Faysal DAĞLI

Uzun süredir tartışmalara yol açan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti nihayet başladı. Erdoğan kabinesinin çoğunluğunu da yanına alarak Perşembe günü öğlen saatlerinde Berlin’e indi. Erdoğan, Almanya’ya BM toplantısına katıldığı Amerika’dan geldi. Türk Cumhurbaşkanı’nın BM konuşmasında akılda kalan tek sözü belki de “Suriye’de teröristlere TIR’lar dolusu silah gönderenler bunun acısını çekecek” ifadeleri oldu. Ancak ABD’nin YPG’li Kürd direnişçilere yaptığı yardımları kasteden bu sözleri herkesin aklına Türk devletinin Suriye’deki radikal islamcı gruplara yaptığı TIR’lar dolusu silah sevkiyatını getirmişti. YPG’yi Türkiye dışında hiçbir ülke “terörist” olarak tanımlamazken, dünyanın büyük bir kısmı başta ABD, IŞİD’e karşı YPG’ye yardım edip birlikte savaşırken, Erdoğan’ın silah sevk ettiği El Kaide bağlantılı tüm örgütler başta Batı, tüm dünyada “terörist” olarak niteleniyor. 

İlginç bir şekilde tam da bu çelişkiden dolayı ülkesinden kaçmak zorunda kalan gazetecilerden Can Dündar Türkiye’de iken soramadığını, sürgüne geldiği Berlin’de Erdoğan’a soracak: “Hapislere tıktığınız gazeteciler de mi terörist?” Türk gazeteci Dündar, Erdoğan MİT’inin Suriye’deki El Kaide’ye sevk ettiği silahlarla ilgili belge ve fotoğrafları gazetesinde yayınladığı için tutuklanmış, yargılanmış, silahlı saldırıya uğramış, sonunda ülkesini terkederek Almanya’ya sığınmak zorunda kalmıştı. 

1980 askeri darbesinden neredeyse 30 yıl sonra yine binlerce gazeteci, milletvekili, Kürd ve siyasi muhalifin özgürlüklerini, can güvenliklerini korumak için sığındığı Almanya ile şimdi Erdoğan ‘yeni bir başlangıç' yapmak istiyor. Peki nasıl 'yeni bir başlangıç?’ Birkaç ay önce Erdoğan ve AKP yöneticilerinin, Merkel’e yaptıkları "Nazi” benzetmeleri ve Almanya'nın “teröre destek verdiği yönündeki” suçlamalarının henüz mürekkebi kurumamışken! Ya 6 yıl önceki sözleri: “Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır bir tramvaydır, istediğimiz durağa gelince ineriz. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız…”

Herhalde Erdoğan’ın demokrasi tramvayındaki en son durağı 2016’daki ‘darbe girişimi’ oldu. Bu olayın ardından Almanya-Türkiye ilişkilerinde de gerilim başladı. Erdoğan ülkesinde gerçek anlamda ‘bir olağanüstü hal rejimi’ uygulamaya başlayıp, AB yolundaki tüm kritik eşikleri çiğnedi. Berlin’den bu politikalarına karşı çıkan cılız seslere çok sayıda Alman vatandaşını rehin alarak karşılık verdi ve ekonomik-ticari işbirliğine büyük darbe vurdu. Alman hükümeti, Türkiye'ye yönelik kredi ve hibe musluklarını kıstı, savunma ihaleleri durdu ve "keyfi olarak tutuklanabilirsiniz” şeklinde Alman turistlerin Türkiye’ye gitmemesi yolunda uyardı. Türkiye konusunda oldukça ‘hassas’ olan Sosyal Demokratların Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel bile geçen yıl "sabrın sonuna gelindi” diye isyan ederek, Alman hükümetinin Türkiye politikasında değişime gittiğini duyurdu.

‘Yeni bir başlangıç’ mümkün mü?

