“Hayat sahnesinde belli olur”
“Sarı Kahkaha” Murat Özyaşar’ın ikinci kitabı. Kitapta on hikâye yer almaktadır. İlk kitabı Ayna Çarpması gibi Sarı Kahkaha da Doğan Kitap’tan yayımlanmış.
03.06.2016

Salih Gündoğan

“Sarı Kahkaha” Murat Özyaşar’ın ikinci kitabı. Kitapta on hikâye yer almaktadır. İlk kitabı Ayna Çarpması gibi Sarı Kahkaha da Doğan Kitap’tan yayımlanmış. Ben kitabın üçüncü arifesinde, kitabın yazarı Özyaşar’ı edebiyat öğretmeni olan bir arkadaşımı ziyaret ettiğim esnada öğretmenlik yaptığı okulda tanıdım. Kitaplardan bahsederken arkadaşım Murat Özyaşar’ın kitaplarından bahsetti ve karşımda oturan kişiyi işaret ederek yazar burada dedi. Fırsat bulabildikçe arası kitaplarla iyi olan ben yazarda hemşerim çıkınca bir an önce kitaplarını edinmek istedim. Epey bir aradıktan sonra “Sarı Kahkaha” adlı kitabın ikici baskısını bulabildim. Hızlı bir şekilde okumaya başladım.

Bazı kitaplar okutur kendini, Sarı Kahkaha’da öyle bir kitap. Elinize aldığınızda birden öykülerin büyüsüne kapılıveriyorsunuz. Sizi alıp götürüyor, kendi mecrasına sürüklüyor. Kepenk adlı öyküyü okuyunca birden kendinizi o taşra şehrinin kaldırımlarında buluveriyorsunuz. Sürekli aynı şeyleri yapmanın verdiği bıkkınlık sarıyor her tarafınızı. Hikâyenin kahramanı kâmilin ağzından dökülen şu cümle gibi “abi ne olur bir şey yapalım” yapacak bir şey var mı? Belki uzaklar çelecek aklını Kâmil’in ama yazarımız “ aklını uzaklar çelmesin kâmil sanma ki orda herkes mutlu. Sanma ki herkes keyfinde orda” der. Derin bir melankoli hâkim bu hikâyeye. Yazar sayıklar gibi yazmış. Ama yinede bir hikâyeye bu kadar şey nasıl sığmış şaşıyorsunuz.

 “Cümlelerin anlamları yoktur, anlamların cümleleri var. Her anlamın bir cümlesi olmadığı için de hikâyeler vardır” der murat Özyaşar “Yan” adlı öykünün girişinde. Başka bir yazardan okumuştum, “hikâyeler kendini yazdırır” diye. Nietzsche de ”kitap doğurmam lazım “der. Bir anlam hayat bulmak istediğinde yazarını zorlar. Ve böylece cümleler girer hayatımıza ve bir araya gelerek öykü oluverirler. “Sarı Kahkaha”daki hikâyeler uzun süre yazarını zorlamış bu belli oluyor. Okuduğunuzda doğum sancısını bariz hissedebiliyorsunuz.

Kitapta her hikâye, ayrı bir derinliğe sahip. Kıstırılmış hayatların, kısır döngüye yazgılı insanların çıkmazlarını böylesine bir doğallık içinde anlatmak her yazarın harcı değil. Herkesin yazar ama edebiyatçı olmadığı günümüzde hikâye anlatıcısı olmak zor bir iş olsa gerektir. İnsan aklının görsellikle bu kadar hemhal olduğu bir çağda hikâye anlatıcısı olmak ve okunmak biraz sihirbaz olmaya benzer. Çünkü insanlık kimi alışkanlıklarını terk etmeye hazırlanıyor. Böylesine bir çağda beğeni almak, ödül almak kolay değil. Öykülerde tuhaf masalsı bir hava hâkim. Yaşadığımız kentin kadim kültürünün birçok izi var Özyaşar’ın edebiyatında. Anlatıcılık geleneği çoğu zaman gelir birinde toplanır. O kişi hepimiz adına derin bir ironiyle anlatamadıklarımızı resmeder. Dönemimizin Diyarbekir’in de “şanslı kişi” Murat Özyaşar. Aslında yanımızda yöremizde her gün tanık olduğumuz hatta konuştuğumuz şeyleri edebiyat kullanarak işlemek ve aktarmak Özyaşar’a nasip olmuş.

“Felç” adlı hikâyede, asıl felcin ne olduğu anlatılmaktadır. Felç, bir insanın uzuvlarının bir kısmını kaybetmesi midir yoksa yaşanan gerçeğin fakına varmamak mıdır?  “Böyle böyle, inleye inleye birbirimizi terlettik. Benim o zamana kadar ‘sağlam’ bir hayatım varmış. Felç olmak nedir, ben asıl o zaman anladım.” Diyecek Ekber hikâyede.

