Defin heybetli sesine dokunan sanatçı
Def marş gibi heyecanlıdır. Başkaldırı ve devrim gibidir. Örneğin Selahattin Eyyubi Kudüs’ü Haçlılardan alırken, def çalarak cenge gitmiştir. Selahattin defin sesiyle düşmanını korkutuyordu. Çünkü defin heybetli bir sesi vardır.
28.04.2016

Eren Dinç

Taj kendi deyimiyle 4 yaşından beri sanat ile haşir neşir olmuş Doğu Kürdistanlı bir sanatçı. Çocukluğundan beri eline aldığı erbaneyi (def) hiç bırakmamış. Sine’den çıkıp eline aldığı erbaneyi hiç bırakmayarak Kürdlerin acılarına tanık olmuş ve bu acılara erbanesiyle tercüman olmaya çalışıyor. Kendisini şöyle tanıtıyor: “Asıl adım Kamili Seyyit Taceddin Hüseyni’dir. Ben sanatla uğraştıktan sonra bazı arkadaşlar bana Taj ismi ile seslendiler. Daha sonra ismim Taj Kurdistani oldu. Ailem Sine’de yaşıyor. Benden büyük 3 erkek kardeşim de def çalıyordu. Ben çocuk iken ailem Kadiri tarikatına mensup idi. Tasavvuf makamı için defin önemi büyüktü.”

Yedi yaşında profesyonel yaşam!

Kadiri dergahına gittiğini ve orada aldığı eğitimin ardından artık erbaneyi bırakmadığını söyleyen Taj şöyle devam ediyor: “Haci Seyyit İbrahim Kürdistani Dergâhı’nda def çalmaya başladım. Tahran’a gidip Bijen Kamkar’dan ders aldım. Özellikle Kamkar’a çok teşekkür ediyorum emekleri için. Yedi yaşında profesyonelliğe adım attım, festivallere katıldım. İran’da düzenlenen uluslararası festivallerde de def çaldım. 60 defa İran ve uluslararası festivallerde def çaldım. Sonra kendi def grubumu kurdum. Grubu kurduğumuz zaman 11 yaşındaydım. 4 kişiydik. 18 yaşında Sine’de 60 kişilik bir orkestra kurduk. İlk grubumun adı Niyam Taha idi. Sonra farklı isimlerde gruplar kurdum.”

Defi profesyonel kullanan okul

Sine’de kurulan Kürdistan Okulu ise hem Taj için hem de erbane için bir dönüm noktası oluyor. O burada erbane sanatını daha da ileriye taşıyor. Sanatçı, okul için şunları söylüyor: “Defi profesyonel kullanan ilk Kürdistan Okulu’dur. Burada nota ile işler profesyonel olarak yürütülüyordu. Hem klasik hem de çağdaş müzik yapılıyordu. Kürdistan Okulu def için kurulmuş olup, resmi değildi. Orada nota ile def çaldım. Def ile ilgili bilgim arttıkça bu sefer kitap yazmaya karar verdim. Def tarihi ve ritmiyle ilgili 700 sayfalık kitap yazdım. Ayrıca kitabımda hem Kürdçe ritimlerle ilgili hem de Ortadoğu’nun ritimleri ile ilgili şeyler de yazdım.”

Defin anavatanı Mezopotamya

Otuz yıldır erbane çaldığını söyleyen Taj, erbanenin tarihini de yakından biliyor. Erbanenin Kürdler açısından önemli olduğunu vurgulayarak şöyle devam ediyor: “İnsan sesiyle oynayarak müziği keşfetmiştir. Binlerce yıl önce insanlar defi bulmuşlardır. Sümer uygarlığı döneminde şimdiki def keşfedilmiştir. Sümerler döneminde def yuvarlak iken, onlardan önce ise kare, dikdörtgen şeklinde olduğunu söyleyebiliriz. Tarih de bunu diyor. Defin anavatanı Mezopotamya’dır diyebiliriz. “

Defin heybetli sesi                                 

Taj, Kürdlerin Mezopotamya’da yaşayan diğer halklara göre daha çok erbane çaldığını söylüyor. Kürdlerin tarih boyunca kendi devletlerini kurmak için mücadele verdiğini söyleyen sanatçı, erbanenin heybetinden şöyle bahsediyor: “Def marş gibi heyecanlıdır. Başkaldırı ve devrim gibidir. Örneğin Selahattin Eyyubi Kudüs’ü Haçlılardan alırken, def çalarak cenge gitmiştir. Selahattin defin sesiyle düşmanını korkutuyordu. Çünkü defin heybetli bir sesi vardır. Selahattin, Endülüs döneminde defi İspanya’ya kadar götürmüştür. Avrupa’nın def ile tanışması Selahattin Eyyubi zamanında olmuştur. “

Erbaninin tasavuf ile ilişkisi

Erbanenin İslamiyet ve tasavvufla yakından ilişkili olduğunun altını çizen Taj, erbanenin bunu şöyle açıklıyor: “İslamiyet olmasaydı belki def bu zamana kadar güncel olmazdı. Ya da daha geride kalan enstrüman olurdu. İslamiyet’ten önce def sadece düğün ve eğlence yerlerinde çalınırdı. İslamiyet geldi, def canlandı. Hz. Muhammed Medine’ye giderken, def ile karşılanmıştır. İslamiyet’ten 400 yıl sonra def bu sefer tasavvuf ile kendini yenilemiştir. Abdulkadir Geylani bunu çok iyi kullanmıştır. Def, Geylani tarikatı zamanında Kürdistan’da çok yayıldı.”

