Kırıkkanat: Kürdistan kuruluyor, Türkiye parçalanıyor
Yazar Mine Kırıkkanat, Paris’te öldürülen PKK’li 3 kadının cinayetinden yola çıkarak bir casusluk romanı yazdı.
09.05.2016

IMPNews- Yazar Mine Kırıkkanat, Paris’te öldürülen PKK’li 3 kadının cinayetinden yola çıkarak bir casusluk romanı yazdı.

Paris’te Gare du Nord yakınlarında bulunan Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda, 9 Ocak 2013’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez suikaste uğramıştı. Suikaste uğrayan üç kadını Fransa, Türkiye, İspanya üçgeninde ele alan kitabın yazarı, üç ülke arasındaki istihbarat ağlarının olayın gelişimindeki rolüne ve cinayete ilişkin çarpıcı bilgilere de yer veriyor. BirGün’den Özlem Özdemir’in sorularını yanıtlayan polisiye türündeki “Hiç Kimse” kitabının yazarı Mine Kırıkkanat, bölgede süren çatışmaların sorulması üzerine “Orada bir Kürdistan kuruluyor ve Türkiye parçalanıyor” dedi.

“PKK içinde kadınlar eziliyor”

Olaya bir kadın olarak yaklaşıp yazdığını belirten Kırıkkanat, “PKK örgütü Avrupa’da Türkiye’yi sarmalayan dinciliğin dışında kalan, Marksist Leninist, tanrısız, kadın erkeğin eşit olduğu ve birlikte çarpıştıkları bir örgüt olarak lanse ediliyor. Hâlbuki örgütü tanıyan ve araştıranlar biliyor ki, kadınlar örgütün içerisinde, en az bizim toplumda veya herhangi bir dinci çevrede ezildiği şekilde eziliyorlar” ifadesine yer verdi.

“Bu işin ceremesini hep kadınlar çekiyor”

“Kendisini kadın erkek eşit olarak lanse eden bir örgütün içinde de kadınların ilk feda edilen, azarlanan, ezilen ve özellikle liderliğe yaklaşanların parya muamelesi gördüğünün altını çizmek istedim” diyen yazar, Bir kadın olarak yaklaştım çünkü o 3 kadına acıdım ben. Özellikle de romanda Munise adını verdiğim Sakine Cansız, PKK’nın kurucusu 2 kadından biridir. İkincisi de Öcalan’ın ortadan kaybolan karısı Kesire’dir. Öteki kadın da Sakine Cansız. Kesire de Sakine Cansız da Alevi’dir. PKK’nın içinde Alevi Kürdler ile ötekiler arasında hep bir çatışma var. Ama dağ kadrolarında Alevi olması bir şey değiştirmiyor çünkü onlar erkek, bu işin ceremesini hep kadınlar çekiyor” dedi.

Sakine Cansız’ın anılarını incelediğini söyleyen Kırıkkanat, “Son derece duygusal, inanılmaz edebi ve çok güzel şeyler anlatıyor, duygulu bir kadın. Aynı zamanda duygulu ve savaşçı olunabilir” dedi. Kendisinin inanmadığı bir davaya inanıp baş koymasının önemli olmadığını ifade eden yazar, “İdealist kadınlar bunlar, kendi davalarının peşinde canlarını ortaya koymuşlar. Öcalan’ın konuşmalarına bakıldığında, Sakine en nefret ettiklerinden biri, zaten evlendi diye kocasını öldürtmüş, çünkü etrafındaki önemli kadınların hepsi Önderliğe biat etmek zorunda” dedi.