Peki, Erdoğan, krize sürüklediği ülkesini düze çıkarmak için ekonomik yardım istemeye geldiği Almanya ile nasıl ‘yeni bir başlangıç’ yapacak? Basının sıkça değindiği gibi Berlin’in “zorlu ama zorunlu muhatabı” Erdoğan ile ilişkilerine reel politika ekseninden bakıp Türkiye'nin stratejik önemini ve AKP etkisindeki Almanya Türk toplumunu merkeze alarak menfaatleri gerektirdiği ölçüde işbirliği zemininde kalma çabasının ‘ahlaki’ boyutu ne olacak? 

Öte yandan Erdoğan’ın 'yeni bir başlangıç' umuduyla Almanya’ya geldiği gün, eski alışkanlıklarını devam ettireceği de anlaşıldı. Berlin Emniyet Müdürlüğünde çalışan Türk kökenli bir polisin bir Türk istihbaratçısına Almanya’daki sığınımacı muhaliflerle ilgili devletin gizli ve resmi bilgilerini verirken suç üstü yakalanması Erdoğan’ın alışkanlıklarının, yani kurduğu otokratik sistemin ellerinin başta Almanya olmak üzere dünyanın her tarafına uzanmaya devam edeceğini gösteriyor. Son bir yıl içinde Türk istihbaratının iki düzine ülkede en az 100’e yakın muhalifi kaçırması, bunlara işkence edilmesi bile ‘Almanya ile yeni bir başlangıcın’ mümkünatı konusunda kuşkulara yol açıyor. Almanya’da son iki yıl içinde ‘iş üstü yakalanan’ MİT mensubu sayısı 20’den fazla, DİTİB ve konsolosluklarda ortaya çıkarılan ve muhalifleri izlemekle görevli casusuluk şebekeleri dışında AKP bağlantılı şiddet örgütü Osmanen-Germania skandalı da halen tazeliğini koruyor. 

Peki Alman makamların ziyaretten önce ifade ettiği gibi bu ziyaret ‘Türkiye’ye demokrasi ve insan haklarına yönelik telkinler’ içermeyecekse ne içerecek? Eğer Almanya, Türkiye’ye koşulsuz ekonomik yardım yapacaksa, Bayan Merkel, AfD gibi ırkçıların yükselişini nasıl engelleyecek? 

Alman makamları ile Türkiye arasında ‘yeni bir başlangıç’ ancak demokratik, şeffaf ve insan haklarına saygı temelinde olabilir. Fakat Erdoğan bu kavramları kendi rejimi için ‘tehlike’ olarak algılıyor. Bu durumda Almanya gibi ‘demokrasi merkezi’ bir ülke Erdoğan ile içinde ‘insan hakları ahlakının ve ruhunun’ olmadığı hangi eksende işbirliği yapacak? Milyarlık demiryolları ihalesi, silah satışları, finans yatırım sektörlerinin karları, Türkiye’deki yatırımların akıbeti veya Suriyeli mültecilere karşı tıkaç olma gibi çıkarlar ekseninde mi? Almanya demokrasini korumak zorunda olan iktidar halen sarih bir yanıt vermiş değil. Peki Alman hükümetinin, Türkiye ile ekonomik, mali ve siyasi işbirliğinin geliştirilmesi için, "hukuk devleti, insan hakları, yargı bağımsızlığı, fikir özgürlüğü gibi AB’nin üzerine bina edildiği temel ilkeler doğrultusunda adım atılması” şartlarını Erdoğan kabul eder mi?

Bir ülkeyi rehin almak!

Öyle görülüyor ki Alman iktidar sınıfı Erdoğan’ın daha da ‘ileriye gitmesini’ engellemek için onunla ‘yeni başlangıçlar’ umudu besliyor. Öyle ya Erdoğan, artık Alman siyasetini de yönlendiriyor. Sınırları açıp birkaç yüz bin Suriyeli mülteciyi Almanya’ya soktuğunda, ülkeyi altüst edip ırkçı AfD’yi ikinci parti yapabiliyor, emir verdiğinde Almanya’da tahakküm ettiği Türk kurumlar ve taraftarı kitle Almanya’nın iç barışını tehdit ediyor, polisi Almanya vatandaşı gazetecileri, sanatçıları tutuklayıp rehin alıyor, pasaportlarına el koyuyor, havaalanından sınır dışı ediyor, hakaret edip tehdit ediyor, Almanya’yı rehin alıyor!