Kardeşler arasındaki rekabet günlük hayatımızda pek çok insanın yaşadığı bir gerçektir. Kardeşlerin ilişkisine göre dozu düşük veya yüksek ilişkiler yaşanmaktadır. Askerde bir araya gelen dört kafadardan biri olan “Altıotuzbeş” hayatını gerilla olan abisinin gölgesinde onunla boğuşarak geçirmektedir. Ve öyküye adını veren “AltIotuzbeş” hikâyenin bir yerinde şöyle diyecektir  “yemin ederim tek şansı benden önce doğmuş olmasıydı. Eğer ondan önce doğsaydım, ondan önce böyle ölmeyecek, her şeyi ilk ben yapacaktım. Bi ara düşündüm, dedim bende dağa gideyim. Olmazdı. Bir dağ ömrünü de onun gölgesinde geçiremezdim. Hem hatırı sayılır başarıları vardı orda; rütbeleri, nokta atışlı eylemleri, öl dese bin defa ölecek yaşa dese bin yıl yaşayacak gerillaları, Kürd halkının özgürlüğe kavuşturacak demeçleri vardı. Dedim ben bunların hepsini, nasıl yapayım? Bildiğim bir başka dağ yoktu ki gidip sığınayım.”

Öykü yazarlarının çoğunda derin bir halk bilgeliği vardır. Öteden gelen bir gelenektir. Aslında unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş kimi söylemler, hikâyeler, kimi menkıbe ve gelenekler hikâyelerde ortaya çıkarlar. Ve çoğumuz okuduğumuzda “evet” deriz ninem anlatmıştı. Veya duymuştum deriz. Sarı Kahkahada da benzer cümlelere, ortak hafıza ürünlerine sıkça rastlamaktayız. 


(Kitaba adını veren hikâye Sarı Kahkaha derin bir kederin yaşandığı bir yas evinin hikâyesidir. Yaşanan bir krizin ardından aniden kaybedilen bir babanın insan hayatında kapladığı yerin ne olduğunu ve sonrasının hatırlandığı anıların hikâyesi.)

“Sonra sonra duydum: Bütün yas evlerinde olurmuş, herkes gider, geriye çekirdek aile kalırmış. Ölenin ardından konuşmanın vaktiymiş artık başlayan. Kimi zaman komik bir anı, kimi zaman ölenin anlattığı bir fıkra, bazı bazı yaptığı şakalar, en sevdiği film, hep unuttuğu o şarkı, beleş tepede izlenen o maç, olur olmaz sızdığı uyku ve daha neler neler anlatıldıkça yas evinde Kahkaha tufanı koparmış. Kahkahalar giderek koyulaşır, bir sese, bir işarete bakarmış herkes katıla katıla gülmek için. Evin önünden biri geçse o ara, yemin billâh edebilirmiş o evin yas evi olmadığına.”

Murat Özyaşar, kadim bir coğrafyanın yazarıdır. Haliyle hikâyeleri kendi coğrafyasındaki kader ve derin kederin izlerini taşımaktadır. “Şehre karakış gibi bastırdı devlet, yola devrilmiş ağaçlar gibi indi kar. Günlerce ama günlerce yağdı; kurşun ve kar, kurşun ve kar” Demektedir. Nasıl bir çaresizlik yumağıdır burada hayat. Çözmeye çalıştıkça daha çok dibe çeken girdap gibi döner ha döner. Öyle ki gide gele bütün yollar ezberlenmiştir. Fakat kaderi ve kederi değişmeyecektir kentin.

Murat Özyaşar Diyarbakır’lı genç bir yazar. Edebiyatçımız ilk kitabı “Ayna Çarpması” la Haldun Taner öykü ödülü (2008) aldı. Yazar, daha sonra (2009) Yunus Nadi öykü ödülünü alacaktır. Türkiye’de verilen bu öykü ödülleri edebi mahareti yüksek yazarlara veriliyor. İlk öyküsü adam öykü dergisinde çıkan Özyaşar’ın diğer öyküleri çeşitli dergilerde yayınlanmıştır.                                                                                                                                                             

Bir öyküsünde  “Hayat sahnesinde belli olur” diyor yazar. O sahne edebiyat sahnesidir, Murat için. Ve Murat Özyaşar bu sahneye ciddi bir öykücü kimliğiyle arz-ı endam eylemiştir.  Usta hikâyeci ve romancı Yaşar Kemal’in ölümünün birinci yılında Murat Özyaşar’ın kitaplarının üçüncü baskıyı yapması bu hepimizin gönlüne yeni bir umut halesi bırakmıştır.

(M.E)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılanlardan imp-news sorumlu tutulamaz