Soyut gerçeklerin fotoğrafçısı: Çerkez Karadağ
Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Çerkez Karadağ, 44 yıllık fotoğraf serüveninde büyük başarılara imza attı. Hem fotoğraflarıyla hem de fotoğraf kuramı üzerine yazdığı 20’nin üzerinde kitabı ile dünyada sayısı az bulunun fotoğrafçılardan olan Karadağ ile fotoğraf üzerine konuştuk.
13.09.2016

“Fotoğraf içgüdüsel dürtüleri bir takım gerçeklerin yedeğinde kışkırtmaya olanak sağlayan bir sanattır”

Çimen Gümüş 

IMPNews- Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Çerkez Karadağ, 44 yıllık fotoğraf serüveninde büyük başarılara imza attı. Hem fotoğraflarıyla hem de fotoğraf kuramı üzerine yazdığı 20’nin üzerinde kitabı ile dünyada sayısı az bulunun fotoğrafçılardan olan Karadağ, 40 yılda onlarca ödül aldı.

Gazi Üniversitesinde resim eğitimini tamamlayan Karadağ, fotoğraf sanatı üzerine büyük başarılara imza attı. 1972’de fotoğrafa başlayan Karadağ, yanı sıra, yayıncılık, sinema, amatör tiyatro ve edebiyat alanında da kimi çalışmalar yürüttü. Fotoğrafa başladığı günden bu yana aralıksız olarak sürdüren Karadağ, “Fotoğraf artık benim için bir kimlik, korunaklı bir liman” diyor. Fotoğraf projelerinde ağırlıklı olarak kentleri ve imgeleri işleyen Karadağ, “Bir kentin bendeki yansımaları, hiçbir zaman manzaralar olmadı. O kentlerin bilinç altına sinmiş ruhu vardı” diyor. Prag’ı fotoğraflamaya gittiğinde Kafka’nın kaosundaki, Nazım Hikmet’in yabancılığındaki Prag’ı inceleyen sanatçı Karadağ, aynı şekilde Budapeşte’de Sovyetler sonrası karanlığı, Kıbrıs’ta ortasından sınır geçen bölünmüş bir kentteki ruhların bölünmesini, Ankara’da giderek çölleşen kentte kendini ağaçların gözünden bakmaya çalışarak, fotoğraflarıyla felsefesi birlikte yürüdü. Fotoğraflarda somut değerlere hiç başvurmayan Karadağ, hep soyut değerler, gerçekler üzerinden hiç somut değerlere başvurmadım. Soyut gerçekleri fotoğrafladı.

İlk kitabı 1987 yılında çıkan Karadağ, yazdığı çok sayıda kitaba son bir yılda 6 yeni kitap daha ekledi. Önümüzdeki yıl içinde de 7 kitabı çıkacak olan sanatçının, eski kitaplarından basımı bitmiş 6 kitabının da basımını yapılacak. Sanatçının görüntü kuramı üzerine 4 kitabı ise baskıya hazırlanıyor. 44 yıllık sanat hayatında ulusal ve uluslar arası alanda onlarca ödül alan sanatçı Karadağ’ın bir dünya ikinciliği, bir yılın fotoğrafçısı ödülü bir de Çek Cumhuriyeti’nin verdiği devlet şeref madalyası var. Hacettepe, Süleyman Demirel, Yakın Doğu, Yeditepe, Doğuş ve çok sayıda üniversitede fotoğraf dersleri veren sanatçı Karadağ, son 4 yıldır Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde stüdyo ve reklam fotoğrafları dersleri veriyor.

Dünyaca ünlü Kürd sanatçı Çerkez Karadağ ile fotoğraf üzerine konuştuk.

- Fotoğrafa 44 yıl emek veren ve son 20 yıldır da fotoğraf kuramı üzerine yazan bir sanatçısınız. Bize fotoğrafı kısaca tanımlar mısınız? Fotoğraf nedir?