Bayan Merkel ise sadece vatandaşlarını kurtarmak için ricacı ekipler yolluyor, Erdoğan’a ülkesine daha fazla mülteci yollayıp Almanya’nın temellerine dinamit koymasını engellemek için milyarlarca euro 'tazminat' veriyor, ülkesindeki ırkçılığı besleyen Erdoğan’ın Suriye siyasetini sadece izlemekle yetiniyor ve Afrin’de olduğu gibi, Erdoğan’ın rehin aldığı bir gazeteciyi kurtarmak için silah ekipmanları yollamak zorunda kalıyor. Oysa Alman TV’lerinin hit dizisi Tatort’ta adalet asla şantajcılarla pazarlık yapmıyor!

Ve Alman Başbakanı’nın koyabildiği en ciddi tavır ise oturup pazarlık yaptığı Erdoğan onuruna verilen yemeğe katılmamak oluyor. Bunu bile ‘zaten iki günde iki kez görüşeceğiz’ diyerek tavır olarak algılanmasından imtina ediyor.

Almanya sadece hükümet değil!

Son zamanlarda Alman medyasının en yoğun ilgi gösterdiği haberler Türkiye merkezli ve ekranlar ile gazetelerde en sık rastalanan sima Erdoğan’ın yüzü. Sıradan Almanlar bile Erdoğan’ı artık Almanya’nın iç sorunlarından biri olarak algılıyor. Civey adlı kamuoyu araştırma şirketi tarafından geçen Ağustos’da yapılan bir ankete göre Alman kamuoyunun yüzde 70’i Erdoğan’ı Almanya’da görmek istemiyor. 

Ancak Almanya demokrasisini ‘koruyanlar’ sedece iktidar siyasetçileri veya devlet güvenlik kurumları değil. Alman makamlar Erdoğan’ı devlet dairelerinin ‘realpolitik’ odalarında, saraylarında resmen karşılayacakken, kamuoyu da onu demokrasinin meydanı sokaklarda karşılayacak! Erdoğan’a demokrasinin tahammül sınırlarını gösterecek ve onun ülkesinde izin vermediği insan haklarını, Almanya’nın gerçek tavrını gösterecek. Öncülüğünü Alman/Kürd/Türk/Alevi kurumların yaptığı yüzlerce demokratik sivil toplum kuruluşu Berlin’in her yanında Erdoğan’ı protesto etmek üzere harekete geçmiş durumda. Alman devleti, ‘Hoş gelmedin’ diyerek sokağa çıkacak olan kamuoyunun demokratik tepkisinden Erdoğan'ı korumak için 1. derece alarma geçmiş durumda. Berlin’de olağanüstü hal ilan edip, beş bin polis ile gittiği her yeri insansızlaştırarak Erdoğan ile ‘yeni bir başlangıç’ yapmak zorunda kalacak!

Erdoğan Almanya’nın iç sorunu!

Tüm bu olup bitenlar Erdoğan’ın artık Almanya’nın ‘iç sorunu’ olduğunu ifade ediyor ve Almanya belki de uzun zamandır görmediği insan hakları odaklı toplumsal refleksini bu ‘iç soruna’ karşı gösteriyor. Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier’in Erdoğan’ın onuruna verdiği yemeğe davet ettiği 300 siyasetçiden şimdiye dek 200’den fazlası protesto amaçlı katılmayacağını ifade etti. Bunlar arasında tüm siyasi parti liderleri, milletvekilleri, Berlin Belediye başkanı ve farklı kesimler var. Sadece Yeşiller Partisi Milletvekili Türkiye kökenli Cem Özdemir, Erdoğan’a “muhaliflerini görme, onlara katlanma tahammüllünü öğretmek üzere” bu yemeğe katılacak. Ve Erdoğan’ın yemeğine, basın toplantısına en çok gazeteciler katılacak. Duymak istemediği sorular sormak için. 

