Diljen Ronî: Müzisyenler kendini gözden geçirmeli
Müzisyen Diljen Ronî, Kürd müziğinin yüzyılın hala gerisinde olduğunu belirterek, müzisyenlerin önce kendini gözden geçirmesi gerektiğini söylüyor.
24.09.2016

Mustafa Ergün

IMPNews- Müzisyen Diljen Ronî’nin müziğe ilgisi çocuk yaşlarda, henüz 11-12 yaşlarında iken başlamış. Fakat belki de pek çok kişinin henüz başlamadan heveslerinin kırılmasına neden olan ekonomik nedenlerden dolayı Ronî de müzik yolculuğuna geç başlamış. İnce eleyip sık dokuyan biri Diljen Ronî. Müziğinde hemen göze çarpıyor bu özelliği. “Bu ömre kaç albüm daha sığdırabilirim bilemiyorum” diyor ve ekliyor, “Çok fazla tüketmek de istemiyorum. Her şey tane tane ve profesyonel olsun istiyorum.” Ronî, geleneksel Kürd tınıları ile batı müziğini başarılı bir şekilde harmanlayan usta ellerden biri. Bir insan hangi dilde âşık olursa, o dilin sanatına ilgi göstereceğini söylüyor Ronî ve “çoğumuz artık resmi dille aşk yaşıyoruz” diye ekliyor.

Müzisyen Diljen Ronî ile müziği ve müziğini konuştuk.

-Müzikte özgün bir tarz yarattınız ve şarkılarınız duyulduğunda imzanız kendini hemen ele veriyor. Diljen Ronî müziği nasıl oluştu?

Öncelikle bizim coğrafyada yaşayan herkesin az çok anlayabildiği ve birebir yaşadığı bazı acılar var. Belki bu acılar, yokluk ve imkânsızlıklar benim müzikal kimliğime yansıdı. Her zaman yüreğimden gelen ezgileri sözlerle harmanlayarak o anın duygusuyla şarkı yaptım ve bunları kaydettim. Şarkılarımda hep bir hüzün vardır. Ben de bu hüznü seviyorum. Melankoli değil, ruhun arınması gibi düşünebiliriz. Bir yandan Cizre-Botan gelenekleri bir yandan da modern batı tınıları. İkisi arasında gidip gelmekteydim. Özellikle ilk albümümde bunun yansımalarını görebilirsiniz. Aslında ikinci albümde de bu harman var. Bir yandan çocukluğumun geleneksel melodileri bir yandan batıdan gelen saksafon ve elektro-gitar ezgileri. İkisi bende bir bütün oldu. Awirên Esmeran şarkısı buna bence en iyi örnektir.

-Kürd müziğinde son yıllarda bir durgunluk olduğu göze çarpıyor, sizce de öyle mi, neden?

Kürdçe yapılan bir müziğin siyasal gelişmelerden etkilenmesi oldukça normaldir. Kürd coğrafyasında yüzyıllardır süregelen savaşlar, çatışmalar, yasaklar hepsinin ayrı ayrı etkisi vardır. Ama en etkilisi belki de asimilasyondur. Bir insan âşık olduğunda hangi dille âşık olur ya da aşkını nasıl ifade eder? Kendi anadili ile mi yoksa yaşadığı ülkenin resmi dili ile mi? Bu sorunun cevabı müzik kalitesini, gelişimini etkiler. Çoğumuz artık resmi dille aşk yaşıyoruz. Bir müziğin gelişmesi için dinlenilmesi ve dinlenirken anlaşılması ve paylaşılması gereklidir. Duygularımıza da cevap vermelidir elbette. Ana damarlardan bir tanesi bu sorunlardan dolayı yeterince ilgi görmüyor ve hak ettiği noktaya ulaşamıyor.

-Sanırım siyasetin de bununla ilgisi var, yanılıyor muyum?

Siyasal gündem de diğer bir sorun. Bir yerlerde bombalar patlıyorken kimse müziği konuşmaz, müzik yapamaz. Yapsa bile ya siyasi olacak ya da yoğun bir karalama eleştiriye maruz kalacaksınız. Bu da müzik gelişiminin önünde bir engel. Bu durgunluğu buna bağlamak da mümkün. Son bir yönü var ki o da ekonomik nedenler. Kürdçe müzik piyasasının ele avuca sığacak bir pazarının olmamasıdır. Konser alanı mesela. Hep siyasi mitinglerde ya da Newroz alanlarında buluşabiliyor sanatçı ile halk. Bununla ilgili haklı bir sürü gerekçe var elbette. Ama Çözüm Süreci boyunca da aynı tıkanıklık vardı bu da bir gerçek. Gerçek şu ki siyasi süreç her zaman sanattan önce geliyor. Fakat sanatın aynı zamanda iyi bir eğitim aracı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Siyasi parçalar yapmayan, halay tarzı söylemeyen bir sanatçının siyasi mitinglerde halkla buluşma olasılığı çok düşük. Biraz daha farklı tarzda müzik yapanlar maalesef ki küçük salonlara, barlara mahkûm ediliyor. Bizi dinleyen kitlenin hepsi bar ortamından hoşlananlardan oluşmuyor ki. Bu durumda onlara ulaşmakta zorluk çekiyoruz ve haklı hayran serzenişleri oluyor maalesef.

