Ocak 2015’in sonunda IŞİD Kobani’den atılmış, yılın ortalarına doğru Girêspî ve Haseke gibi kentler kurtarılmış, Cerablus hattı dışında Rojava’nın tümü Kürd güçlerin kontrolüne geçmişti. YPG, Cerablus’u da IŞİD’den almak ve Türkiye sınırı boyunca uzanan tüm Kürd yerleşimlerini birleştirme hazırlıklarına girişmişti. 

Türkiye diken üzerinde idi. Yaklaşık 800 kilometrelik sınırda, “PKK devletçiği ile komşu” olmuşlardı! Daha kötüsü, Kobani ile birleşecek Afrin’den, Kürdler'in İdlib üzeri bir hamle ile 70 km uzaktaki Akdeniz sahillerine ulaşmaları artık mümkündü. Ankara, tüm olanakları ile Kürdler'in bu planını engellemeye kurulmuştu. 

Ancak her tarafından alev alan bu bölgede Rusya vardı. Kürdler'in önünü kesmek için Moskova’nın onayı gerekiyordu. Lakin bu zor bir seçenek idi. Ankara, Rusların desteklediği Esad yönetimini yıkmak istiyor, bunun için Suriye’de her türlü Cihadist grubu destekliyordu. Bir adım daha ileri giderek, Moskova’ya da dişini göstermeye de karar vermişti. Bu şekilde 24 Kasım 2015’te Suriye’de Rus uçağı düşürme gafletinde bulunacaktı. Ankara, Kürdlerle ilgili istemediği bir gelişme olması halinde savaş dahil her seçeneği masaya koyacağını göstermişti. Türkler ayı ile dansa itildiklerini çok sonra farketseler de müzik başlamış, sahne kurulmuştu. 

Rusya’nın hem yoğun bir Türk baskısı altında olduğu ve hem de Ankara’dan ‘stratejik teklifler’ aldığı günler epey hareketli idi. Her kafadan bir ses çıkıyordu! 

Bu arada Amerika da, Suriye’de YPG’yi destekleme kararı almış, Pentagon’un özel birlikleri Rojava’ya girmiş ve silah sevkiyatı başlamıştı. Türkiye, ikinci bir Kürdistan Bölgesi deneyiminin bu kez PKK ile başladığından emindi ve tüm antenlerini YPG’nin Akdeniz koridoruna çıkmasını engellemeye ayarlanmıştı.

Tam bu arada birdenbire IŞİD bölgesinden Türkiye topraklarına rutin füze yağmuru başlamış, ülkede nedense genellikle Kürdleri hedefleyen IŞİD bombaları patlar olmuş, bu şekilde Cerablus’un işgali dünyaya ‘IŞİD’e karşı savunma amaçlı meşru bir harekat’ olarak ilan edilmişti. ABD, Kanada, Avusturalya gibi ükeler binlerce km uzaktan gelip IŞİD’e karşı savaşırken, kim Türkiye’nin kendi savunma hakkını sorgulayabilirdi ki! Bu şekilde 24 Ağustos 2016 ‘da Cerablus ve Azez’deki IŞİD teritoryasını hedefleyen Fırat Kalkanı harekatı başlamış, 216 gün sonra 30 Mart 2017’de sona ermişti. TSK bu operasyon ile Kobani ve Afrin kantonları arasına kama sokmayı başarmış, Rojava coğrafyasını bölmüştü. 

Tabi Cerablus’ta olup bitene sessiz kalması için Ruslara gereken rüşvet verilmiş, ABD’yi ayağa kaldıran ve Ankara’nın NATO ortaklığının sorgulanmasına neden olan ve uzun süredir pazarlığı yapılan Rus S-400 savunma sistemlerinin satın alındığı da 12 Kasım 2017’de açıklamıştı.

Afrin harekatının başlamasına henüz 6 hafta vardı.

Ruslar tek bir taş ile vurdukları kuşların hesabını bile tutmuyordu artık. Sepete ilk düşen Ankara olmuştu. 

Hımeymim Üssü’nde buluşma

Türkiye ile Rusya arasında S-400 füzelerinin pazarlıklarının başladığı ve henüz TSK’nin Cerablus harekatı sürerken ilginç bir gelişme olmuştu.

Şubat ayı başlarında Rus yetkililer PKK’yi görüşmek üzere Şam’a davet etmişti. Görüşmeye tam yetki ile katılan PKK Temsilcisi, Irak yönetiminden alınan özel vize ile Şam’a inmişti. Rojava’daki bir diğer PKK Temsilcisi’nin de katılması ile oluşan heyet özel bir araçla Rus üssüne götürülmüştü. 

Eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı temsilen Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı General Ali Memlük’ün başkanlık ettiği Suriye heyeti de Rus üssüne varmıştı. 

Rusya'nın Suriye'deki Hımeymim Hava Üssü’nde Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, 10 Şubat 2017’de Suriye ve Kürd heyetlerini karşılamıştı.

Üçlü heyet, Ruslar'ın ev sahipliğinde Suriye’nin geleceğini, Rojava - Şam ilişkilerini, Türkiye’nin devam eden askeri harekatını ve savaşta radikal gruplara karşı işbirliği konularını tartışmaya koyulmuştu. Aralarında süren iyi bir işbirliği vardı zaten. Daha iki ay önce, yani Aralık ayında Suriye Ordusu ve YPG, Rusya’nın yardımı ile birlikte uzun süre savaşarak Haleb’i Cihadist gruplardan temizlemişti.

Rus ve Suriye heyeti en çok Kürdler'in gelecek perspektifini ve Amerikalılarla ilişkilerinin boyutunu merak ettiklerini belli ediyordu. Ruslar ve Suriyeliler, Amerika’nın bölgedeki varlığının taraflar arasındaki güvene dayalı işbirliğinin önünde engel olduğunu ifade ediyordu. 