'Köln Erdoğan karşı duracak'

Erdoğan, Almanya ziyareti kapsamında iki yıl önce açılan DİTİB’e bağlı bir caminin açılışı bahanesi ile Köln’e de gidecek. Türk Cumhurbaşkanı’nın Köln gezisini organize eden DİTİB, yakın dönemde ‘casusluk faaliyetleri yaptığı gerekçesi ile’ Alman Anayasayı Koruma Teşkilatının radarına yakalanmış, Alman makamları DİTİB imamlarının Türkiye’den atanmasına son vermiş, bu kuruma sağladıkları fonların büyük bir kısmını kesmişti. Mevcut durumda fiilen ‘yarı illegal’ pozisyonda olan DİTİB yönetiminin Köln’deki caminin açılışına Erdoğan ile birlikte katılacağını açıkladığı NRW Başbakanı Armin Laschet ve Köln Belediye Başkanı Henriette Reker, onunla aynı karede görünmeyi red ederek, açılışa katılmayacaklarını duyurdu. 

AKP’li taraftar kalabalığı ile Köln’de gövde gösterisi yapmak isteyen Erdoğan’ı Berlin’den daha büyük bir protestocu kalabalığı bekliyor. Almanya demokrasinin en canlı kalelerinden biri olan Köln’ün Yeşiller Partisi Milletvekili Berivan Aymaz, Köln’ün kesinlikle Erdoğan’a karşı duracağına dikkat çekerek, DİTİB’e karşı da açık bir tutum gösterme zamanı geldiğini, Almanya’daki Türk toplumunu militarize etmek, politik İslamcılığı yaymak için Erdoğan’ın anti-demokratik strüktürlerini yayan DİTİB gibi yapılarla işbirliği yapılmamasının önemine vurgu yapıyor. Aymaz, Perşembe günü NRW Parlamentosu'nda Erdoğan'ın bir diğer mağduru Almanya vatandaşı muhalif gazeteci Meşale Tolu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, Alman yetkililerine çağrıda bulunarak Erdoğan ile yaptıkları görüşmelerde Türkiye’deki insan hakları ihlallerini gündeme getirmelerini, bu konuda hassasiyet göstermek zorunda olduklarını, bunun onbinlerce politik tutuklu ve baskı altındaki muhalefete saygı gösterilmesi için de gerekli olduğunu ifade ediyor. 

Wallraff: Erdoğan’a karşı mesafeli duruş

Alman yazar Günter Wallraff da hükümetten Erdoğan’a karşı mesafeli bir duruş sergilemesini bekliyor. Erdoğan’ın koşullarını dayatmasına izin verilmemesini isteyen Wallraff, Alman yönetiminin Ankara'ya finansal veya ekonomik işbirliği konusunda umut vermeden önce Türkiye'de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarının ve gazetecilerin salıverilmesi için girişimde bulunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Evet Erdoğan Almanya için bir demokrasi testi! Tatort’ta olduğu gibi, rehinecinin talebini kabul edince rehinenin de şansı kalmıyor! Konuşarak oyalamak da Amerikan filmlerine mahsus!

...

Faysal DAĞLI - Gazeteci, yazar. Dicle Üniversitesi’nde dil ve edebiyat okudu. 1988’den bu yana çok sayıda gazete, dergi ve ajansta yazarlık, editörlük, yayın yönetmenliği yaptı. TV’lerde programlar ve dokümanter filmler hazırlayıp sundu. Avrupa’da yayınlanan Le Monde diplomatique kurdi gazetesinin kurucu editörüdür. Tarih, edebiyat ve gazetecilik temalı kitapları yayınlanmıştır. IMPNews’in yayın yönetmenidir.