-Bir müzisyen blues bir albüm yaptıktan sonra ikinci albümü yapma olasılığı var mı? Ya da şöyle söyleyeyim, bir müzisyen arabesk veya politik bir albüm çıkarttığı zaman ikinci bir albüm çıkarma olasılığı var mıdır?

Bizim sanırım artık gökkuşağı renklerini görmemiz ve onlara daha fazla alan açmamız gerekiyor. Siyah beyaz bir müzik mantalitesi olmamalı.

-Müzikal gelişimin önündeki engeller neler sizce?

En büyük engel biz müzisyenleriz. Gerisi önemli değil. Biz kendimizi belli kalıplardan kurtaramadık ki farklı şeyler sunamadık ki insanların müzik zevki de gelişsin. Kolaycılık yapıyoruz ve alışılagelen, beğenisi garanti olan müziği sunuyoruz. Aslında tekrara düşmek bu.

-Günümüz müziği Dengbêjlikten ne kadar istifade edebiliyor? Dengbêjlikle modern müzik harmanlabiliyor mu?

Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Önümüzdeki albümde de bazı denemelerim olacak. Özünü bozmayacak şekilde bazı çalışmalarım olacak. Bu ezgilerin insanların acılarını sarmasını ve onlara bir merhem olmasını umuyorum. Dengbêjlik bence hala gerekli araştırmalara ve çalışmalara yer etmiş değildir. Bazı çalışmalar oldu beğeniyle takip ediyorum. Örneğin, Mizgin Tahir Senfonisi… Görüyoruz ki her şarkı güzel düzenlemelerle tekrar hayat bulabilir.

-Çözüm Süreci’yle yaşanan iyileşme son bir yılda yerini yeni acılara bıraktı. Kürd müziği de toplumsal olaylara göre rotasını çizdi bu zamana kadar. Müzik bu süreçten nasıl etkilendi veya etkileniyor?

Elbette kötü etkilendik. Hepimiz… İnsanlar öldü. Yerler, yurtlar yıkıldı. Yerle bir oldu. Yürekler kırıldı, bu ortamda aşk müziği konuşmak hakaret gibi gelir insana. Daha çok siyaset, daha çok marş dinlenilir böyle durumlarda. Etkilenim bu yönde oluyor. Ama benim gibi ruhunu aşkla bütünleştiren müzisyenler için bu dezavantaj. Bence en kötü günümüzde aşka sarılmalıyız. Aşk hiçbir zaman bitmeyen bir şiirdir.

-Halkın gözü Rojava ve Güney’deki gelişmelerde. Kürd müziği bu tempoya ayak uydurabildi mi ya da ayak uyduruyor mu sizce?

Tabi ki orada yaşanan gelişmeler önemli. Resmi olarak dünyaca tanınmak millet olarak büyük bir kazanım olur. Bu gelişmelerin Kürdçe müziğin önünü sonuna kadar açacağını düşünüyorum. Ama müziğimiz yüzyılın hala gerisinde. Biz müzisyenler önce kendimizi gözden geçirmeliyiz.

-Müzisyenlerin sanat üretimleri bir yana, sanat üretimleriyle hayatlarını idame ettirmede de sorunlar yaşadığı biliniyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda şanslı olanlardanım çünkü geçimimi müzikle yapmıyorum. Bu konuyu en iyi anlayacak kişi müzikten geçinimini sağlayan müzik emekçileridir. Sorunlar dağ gibi. Bir pazar yok, konser yok, albüm satışları yok, dijital ortamlardan ufak tefek kazançların dışında barlardan, düğünlerden para kazanmak zorunda olan birçok müzisyen var. Ve bir de onları barlarda çıktıkları için eleştiriyoruz. Ama düğünlere çıkanları eleştirmiyoruz. Böyle bir kaos var.

-Önümüzdeki günlerde neler yapıyorsunuz? Yeni çalışmalarınız var mı?

Anlatmak istediğim çok şey var aslında. Sanırım buna pek zamanım olmayacak. Bu ömre kaç albüm daha sığdırabilirim bilemiyorum. Çok fazla tüketmek de istemiyorum. Her şey tane tane ve profesyonel olsun istiyorum. 3. albümüm için repertuar oluşturuyorum ama henüz istediğim noktada değil. Kesinlikle albümümde olmalı diyebileceğim bazı bestelerim olmasına rağmen.

Bugünlerde gelişimim için bazı dersler alıyorum müzikal anlamda. Bu derslerin de albümüme olumlu yansıyacağını düşünüyorum. Yakın bir tarihte bir projem yok ama bunda bazı engeller var tabi. Ekonomik sorunlar en başta olmak üzere, bu dönemde müzik piyasasının düştüğü durumu da göz ardı etmiyorum. Sürecin, yeni bir bahar iklimi koşullarında daha iyi olacağını düşünüyorum. Umutla bekliyorum. Önce içinde bulunduğumuz şu kaos ortamından biraz olsun silkinip çıkalım ki halkımız müziğimize kulak verebilsin. Her şeyin güzel olacağına dair umudumuzu kaybetmeyelim.

(M.E)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.