Dünyada medyanın hadımlaştırılarak kitleleri pasifize ettiği, popülist otokrat adamların yönettiği rejimlerin yaygınlaştığı bir dönemde, medyamızın mesleki sorumluluk bilinci ile hareket ettiğini söylemek isterdim… Ama söyleyemiyorum maalesef.

IMPNews böylesi bir süreçte yeniden yayın hayatına başladı. Gönüllülük temelinde emeklerini, varlıklarını ortaya koyan bir avuç gazetecinin çabalarıyla okura ‘sadece gerçeği’ aktarmaya çalışıyor. Yayın hayatına başladığında onlarca kişinin destek kararına karşın umutlu olmak isterim!

Toplumun aydınlanması, habere, bilgiye ve doğruya ulaşmanın yolu medyadan geçmektedir. Bu genel anlamda böyle olsa da, Kürdler için daha hayati bir önem arzetmektedir. Gazetecilik demokrasi kültürü gelişmiş toplumlarda işlevini daha düzgün yerine getirmektedir. Bizim mahalede parayı verip düdüğü çalmak isteyenler, yani gazete sahipleri ve şartlandırılmış okuyucu kitlesi hep baş belası olmuştur. Savaş içinde şekillenmiş Kürd toplumunda da, gerçekten çok duyguya hitabı tercih etme eğilimi daha fazladır. Bu da yine basının şekil verdiği bir olgudur. Savaş süreçlerinde hamasat içeren hiç bir haber doğal olarak yansız, objektif değil. Silahlar konuşmaya başladı mı önce ‘gerçek’ hedef alınır ve onun yerine ‘başka bir şey’ konur. Toplumsal hipnoz için bu eylemde de medyacılar kullanılır. Yandaş, candaş, havuz, hain vs gibi türden medyacı; askerlerin, patronların, şeflerin önünden meydana atılır ve avuçlarına bırakılan yemleri de onlar toplumun bilincine atar. Her gün birkaç doz yalan, asparagas, palavra ile toplum sersem tavuğa dönüştürülür ve boğazlanmak için gırtlağı sıkıldığında artık kaçacak takatı kalmaz olur. 

Savaşlarda askerler canlarını, hayatlarını ortaya koyar, gazeteciler onurlarını! Bu nedenle gazetecilik en az askerlik kadar tehlikeli bir iştir. Şaşırmaya gerek yok, dünyada mesleklerinin onurunu herşeyin üstünde tutan gazeteciler de vardı, var olmaya devam edeceklerdir. Bir örnek: 2 Nisan 1982 yılında İngiliz egemenliğinde olan Falkland adaları Arjantin cuntası tarafından toplumu hipnoz etmek için işgal edilince İngilizlerle savaş patlak verdi. İsmi 'British' diye başlayan BBC’deki meslektaşlarım savaş boyunca olaylara ‘İngiliz’ gibi yaklaştı! Asla ‘bizim askerimiz’ moduna girip topluma kahramanlıkla karışık gaz vermedi. 

Olayları aktarırken ‘İngiliz askerleri’ deyimi kullandı. BBC’ye kamu bütçesi veren Londra hükümeti BBC’ye İngiliz saflarına geçmesi için yoğun baskı uygulamasına rağmen onlar; ‘Eğer bu savaşa ‘bizim savaşımız’ ve bu orduya da ‘bizim ordumuz’ dersek, bu durumda bu hükümete ve bu politikaya da ‘bizim politikamız’ dememiz gerekir. Eğer bunu dersek en önemli ilkemiz olan tarafsızlığı çiğneyerek kendi değerlerimizden ödün vermiş oluruz.’ BBC böyle davranırken, Arjintinlilerin üstüne yağan bombaları heyecanlı bir şehvetle aktaran medyacılar daha revaçta idi tabi. Ama savaş bitti, ölenler öldü, tahrif edilen gerçeklerle toplumlar ne olup bittiğini bile anlayamadı. 

Tabi BBC’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Churchill’in ‘gerçekleri saklaması telkinlerine’ meydan okuyan bu onurlu tutumuna günümüz popülist medyasında rastalamak pek olası değil. Bu nedenle de ‘kapitalist merkezlerden yayın yapan’ BBC halen mesleğimizin en itibarlı kurumlarından biri olarak anılmaya devam ediliyor. 

Elbette Kürd gazeteciliğinin henüz bu tavrın çok uzağında olduğu gerçeği var.  Bu tavrı maalesef okur bile kabul etmemektir. Şartlanmışlık, taraftarlık linç sevicilerin önüne en önce gerçekleri aktarmak isteyen gazetecileri atmaktadır. Özellikle sosyal medyanın gelişimi ile kitlesel bir histeri hali yaşanmaktadır. Kelli felli, kelsiz felsiz, felsefesiz kişiler, sahte isimlerin, profillerin arkasına sığınmışlar, sırf istedikleri yazılıp çizilmiyor diye bizleri çok kolayca ve çok ucuzca lincin önüne atabiliyor. 

Bu gün Kürdlerin geçmekte olduğu bu hayati dönemeçte, basının toplumsal hassasiyetlere duyarlı olması, durumdan vazife çıkarmamak gibi bir hataya düşmemesi büyük bir önem taşımaktadır. Gerçek acıtıcı olsa da yalanlardan her zaman daha güçlüdür. Gerçeğin ve yalanın taşıyıcısı da gazetecilerdir. 

