Çözüm süreci için “dönüp dolaştık başladığımız yere geldik” değerlendirmesini bir kez daha haklı çıkaran gelişmeler yaşanıyor. Danıştay 8. Dairesinin, ilköğretim okullarında öğrencilere okutulan “Öğrenci Andı”nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmesi ve sonrasında yaşananlar bu düşüncelere yol açıyor.

Çözüm süreci nedeniyle yapılan düzenlemelerden geriye eşbaşkanlık ve mahkemelerde paralı anadilde savunma hakkı gibi düzenlemeler dışında neredeyse bir şey kalmadı. Bazı yasal düzenlemeler ise bürokrasi ve idareciler tarafında fiilen ortadan kaldırıldı. Çözüm için kurulan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının lağvedilmesi, çözüm için devletin açtığı idari parantezin kapatıldığı ilanı oldu.

Ancak çözüm sürecinin izlerinin, toplumsal ve siyasal kazanımlarının tamamını ortadan kaldırmaya, yok etmeye kimsenin gücünün yetemeyeceğini fazla zaman geçmeden görülecektir. Siyasi rüzgâr barıştan yana esmeye başladığında insanların zihninde “çözüm süreci” hafızası hızla canlanacak. Toplum her şeye rağmen “silahların ilk kez çift taraflı susmasının, ölümlerin son bulmasının ”her şeye” değdiğini hatırlanacak. Bugün ortalığı sarıp sarmalayan ırkçı nutuklar, ayrımcı uygulamalar ve nefret söylemi geride kalacak.

Şimdi siyasi rüzgâr, çözüm sürecinin kazanımlarını “temizlemeye” elverişli esiyor. Bunu tersine çevirmek, barışı ve çözümü kolaylaştıran bir siyasi rüzgâra dönüştürmek barış, demokrasi ve özgürlük ekseninde tutarlı hak savunucu olmayı gerektiriyor.

Faşizmin ve Alman ırkçılığın en revaçta olduğu bir dönemde yeni kurulan Türk devletine Türk ulusu yaratmak projesinin bir parçası olarak sözü edilen öğrenci andı ‘Türk ulusal bilincin’ ırkçılık temelde geliştirmeyi ilk okul çağındaki öğrencilerine indirgemiş olması göz ardı edilemez. Bu durumu göz ardı ederek tartışmak, tanır almak evrensel insani değerlerden uzak durmak olur veya sonucunu üretir.

Bugün görüyoruz ki, Danıştay’ın iptal kararına sevinç çığlıkları atan iki kesim var. İlk günde itibaren yönetmenliğin iptal edilmesini ve andın yeniden okutulmasını isteyen Türk milliyetçileri, ulusalcı cumhuriyetçiler/Kemalist kesimler. Muhafazakâr İslamcılar ise yazanın siyasal kimliğinden hareket ediyorlar. Yani içerik tartışmasını etnik ayrımcılık yapılmasında bağımsız ele alıyorlar. Sorunun ulus inşa etme fikriyle güçlü bağına dokunmaktan imtina ediyorlar.

Bugün yönetmenliğin iptalini en hararetli savunan Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli  o gün “Bir gün iktidardan ayrıldığın dönemde, MHP’ye iktidar nasip olursa, nerede ikamet edersen et onun 25-30 metre karşısına ’Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazmazsam, okula giden çocuklara, evinin önünde Andımız’ı okutmazsam, bunların alayının hesabını sormazsam namerdim” sözleriyle karşı çıkmıştı. Bahçeli muradına erdi. Şimdi hükümeti sıkıştırarak çözüm defterini çöpe atmaya zorluyor.

Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan buna sert cevap vermişti: “Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip’ti. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Ayrı Reşit Galip insanları kafa taslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur… 30’larda Hitler ve Stalin gibi toplumu formatlamak için bu tür uygulamalar yapılıyordu. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocuklar içtimaya dizildiği, ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz. Bal bal demekle ağız tatlanmaz. balı yersen ağız tatlanır, Türk’üm demekle Türk olunmaz. Doğruyum demekle çalışkan olunmaz. İnsan ailesinden öğretmenlerinden çevresinden aldığı eğitimle bir takım değerlere sahip olur.”

Irkçı sloganların altını ben çizdim. Bugün Cumhurbaşkanı, olup bitenlere karşı aynı değerlendirmeyi yapabilecek bir mi ya da bu cesareti gösterenlere karşı tutumu ne olacak hala belli değil. Büyük ihtimalle Cumhur İttifakının yıpranmaması  veya tehlikeye girmemesi için sessizce geçiştirmeyi veya düşük düzeyde tepki göstermeyi tercih edecektir.

Bu ülke nüfusunun ciddi bir kesimi kendilerini Türk olarak tanımlamıyor, görmüyor veya hissetmiyor. Bunu dikkate almadan okutulan andın ülkeye ne gibi yararı oldu. İyi insan olmayı, çalışkan insan olmayı, büyükleri saymayı, küçükleri sevmeyi, etnik, dini aidiyetle tanımlamak 21. Yüzyılda dünya insanı olamaya karşı / yetiştirmeye karşı direnç geliştirmektir.

Bugün esas olan iyi insan olmaktır, evrensel insan olmaktır. Günümüz dünyasında salt etnik, dinsel değerler ile kimlik oluşturmak bunun önündeki engellerdir. Türk olmak, Müslüman olmak, Ermeni olmak, Hristiyan olmak gibi değerler kimlik oluşturma çapası çağın gerisinde kalmıştır.

Öğrenci andında olduğu gibi, insanları Kürd, Ermeni, Hristiyan gibi tasnif etmek, tanımlamak, farklı olanla empati yapmamaktır, onları anlamamak için direnmektir, ötekileştirmektir.

Barış fikrini toplumda canlandırmak, umutlarının yeşermesine vesile olabilmek ötekilerle empati kurmayı, anlamayı ve sahiplenmeyi gerektirir. Başkaları için değil kendimiz için ırkçılığa karşı çıkmalıyız.

Hakan TAHMAZ - Barış aktivisti, yazar. BSP ve ÖDP Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. 2007 yılına kadar aktif siyasetle uğraştı. 1996 yılından itibaren farklı yurttaş girişimlerinde aktivist. 2007 yılında kurulan Türkiye Barış Meclisi’nin yöneticisi ve sözcülüğünü yaptı. Halen kurucu ve yöneticilerinden olduğu Barış Vakfı’nda çalışma yürütüyor. 15 yıldır Kürd Meselesi üzerine çalışıyor. “Şemdinli’den Ankara’ya Kürd Sorunu” (Agora Yayınları), “Kürd Sorunu’nda Çözüm Önerileri” (Kalkedon Yayınları) ve  “Çözüm Sürecinde Ne Oldu? Barış Açısını Savunmak” isimli (Metis Yayınları, Necmiye Alpay ile ortaklaşa hazırlandı) üç kitabı bulunuyor. Çeşitli dergi, kitap ve gazetelerde Kürd Meselesi ile ilgili yayınlanmış makaleleri var.