Bu sorularla o kadar karşılaştım ki sonunda fotoğraf nedir diye bir kitap yazdım. Yazdığım kitapla aslında fotoğrafın ne olmadığını anlatmışım. Fotoğrafın bir dışavurum olduğunu söylemekte yarar var. Yani gerçek karşısında bir insanın kendi duygu potansiyeli, politik duruşu, kendi dünya bakışı, gerçeklerden ne anladığı konusundaki bu iç dünyanın bir gerçek karşısında yeniden düzenlenmesi ve bunu bir aygıt aracılığıyla kalıcı bir görüntüye dönüştürmesidir. Fotoğraf budur. Özü itibariyle fotoğraf her ne kadar dış dünyadan yansımışsa da, bir bilincin, gören bir gözün, tutum içindeki bir benliğin tercihlerini de yansıtır. Yani, fotoğraf sadece dış dünyadaki görüntünün kamera ardındaki tespiti değil, buna tutum ve davranışların eklemlenmesidir. Dolayısıyla fotoğrafik görüntü politiktir, sosyaldir, toplumsaldır, felsefidir ve her şeyden önce, seçilmiş bir gerçeği paylaşmaktır. Arkasında beyin, düşünce, göz, tutum, tercih, politik bakış olmadığı sürece görüntü sadece bir temsil olur. Kamerayı hayata çevirdiğimizde bir insanın yüz ifadelerindeki herhangi bir kesit artık ilk gördüğünüz değil. Başka bir dilin simgesi haline gelmiştir. Dolayısıyla fotoğraf politikaya çok yakın bir araçtır.

(Fotoğraf: Figen Özkan)

- Fotoğrafın sanat olup olmadığıyla ilgili tartışmalarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Fotoğraf sanat mıdır?

Fotoğraf sanat değil. Teknik bir uğraştır. Ancak bir sanatçının elinde fotoğraf bir sanat ürünü olabilir. Yoksa kendi başına sanat değildir. Kendiliğinden olan hiçbir şey sanat değildir. Oturulup çizilmiş veya tabiattan yapılmış bir alıntı sanat değildir. O tabiatın taklididir. Bu fotoğraf içinde öyle, resim içinde veya başka şeyler için de öyle. Ama bir şey, ses, müzik, görüntü, renk, leke, çizgi, desen, yaratıcı bir gözün bilincin elinden geçerse, sanat olabilir. Çünkü sanat olağan olan değildir. Olağan olanın insanın süzgecinden geçmiş, özgünleşmiş, içine ben duygusu katılmış eylemdir. Yoksa duygusuz bir gözün tespit ettiği hiçbir şey sanat değildir. Sanata insani yaratıcılığı eklemlemek gerekir.

- Yaratıcılıkla fotoğrafı nasıl buluşturacağız. Bu mümkün mü?

Dışarıda görülen gerçeği süzmek, bir dile dönüştürmek lazım. Bu ancak yaratıcı bir gözün ve bakışın sonucunda olur. Yoksa sürekli rastlantılar peşinden koşan insanlar arasından sanatçı çıkmaz. Rastlantıların sanatta rolü büyük ancak sanat rastlantısal bir şey değildir. Sanat seçilmiş ve düzenlenmiş bir görüşün sonucudur. Bu bakımdan, bütün çabasını rastlantıların peşine veren, doğayı gezerek anlamaya çalışan insanların sanat yaptığından söz edemeyiz. Sanat insana özgü, yoğrulmuş ve yorumlanmış fikirdir. Onun için güzel fotoğraf çeken insanların büyük çoğunluğu, tabiata, sokaklara açılırlar. Coğrafyaları gezerler. Çok güzel fotoğraflar çekerler. Onların sanat olduğunu iddia etmek için mutlaka gözün belli bir bilinç seviyesine ve belli bir sınır çizerek, bir konuyu yorumlamasından söz edebiliriz. Ancak o zaman sanattan söz edebiliriz.