“Cinayet PKK’nin işi değil”

Özdemir’in “Kadınlar değersiz mi görülüyor?” sorusuna cevap veren Kırıkkanat, “Yaptıkları kadın erkek eşit propagandası son derece yanlış ve yalan. Ve zaten Öcalan konuşmalarında Sakine’den, yani romandaki Munise’den gereksiz diye söz ediyor. Fransa’da bu üçlü suikast yapıldığında, zaten ilk akla geçen şey Öcalan’ın öldürttüğü oldu. Bu hipotez olarak ortaya konuldu. Ben kitapta hiçbir şey uydurmadım bu konuda, çok yazıldı çizildi” dedi. Bu cinayetlerin PKK’nin işi olmayacağını ifade eden Kırıkkanat, “Biz PKK’nın nasıl suikast yaptığını biliyoruz. Bu keskin nişancıların yaptığı iş. Cinayetler işlenir işlenmez bir yazı yazdım ve o yazı bu romanın ilk işaretlerini taşıyordu. Dedim ki, katil Barselona’dan gelmiştir, şu yolu izlemiştir vs. Romanın iskeleti o yazıda vardı. Ben bunun arkasında bir devlet teşkilatının olduğunu, sadece devletin yetiştirdiği bir timin söz konusu olduğunu anlamıştım” dedi.

“Fransa örtbas ediyor”

Fransa’nın cinayeti örtbas edeceğini önceden bildiğini söyleyen yazar, “Romanı geçen sene yazmaya başladım, 2 sene geçmişti üstünden, ilk 15 günde Sakine Cansız’ın şoförlüğünü yapan biri bulundu. Onun dışında hiçbir şey ortaya çıkarılmadı. Bu arada Fransız İstihbarat Teşkilatı; Sakine Cansız’ı, öldürülen diğer kadınları, şoförü ve bütün PKK’lıları dinliyormuş. Soruşturma yargıcı o bantları istedi, devlet o bantları devlet sırrı diyerek, sayfaların tamamı karalanmış olarak verdi” dedi.

Türkiye’nin de cinayetle ilişkili olduğunu söyleyen Kırıkkanat, “Kitap piyasaya çıktıktan hemen sonra, Paris’teki 3 kadına yönelik suikastın beyni olmakla suçlanan bir MİT görevlisi soruşturmaya aldılar, biliyorsun, bu kabul değilse nedir?” dedi.

“Bu roman Fransa’yı çok kızdıracak”

Kitapta yer alan bilgilerin %80’i doğru diyen Kırıkkanat, “Ankara Büyükelçilik, Fransız polis, polisin babası eski teşkilatçı olan Türk sevgilisi, Munise’nin yazdığı mektup hayal ürünü” dedi. Fransa’nın kitapta yer alan bilgiler nedeniyle başını ağrıtacağını ifade eden Hiç Kimse’nin yazarı Kırıkkanat, “Fransa’nın Sinop’ta Fransız şirketi Areva ve Mitsubishi ile birlikte aldığı nükleer santralin 17 milyar dolarlık yapım ve işletiminin %20’sine Fransız ulusal gaz şirketi GDF’nin ortak olmasının bir sebep olduğuna eminim. Çünkü 17 milyar dolar uğrunda Kürd, Türk, Alman pek çok insan harcanabilir. Bu roman Fransız devletini çok kızdıracak” dedi.

“Türkiye parçalanıyor”

Bölgede devam eden çatışmaların sorulması üzerine “Güneydoğu’daki savaşın kazanılacağını sanmıyorum” diyen yazar, “Orada bir Kürdistan kuruluyor ve Türkiye parçalanıyor. Bunu görüp buna göre politikalar üretilse ve çok kan dökülmese iyi olur diyorum. Türkiye’nin Güneydoğusunu kendi sınırları içinde tutması orta vadede bana pek mümkün görünmüyor. Çok uzun süre bir Kürdistan da kurulamayabilir çünkü orada karmaşık bir durum var. İran’da, Irak’ta, Türkiye’de, Suriye’de Kürdler var ve kendi aralarında anlaşamıyorlar. Belki de hiç olmayacak ama orta vadede o bölgenin ve Türkiye’nin Güneydoğusunun cehenneme döneceği mümkün görünüyor. Ama ben artık Türkiye’nin tam anlamıyla birliğini sağlayabileceğini düşünmüyorum” dedi.

