarı bırakmış perküsyon çalıyorum…” diyor ve ekliyor: “Tabii erbanenin yeri her zaman biraz daha farklı oldu benim için. Kürdi bir enstrümandı; hem kültürel hem sanatsal olarak Kürd kimliğini tanımamda ve sahiplenmemde, bu alanda belli bir formasyon edinmemde erbanenin katkısı büyüktür. Güçlendiren bir enstrümandır erbane…”

Rojhilatlı Kürdler dünyaya tanıttı’

Türkiye’de yaşayan Kürdlerin zaten kültürel olarak yakından tanıdığı erbane, iki üç yıldır oldukça popüler. Genelde de İran kültürüne, filmlerine, müziğine olan ilgi ve sempati sayesinde erbaneyle tanışan çok sayıda kişi olduğunu söylüyor Burcu Yankın. Erbanenin asıl olarak bir ritüel enstrümanı olduğunu belirten Yankın, daha sonra geniş bir coğrafyaya yayıldığını söylüyor. Bilinenin aksine erbanenin Pers müziğine dahil olmasının da düşünüldüğü gibi eskiye değil, 1970’lere dayandığını söylüyor Yankın: “Hatta enstrümanın sahnede çalımı için Kürd Kadiri dervişlerden izin alınıyor, onlar da daha ağır, eğlence dışı müziklerde çalınması kaydıyla izin veriyorlar. Sonrasında Rojhilatlı Kürd müzisyenler öncülüğünde dünyaya yayılan bir enstrüman haline geliyor.”


(Erbane sanatçısı Burcu Yankın, bir süredir de eşi Fırat ve onun kardeşi Fuat Alkış’la birlikte Miraz projesinde ve Miraz Erbane-Def Atölyesi’nde sanatsal ve eğitsel anlamda çalışmalar yürütüyor.)

Erbanenin güçlü bir Kürd vurgusu var

Rojhilat’ın Sine kenti, ‘defin başkenti’ olarak anılıyor. Erbane sanatçısı Yankın, Rojhilatlı Kürd gruplardan Kamkaran’ı anmadan geçmek istemiyor: “Üstad Bijan Kamkar’ın Zerdüşt tapınaklarından, Hewraman dağlarının kuytularına, sahnelerden dünyaya açılan bu enstrümana katkıları büyüktür.” Bijan Kamkar, def notasyonunu yapan ilk kişi olarak da biliniyor. Yankın, erbanede güçlü bir Kürd vurgusundan rahatlıkla bahsedilebileceğini kaydediyor.

Kadınların gizli bırakılmış bir tarihi

Erbane ağırlıklı olarak kadın enstrümanı olarak öne çıkıyor ya da kadınların eline daha çok yakışıyor. Burcu Yankın ise, yalnızca erbanenin değil, her enstrümanın erkeklere olduğu kadar kadınlara da yakıştığını belirtiyor. Yakışmak, yakışmamak mevzu bahis olduğunda dolaylı yoldan da olsa kadınlara dönük bir kısıtlamanın devreye girdiğini belirten Yankın, tarihsel arka planına bakıldığında erbane benzeri ritim enstrümanlarının zaten kadınlar tarafından çalındığını, özellikle Batılı kadın etnomüzikologların, ritim icracılarının bilimsel araştırmalarıyla da desteklendiğini ifade ediyor. Yankın, bunun kadınların gizli bırakılmış tarihinin bir parçası olduğunu söylüyor.

Kadın icracılar, kadın eğlencelerine hapsedildi

Yaşadığımız topraklarda ismi zikredilen Kibele, İştar, Lilith, Miriam gibi tanrıça ve kadın peygamberlere ait çok sayıda kabartma, heykel gibi eserlerin olduğunu ve tümünde de kadınların deflerle resmedildiğini söyleyen sanatçı, Anadolu’da defçi, delbekçi kadınların yarattığı güçlü bir gelenek olduğunu ve birçok Kürd öğrencisinin, anneannelerinin erbane çaldığından bahsettiğini kaydediyor. Yankın, ayrıca tüm bu icraların önemli bir kısmının yalnızca kadın eğlenceleri veya ortamlarıyla sınırlı kaldığını, erkek egemen sistem sonucu olarak karma ortamlara ve dolayısıyla kamusal alanlara taşınamadığının altını çiziyor.

Uhrevi bir enstrüman

Erbanenin özü itibariyle ritüelistik bir enstrüman olduğunu belirten Burcu Yankın, Cemlerde, zikirlerde, özel günlerde dervişlerin, feqîlerin, Ezdi qewallarının çaldığı, dinleyeni trans haline sokabilen, uhrevi bir atmosfer kurabilen bir enstrüman olduğunu ifade ediyor. Erbanenin tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu ve bir ritim enstrümanı olduğunu kaydeden Sanatçı, dünyanın, kalbin, kısacası yaşamın ve varoluşun kendine özgü bir ritmi olduğunu hatırlatıyor. Yankın, “Dolayısıyla ritim enstrümanları her zaman bizlere daha yakın olmuştur ve bizleri etkilemiştir” diyor. Afrikalı usta ritimcilerin, dinleyenlerinin kalp atışlarını hızlandırıp yavaşlatabildiğinin rivayet edildiğini belirten Yankın, tasavvufta ritim sazlarının anlamının, kalbin ritmine remz etmesi olarak görüldüğünü ve defin, tüm varlıkların Allah’ı zikretmesinin bir işareti olabildiğini söylüyor.

Günden güne yayılıyor

Miraz Erbane-Def Atölyesi’den önce Def û Deng adlı bir projeleri de olmuş. Erkan Oğur, Birsen Tezer, Akın Eldes, Tarkan gibi sanatçıların konserlerinde yer aldıklarını belirten Burcu Yankın, böylece defin geniş kesimler tarafından tanınmaya başlandığını kaydediyor. TRT’de hazırlanan bir belgeselde erbanenin yapılışı ve simgeleri üzerine bir çalışmaları da olduğunu hatırlatan Yankın, böylece daha geniş bir kesime erbaneyi tanıttıklarını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Kendi deneyimlerimiz bile gösteriyor ki erbane/def her geçen gün biraz daha fazla tanınıyor ve erbane virtüözü birçok icracı yetişiyor. Bu sürecin uzun yıllar devam edeceğini düşünüyorum ve bu tarihin bir parçası olduğum için ise çok çok mutluyum.”

(A.D)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.