Sineden ustalar yetiştirmiştir         

Taj, Sine şehrinin erbane için öneminden bahsederken, yine aynı şekilde dünyanın tanınmış birçok erbane sanatçısının da Sine’de çıktığını söyleyerek, buradan dünyaya yayılan isimleri ise şöyle sıralıyor: “Örneğin, Xelife Kerim, Xelife Mirza, Bijen Kamkar, Bahaddin Hüseyin gibi. Bunlar İran’da ve dünyada çok tanınan def sanatçılarıdır. Bijen Kamkar, özellikle def için nota yazmıştır. Bu önemli bir özelliktir.“

Parçalanmış ülkenin müziğe yansıması

Kürdlerin parçalanmışlığı sanatlarına da yansımıştır. Taj, bu durumu, sanata ve dile yansımasını da şöyle yorumluyor: “Parçalanmışlık müziğe de yansımıştır. Nasıl ki dil asimile oluyorsa müzik de asimile oluyor. Örneğin Rojhilat’ta Kürd müziği İran’ın özelliklerini taşıyor. Eğer sanat korunmasa asimile olur. Bunun önüne geçmenin tek yolu sahiplenmektir. Kültürel saldırılara karşı kendinizi korumak zorundasınız. Kürd müziği İran müziğinden çok az etkilenmiştir. Bu Irak, Suriye, Türkiye için de geçerlidir. Kürdlerin müziği çok zengindir. Ayrıca Kürd müziğinin ritmi de çok zengindir. Kürd kültürü bu konuda çok zengindir. Fakat yine de Kürd kültürü hala bir tehlike karşısındadır. Eğer bizler kendi sanatımıza sahip çıkmasak bunu kaybederiz.”

Doğulu sanatçılar tanınmıyor

Dengbêj Şakiro, Kawis Ağa, Eyşe Şan’nın Kürd müziği için çok önemli kişiler olduğuna dikkat çeken Taj, “Kürdlerin yaşadığı her yerde tanınıyorlar. Rojhilatlı bir sanatçı diğer Kürdler tarafından çok tanınmıyor. Örneğin Şivan Perwer, Civan Haco, Xero Abbas’ı Rojhilatlılar iyi tanıyor. Ama Kuzey’de yaşayan Kürdler Rojhilatlı sanatçıları tanımıyor. Bu üzücü bir durumdur. Eli Merdan, Abbas Kemendi, Nasır Rezazi gibi sanatçılar var ama birçok Kürd bunları tanımıyor” diye sistemde bulundu.

Siyaset sanatın önüne geçmemeli

Doğu’da Kürdlerin daha çok sanatla ilgili olduğunu söyleyen Taj, Kuzey’de ise siyasetin sanatın öne geçtiğine dikkat çekiyor. Sanatçı bu duruma değinirken, Kermahşa kentinden örnek veriyor: “Kermanşa kentinde birçok Kürd siyasi partisi kuruldu. Birkaç yıl Kürd partiler Kermanşa üzerine çalışmalar yürüttü ama Kermanşa halkı bunlara kulak tıkadı. Kermanşa Kürdleri fazlasıyla asimile olmuştu. Sonra Nasır Rezazi, Kermanşa Kürdleri için Kelhori lehçesinde bir albüm yaptı. Bununla özlerine döndüler. Sanat ile insanların yüreğine işleyebilirsin. Kürd siyasi partilerin yapamadığın bir Kürdçe albüm yaptı. İnsanların yüreklerine hitap ederseniz insanlar peşinizden gelir. Çünkü sanat temizdir. Ama siyaset öyle değildir. Politika ile insanları çok rahatlıkla kandırabilirsiniz. Ben def çalıyorum örneğin. Amerika’daki bir kişi beni dinliyor. Bu sanatın gücüdür. Şimdi Şıvan Perver’in ‘Kîne Em’ parçasını Kürdler, Araplar, Türkler ezbere biliyor neredeyse. Belki birçok kişi Şivan’ı tanımıyor. Ama yaptığı müzik biliniyor. İşte sanat böyle bir şeydir. Sanatın hakikatine inan bir sanatçının sanatı kaybolmaz.“

YORUMLAR (0 Yorum)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. <br> Yazılanlardan BasHaber sorumlu tutulamaz.