“Kinler artarak katlanıyor”

Ben ilkokulda, lisede okurken Türk ve Kürd diye ayrım yapılmadığını söyleyen Kırıkkanat, “Bu arada Kürdlerin kesinlikle çok ezildiklerini kabul ediyorum ve bu şekilde şiddet yanlısı olmalarını da 80 Darbesi’nde yapılanlara bağlıyorum” dedi. Kinlerin artarak katlandığını söyleyen Kırıkkanat şöyle devam etti: “Ben hiç kimseye kin duymuyorum. Ölçülerim belli; sadece uygar, demokrat, birbirine saygılı ve milliyetçilikten arınmış bir dünya vatandaşlığından yanayım. İnsan bulunduğu ülkenin doğasından başlayarak her şeyine saygı ve sevgi duymalıdır. Benimkisi böyle bir yurtseverliktir. Yurtseverlik derken; bayrak, millet değil, sen nehrine, insanına saygılı mısın, devlet neye yarar diye soruyorum? Yararsız bir devletçiliği asla savunmam. Türkiye’de de devletin pek savunulacak bir yanı kalmadı. Dolayısıyla ne dünyadaki ne Türkiye’deki devlet politikalarını savunuyorum, savunduğum hiçbir şey kalmadı benim. Böyle de çok iyiyim! Savunmam gereken bir şey varsa, denizleri, nehirleri, 2006’da çıkan tarım kanunları ile insanların zehirlenmemesini savunurum. Bunun anayasadan çok daha önemli olduğunu düşünüyorum ben. Anayasa diyorlar, dünyada anayasanın uzunluğu ya da kısalığı toplumun ne kadar geliştiğini ortaya koyar. Amerika’ya baktığın zaman anayasası 20 küsur maddedir, o maddeleri herkes yorumlar. Bütün gelişmiş ülkelerde böyledir. Bizde bakıyorsun, bütün anayasalar deliniyor, yeniden yapılıyor.”

Röportaj’a sosyal medyadan tepki

Mine Kırıkkanat’la konuşan muhabir Özlem Özdemir’in PKK’nin içindeki kadınlara yönelik ‘mal gibi’ ifadesine sosyal medyadan tepki gösterildi. Örgüt içindeki kadınların erkekler tarafından ezilerek ‘parya muamelesi’ gördüğünü savunan Kırıkkanat’a muhabir Özdemir, “Kadınlar mal gibi yani?” sorusuna tepki gösterilmesi üzerine, gazetenin internet sitesinde “Kadınlar değersiz mi görülüyor?” ifadesiyle değiştirildi.

“Okuyucudan özür dilendi”

Sorudaki “mal gibi” ifadesinin okuyucular tarafından tepkiyle karşılanması nedeniyle gazete özür açıklaması yayınlamak zorunda kaldı.

“Kadınlar mal gibi yani?” ifadesinin ‘aşağılayıcı ve onur kırıcı’ olduğunu kaydeden BirGün, “Gazeteci her kesime soru sorar; röportaj yaptığı yazarların, sanatçıların fikrine de müdahale etmez, takdiri kamuoyuna bırakır. Buradaki sorun ise hem soruda hem de yanıtlarda kullanılan, eleştiri sınırlarının dışında farklı algılanabilecek ifadelerdir” yorumunda bulundu.

“Gerekli incelemeye alınmadı”

Söyleşinin okunmadan basıldığını açıklayan gazetenin açıklamasında, “Pazar Kahvaltısı konseptinin naifliği, bizi yazıyı gerekli incelemeye tabi tutmadan koyma rehavetine sokmuştur. Fark ettiğimizde gazete basıldığı için sadece web sitesinde düzeltme yapmak mümkün olmuştur. Bu editöryal zaaftan dolayı tüm değerli okurlarımızdan özür dileriz. Duruma sebebiyet veren çalışma arkadaşlarımızla ilgili durumu da kurullarımızda değerlendireceğiz” ifadelerine yer verildi.

(M.E)

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.