Rus Temsilci Lavrentyev, Rojava ile Suriye yönetiminin gelecekteki ilişkisine dair de kendi ülkesinde uyguladıkları modelleri örnek göstererek, Rusya’nın merkezi bir Suriye’den yana olmadığını, savaş sonrası Suriye’de Kürdler için uygun bir statü bulunabileceğini söylüyordu. PKK yetkilisi bunun nasıl bir statü olabileceğini sorunca da Lavrentyev, “Putin’in de onayı ile Çeçenistan Modeli” diyordu. “Biz Çeçenlerle yıllarca savaştık, ancak sonunda onlara özerklik vererek sorunu çözdük” diyor ve taraflara dönerek; “siz de öyle yapabilirsiniz” diye ekliyordu. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Kürd ve Suriye heyetine Rojava’da çözüm için Çeçenistan Modeli’ni öneriyor, Kürdler'in merkezi yönetime bağlı bir özerk bölge statüsünde kalmalarını istiyordu. 

Esad rejiminin beyin takımından olan Suriye İstihbaratının Başkanı General Memlük de gelinen aşamadan sonra ülkede desantralizasyonun gündeme gelebileceğini belirtmesi üzerine söz alan PKK heyeti, bölgede durumun değiştiğini, Esad yönetiminin akıbetinin belirsiz olduğunu ve Suriye’nin parçalanabileceğini ifade ederek, şimdilik geleceği gözlemenin daha yararlı olacağına vurgu yapıyordu. Onlara göre mevcut durumda yapılabilecek en iyi şey; Suriye yönetimi ile Rojava Kürdistanı arasındaki dostane ve iyi komşuluk ilişkilerini, işbirliğini devam ettirmek ve savaş sahasında karşı karşıya gelmemekti. Sonrasını sonraya bırakmak gerekiyordu. Görüşmenin sonunda taraflar, Fırat Kalkanı Harekatı’nda Türkiye ile çatışmaya girmemek, fakat TSK’nin Bab’ın ötesine geçmesini de engellemek konusunda sözleşip ayrılıyordu. 

Başkalarının senaryoları ve figüranlar

Ancak Rusya ve Suriye heyeti, görüşmenin sonunda PKK’nin tavrını; talep ve önerilerinin redi olarak algılamıştı. Moskova yönetimi bu görüşmeden bir süre sonra, Rojava Kürdleri'ne karşı Ankara’ya yeşil ışık yakmaya karar vermişti. Bu arada nedense PKK ile yapılan toplantı bir gün sonra ‘istihbarat kaynaklarına dayalı bilgi’ şeklinde tek cümle ile iktidara yakın bir Türk gazetesinde de yansımıştı! Moskova, Ankara’ya PKK'yi göstererek panikletip oynatıyordu! 

Ruslar (ve belki de Suriyeliler de) bu şekilde PKK’yi Fırat’ın doğusunda sınırlamak için, daha sonra bölgeden çıkarabilecekleri Türkiye’yi Kürdlere karşı kullanmaya karar vermişti. Elbette Ankara'dan çok daha fazlasını alarak... 

Türk Genelkurmay’ın Afrin’in işgal harekat planı bu şekilde başlamıştı. Ve Rusya’nın Afrin işgali sırasındaki soğuk sessizliği ile Şam’ın ölüm suskuluğu… 

ABD’nin bölgeye gelip YPG ile volumu artan bir işbirliğine girmesi, PKK’nin; Rojava’da Güney Kürdistan’dakine benzer bir statü elde edebileceğine dair kanaat oluşturduğu, bu nedenle de ‘daha geri çözüm’ önerilerine kapıları kapatmasına yol açtığı söylenebilir. 

Ancak şimdi gelinen aşamada, köprünün altından çok suyun ve kanın akmasından sonra Suriye yönetimi ile Rojava Kürdleri arasında resmi müzakereler başlamış durumda. Geçen zaman Kürdlere ve Suriye yönetime pek çok şey kaybettirdiği kadar onları güçlendirdi de. Şimdi tarafların yüzleşme ve konuşma zamanı. Ya anlaşma, ya başkalarının yazdığı senaryoda figüran olma, ya da bir süre sonra savaş!

ABD; halen Rojava ve Suriye’nin geleceği konusunda varsa da bir planı ifade etmedi. Washington, Kürdler'in giriştiği müzakerelerde garantör olduğunu, müttefiği Kürdleri her koşulda koruyacağını şimdiye dek açıkça söylemekten imtina etti. Ancak YPG’ye silah göndermeye ve Türk tehditlerini sınırlamayı da ihmal etmiyor. 

Rusya; Türklerin Kürd kompleksini diri tutarak, kışkırtarak onları ABD ile karşı karşıya getirme girişimlerinde oldukça yol katetti ve meseleyi Trump ile Erdoğan’ın kişisel kavgasına bile dönüştürdü. 

Türkiye; ABD veya Rusya veya başka birileri; Kürdlere karşı kim kendisiyle hareket ederse, en çok ona taviz vermeyi esas alan tek seçenekli siyasete tam gaz devam ediyor. 

Suriye; bu süreçten sonra ya Kürdlerle eşitlerin barışını yapmayı ya da yanıbaşındaki Lübnan gibi geleceksiz bir ülke olmayı tercih edecek. 

Kürdler; bu kez hesaplarını iyi yapmak, geçmişteki zorlu deneyimlerinden ders almak ve yanlızlıklarına daha çok güvenmek zorunda.

Kürdistan, Çeçenistan’dan daha yakın!