Hakim devletlerin medyasının bu türden saldırıları ile müzdarip Kürdler, onlar gibi olmamalıdır. Ne yazık ki iç ilişkilerinde birbirlerine karşı gösterdikleri tavır henüz bu olgunluğun henüz çok uzağında oldunğunu göstermektedir. Kürd siyasal hareketleri medyanın gücünü ve sihirini görmüş, ancak bunu nasıl kullanacaklarını henüz keşfedememişler. Bunu demek sanırım abartı olmaz. Kalemi, refleksi güçlü, haberi sağlam Kürd gazetecileri de vardır elbette. Ancak hakim anlayışın bunlardan ürkmesi nedeni ile bu işlerin dışında tutulmaktadırlar. Bu da basının ideolojik temellerde şekillenmesine yol açmakta ve geniş kitlelere ulaşmakta büyük sıkıntılara neden olmaktadır.

Kürd gazetecileri ağır bir baskı sürecinden geçiyor, onlarcası hapishanelere konulmuş, yüzlercesine davalar açılmış, her gün ölümle tehdit edilmektedirler.

Yıllardır gazetecilik yapan kalemler medya dünyasının dışına atılarak işsiz bırakılırken, kalanlar da ipe sapa gelmez ithamlarla suçlanıyor. Gazetecilik geçmişleri bilinmeyen ve hatta okuma-yazmayı iyi bildikleri tartışmalı insanlar yönetici pozisyonlara, köşelere, ekranlara yerleştirilerek ‘önemli şahıs ve kanaat önderi’ yapılmaya uğraşılıyor. Elbette kafa kol ilişkilerini esas alan personel, habercilik yerine bildiri okuma alışkanlığı topluma birşey katmıyor. Bu durum Kürd medyasına da bulaşmıştır. Kürdlere de, Türk basınının gölgesi yansıyor adeta. Onlarca TV kanalı olan Kürdler, hak ve hukukları için mücadele edeceklerine, birbirleriyle didişmeyi esas alıyor ne yazık ki. İdeolojik bakış hala toplumsal kaygıların çok gerisinde duruyor.

Devlet yerine partiler hakimiyetinde gelişen bu süreç daha keskin sürüyor. Partiler de birbirini eleştirmekten zaman bulamadıkları için kurumsallaşmaya, bu alanda modern işler yapmaya yönelemiyorlar.

Amerikan aklının bir deyimi ve yaklaşım var: “Politically correct” yani “politik olarak doğru!” Buradaki politika, kaçınılmaz olarak gazete sahiplerinin çizgisi. Yani onlar açısından doğru olan şeyler. Champagne, bu deyime bir açıklık getiriyor ve diyor ki, “Aslında ‘politik olarak doğru, bir açıdan ekonomik olarak doğru anlamına gelir.” 

Yani medya patronları değerlendirme yaparken haberin ideolojik değerine bakar. Yukarda da belirttiğim gibi gazeteciliğin iki belası var. Gazete sahipleri ve okuyucuları. Bizde henüz patron koltuğunda siyasal örgütler ve partiler oturduğu için yayıncılığımız esas olarak ideolojik kulvarda akıyor. 

Bana, ‘Kürd okurların kendilerine yakın hissettiği medya kuruluşlarından beklentileri ile medyanın bu beklentilere yanıt olması konusunda neler söyleyebilirsiniz?’ diye sorsalar derim ki; Her ne kadar okuyucuyu gazeteciler için bir bela olarak saysak da, belli bir süreden sonra ajitasyondan bıkarlar ve bilgi ve belgeye susamışlık baş gösterir. Günümüz teknolojisiyle internet haberciliği hem hızlı hem de alternatif olma açısında kendine alan bulmuş durumda. Kürd okuyucu kitlesi politikleşmiştir. Benimsediği siyasal hareketin yayınlarını alır, izler ancak ilgi de göstermez. Çünkü tatmin olma güdüsü ortadan kalmıştır. Alternatife yönelmektedir. Bu nedenle de haber ve bilgi yerine ideolojik argümanlar sürekli tekrarlanan medyaya talep her geçen gün azalmaktadır. Kürd basınının kendisini yenilemesi, bilgi belge ve haberciliğe geçmesi gerekmektedir. Sorgulayan, öngören, ortaya çıkaran bir çizgiye geçmenin zamanı çoktan gelmiştir.

‘30 yılı aşkın bu belalı mesleği yapan biri olarak Kürd medyası ile ilgili düşünceleriniz ve eksik bulduğunuz hususlar nedir’ diye sorulsa: ‘Deveye neren doğru diye sormak gibi bir soru’ diye yanıtlarım.

Ancak düzeltmeye çalışanlar da vardır. Örnek olarak -burada bulunduğumdan değil- IMPNews sitesi bugüne kadar düzgün habercilik yapmayı esas almıştır. Böyle bir habercilik dünyası yaratmaya çalışan IMP sitesine; demokrasiye, özgürlüğe, fikir serbestisine, haber alma verme hakkına gönül vermiş, inkarcılığı, eşitsizliği, ırkçılığı aşmış, eli haber tutanları davet ediyor, kapıların açık olduğunu söylemek istiyorum. Yazıları, fikirleri, fotoları, haberiyle destek olmak isteyen gazeteci yazarlar, maddi destekleriyle katkıda bulunmak isteyen okurlar, dostlar buyurunuz!

 

Yavuz Özcan - Gazeteci, yazar. 1987’de başladığı meslek yaşamında Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde çok sayıda gazete, ajans ve TV’de çalıştı, yöneticilik yaptı. Milliyet, Güneş, T. Diriliş, Ö. Gündem, Kürd-Ha gibi gazete ve ajanslarda savaş muhabirliği yaptı. Farklı TV’lerde araştırmacı programlar yaptı. İran-Irak savaşı, Lübnan iç savaşı, Filistin-İsrail sorunu, Meksika Zapatist ayaklanması, Kolombiya ve Sri Lanka - Tamil Elam savaşlarına tanıklık etti. Çalıştığı alana dair yüzlerce makale, haber, röportaj yayınladı. Fransa’da yaşamaktadır.