- Fotoğraf gerçeği ne kadar yansıtır? Fotoğraf sanatı gerçeği yansıtmalı mıdır?

Fotoğraf ile gerçek birbirine monte edilmiştir. Çünkü kamera hayalleri çekemez. Kameranın altında her zaman ışık altında gerçek ve gerçeğin bir parçası olursa işe yarar. Fotoğraflar ütopyalar üretemez. Her zaman gerçekle temas halindedir. Dolayısıyla sanat dalları arasında gerçekle en yakın olan dal fotoğraftır. Çünkü fotoğrafçı dış dünyada olan biten arasından bir seçim yaparak bir görüntü kaydeder. Her zaman mercek bir göz gibi ışıklı ortama yönelir. Işığın olmadığı yerde fotoğraf da olmuyor. Işık hem gerçeğin ispat edicisi hem de fotoğrafın var olma nedenidir. Fotoğraf gerçekle hep temas halindedir.

- Örneğin duyguları, acıları, yaşananı direk yansıtabilir mi fotoğraf?

Zamanın sadece bir kesitini yansıtır. Dolayısıyla bir acıyı bir kesitiyle yansıtır. Bunun önemli olduğu uzun yıllar önce keşfedilmiş. Haber fotoğrafçıları ne yapmışlar. Bir gerçeği maksimum doruk noktasında yakalamaya çalışmışlar. Dövünen bir insanın yüzündeki acının en yoğun olduğu noktayı yakalamaya çalışmışlar. Bu gerçekliğin bir şoka ve provokatif bir biçime dönüştürüldüğü noktadır. Yoksa acının bin türlü fotoğrafı vardır. Ama maksimum noktada çekilmesi fotoğrafçının başarısı olarak algılanır. Dolayısıyla fotoğrafçılar gerçeği resmederken, alalade bakamazlar. Gözlemleyip, bu gerçeğin insanları şoke eden ve etki eden en yüksek gerilim noktasında çekmeye çalışırlar. Ve iyi fotoğrafçılarda böyle belli olur zaten.

- İyi fotoğraf nedir? Beğenilen fotoğraf iyi fotoğraf mıdır? İyiyi nasıl tarif edebiliriz?

İyi fotoğraf ile güzel fotoğraf arasına önce bir ayrım koymak gerek. Geniş kitleler, büyüleyici manzaralara, güzel görüntüler vb. şeyleri hep iyi fotoğraf olarak algılar. Oysa onlar güzel fotoğraflardır. Çünkü tabiattan alıntılanmıştır. Bunlar yaygın kitleler arasında hep iyi-güzel fotoğraf olarak algılanır. Oysa fotoğraf entelektüel bir uğraştır. Kamera arkasındaki gözün yüksek bir kültür motivasyonuna sahip olması lazım ki bize fotoğrafı bir dil olarak aktarsın. Yaygın amatörler güzel görüntü peşinde. Ama başarılı fotoğrafçılar bir fikrin peşindedir. Bir fikrin yansıtıcısı olan fotoğraflar iyi fotoğraflardır.

- Fotoğrafın dili üzerine devam edelim. Bir dili var mıdır? Varsa nasıldır?

Fotoğrafın dili kendi ruhudur. Yani bir görüntüye taşınmış gerçeğin, çağrışımlar yoluyla, bizi ne kadar düşünsel açılımlara sevk edip etmemesine bağlıdır. Fotoğraf dili çağrışımlar yaratan görüntünün yarattığı çağrışımların büyüklüğü oranıyla ilişkilidir. Fotoğraf madem ki gerçeğe yönelerek, yönlendirilerek elde ediliyor, o halde gerçeği ifade etmek de dilin görevidir. Tıpkı sözcüklerle nasıl gerçeği ifade ediyorsak. Görüntü en etkili dildir. Biz konuşurken sözcükleri somutlaştırırız. Görüntüye indirgeriz. Fotoğraf görüntünün doğrudan kendisi. Dolayısıyla büyük bir dil.

- Sizin fotoğraf anlayışınız nedir?

Üniversitelerde hala ders vermemin nedeni orada genç ve çağdaş beyinlerin olmasıdır. Kendi fotoğraf anlayışıma yakın görüyorum. Fotoğrafa başladığımdan bu yana hep ufkumda çağdaş fotoğraf vardı. Hiç geleneksel fotoğraf ile meşgul olmadım. O bakımdan kendi kuşağımla da hep ters düştüm, aykırı durdum. Gençler çağdaş fotoğrafa daha yakın. Bende bir tür çağdaş fotoğraf yapıyorum. Kuşak olarak eski olsam da bakış açım bu yönde. Onun için, üniversitelerde makul bir kazançtan çok birikimlerimi aktarmak, paylaşmak ve yeni yetişen insanlara destek olmayı amaçlıyorum. Bir de gençlerle birlikte yenileniyorum.

- Fotoğraflarınızda en çok ön plana çıkan şey nedir? Politik mesajlar yer alıyor mu?

Fotoğraflarıma bir politik düşünceyi misyon edinerek baktım. Kaba bir politika yerine politik bir bakışın süzgeci diyebiliriz. Hep indirekt anlattım. Entelektüel bir misyon olsun istedim. Kaba gerçekçilik değil, entelektüel bir bakış açısı, birden ben bu gerçeği biliyorum dedirtmeyecek, dur ya dedirtecek şeylerle hareket ettim. Onun için benim fotoğraflarım soyuttur. Hiçbir zaman arife tarif değil. Bir şeyi ispata yönelmez, sorgulamaya dönüktür. İzleyici durup düşünmek ihtiyacı hisseder. Bir gerçeği olduğu gibi almaz ona kendisini de katar ve yeniden düşündürür. Hep böyle olmuştur. Bu nedenle belge, döküman görüntülerden hep kaçındım. İyi bir kent, sokak anlatıcısı değilim. Ama sokakta bir ayrıntıya dikkati çekip, onun üzerinden politik toplumsal sosyal bir ipucunu vermeyi daha çok tercih ederim.

- Sizin bir fotoğrafçı kimliğiniz var. Aynı zamanda Kürdsünüz. Bu iki kimliğiniz ne kadar buluştu. Buluşturabildiniz mi?

İlk çalışmalarım Kürdlerdi. 1970’lerde Ağrı’da, Kars’ta yaptım. Bir tür köklerime dönüş, ailemin akrabalarımın, çocukluğumun geçtiği yerlerin, üniversite sırasında yeni bir gözle yorumlanması idi. 80’lere kadar sürdü. Sonra o defteri tümüyle kapattım. Belli bir disiplini olan belgesel çalışmalardı. Onları yakında bir albüm olarak yayınlayacağım. İlk adımıma geri döneceğim. Kürd olmam beni hayatım boyunca yönlendiren bir şey. İnsan kültürel kökenleri üzerinden yükselir. Benim çocukluğumu şekillendiren şey Kürd olmamdı. O kültürel kökenlerle yola çıktım. Türkçe yazdıklarımı Kürdçe de yazabilmeyi, Kürdçeye o kadar hakim olabilmeyi çok isterdim. Benim gibi yüz binlerce insan var. Umarım Kürd dili üzerindeki bu aptalca, gayri insani, gayri medeni baskı kalkar ve bizden sonraki kuşaklar Kürdçe yazar. Bir ara gittiğim Paris’teki Uluslararası Diller ve Kültürler Fuarında Kürdçeye de kendini temsil etmesi için şans tanımışlardı. Ama neredeyse hiç Kürdçe kitap yoktu. Kürd yazarlar Almanca, İsveçce, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça yazmışlardı ama Kürdçe yoktu. Orada tuhaf bir ikileme düştüm. Kürd yazarlar Kürdçe dışında her dilde yazmışlar. Bu ne kadar vahim birşey. 

(Ç.G) 

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.