Andrew C. Brunson, 25 kişilik cemaati olan İzmir Evanjelist Resurrection (Diriliş) Kilisesi rahibi (pastor). 23 seneden beri Türkiye’de yaşıyor. Türkiye’de kalıcı oturuma başvurmuştu. 9 Aralık 2016’da tutuklandı. Önce Gülen Cemaati’ne üye olmak, sonra PKK propagandası yapmak suçlamasıyla… Devletin başındakiler tatmin olmamış olacak ki bunların peşinden bir de ajanlık suçlaması geldi. 

Şahsi fikrim, 15 Temmuz bir kasırga idi. Her şeyle beraber devletin işleyişini ve hafızasını, toplumun mantığını ve muhakemesini sıfırlayan bir kasırga. Öyle olmasaydı kilise kuran, Hıristiyanlığın öğretilerini yaymaya çalışan Amerikalı bir rahibin bir İslami cemaate tabii olduğu absürtlüğü ve bu absürtlük sebebiyle tutuklanması garabeti nasıl kabul görebilirdi! 15 Temmuz’un getirdiği belki de en büyük felaketlerden biri koca bir toplumun gerçeklikle bağını koparması oldu.  

Konumuza dönecek olursak… 'Koca ABD Başkanı sıradan bir rahip için neden bu kadar vaveyla etsin ki' diye soranlar ABD’nin kendi vatandaşlarının güvenliği için neler yaptığına bir baksın derim. Ayrıca Brunson yukarıda da ifade ettiğim gibi Evanjelist bir rahip; ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Evanjelist olduğu, Evanjelistlerin Trump yönetimi üzerinde önemli bir etki gücüne sahip oldukları biliniyor. Bütün bunların dışında 6 Kasım’da ABD kongresi ara seçimleri var ve başka ülkede hapis hayatı süren, müebbetle yargılanan bir ABD vatandaşının ülkesine geri getirilmesi Cumhuriyetçilere artı puan getirebilir.

Brunson suçlu mu bilmiyorum; hukukun temel prensiplerinden “masumiyet karinesi” gereğince suçu ispatlanana kadar herkes masum. Yalnız devletin (evet, mahkeme değil devlet; Türkiye’de hukuk uzun zamandır siyasi iradenin elinde rehin) suç isnadı konusundaki çırpınışları, dehşet verici medya kakofonisine rağmen aklının sesini hâlâ duyabilenler için bir soru işareti niteliğinde.

Katılmayabilirsiniz, bu konuda kanıtım da yok ama kanaati acizanemce devletin rahibe isnad ettiği suçlar inandırıcılıktan uzak çünkü çelişkili. Peki madem öyle, rahip neden tutuklandı? Gülen’e karşı pazarlık aracı olarak mı? 

Kitabın ortasından konuşacağım; Rahip Brunson’un sanılanın aksine hükümet tarafından Gülen konusunda ABD’ye karşı bir pazarlık unsuru olarak alıkonulduğu kanısında değilim. Bence Brunson,  Zarrab Davası ve Halk Bankası’na yaptırım meselesine karşı bir pazarlık unsuru olarak tutuklandı. Ve yine bence, Zarrab Davası sayesinde ABD, Türkiye’nin elini kolunu bağlayacak, yönetimi zaafa uğratacak çok önemli bilgiler elde etti ve muhtemelen şimdilik bunları bir kenara kaldırdı çünkü zaten Türkiye yönetimine her istediğini yaptırıyor. Aksini iddia edenlere şunu sorayım; madem Türkiye bağımsız hareket edebiliyor o halde onca sürtüşme yaşadığı ABD’den yaptığı Boeing siparişlerini iptal etsin! THY’nın rekor zararları herkesin malumu. Ayrıca ABD yönetiminden bir şeyler kotarabilmek amacıyla THY hangarlarında yatırılan uçaklara rağmen o siparişlerin bir nevi rüşvet olarak yapıldığı -bazı krallar, diktatörler koltuklarını yıllarca bu şekilde koruyabilmişti- herkes tarafından bilinen bir gerçek.

Göreceksiniz, Türkiye’yi yönetenler en çok kullandıkları argüman olmasına rağmen yine, her zaman olduğu gibi dik duramayacak ve eğilecekler. Olan topunu attırdıkları ülke ekonomisine olacak.

Krizin Türkiye’ye etkisi

Türkiye’nin her geçen gün birileriyle kavga edip dünyadan koptuğu, bunun doğal sonucu olarak kendi içine kapandığı aşikâr. Hükümet kontrolündeki medya her gün bir ülkeyi düşman ilan ediyor, kendi tabirleriyle hadlerini bildiriyor, yeni yerler fethediyor… İnternette hükümete yakın, aslında onun finanse ettiği trol hesapların paylaştığı haritaları gördüyseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Son iki yüz yıldır denge siyasetini benimseyerek varlığını korumaya çalışan orta büyüklükte bir devletin -üzgünüm ama hükümet medyasının size 24 saat pompaladığının aksine Türkiye bir süper güç falan değil- Rahip Brunson meselesinde olduğu gibi agresif bir tavır takınması belki Erdoğan ve çevresi için hayati derecede önemli ama devletin ve toplumun menfaatine kesinlikle uygun değil! 

Damat, ‘krizin Türkiye’ye fazla etkisi olmaz’ diyor. Erdoğan, ‘İran’a da ambargo uyguluyorlar, ne oldu?’ diye soruyor.

Ahval’den Can Teoman, Türkiye’nin olası bir ambargoya İran gibi dayanamayacağını söylüyor; Türkiye’nin İran gibi devasa bir petrol rezervi yok. Ayrıca Türkiye’nin yaklaşık 400 milyar dolar dış borcu var, İran’ın dış borcu yok. Türkiye, enerji dâhil en önemli kalemleri ithal ediyor, İran öyle değil. Türkiye uluslararası ekonomiye bağımlı, İran ise devrimden bu yana -biraz da maruz kaldığı ambargolar yüzünden- ekonomik anlamda Türkiye’ye kıyasla neredeyse tamamen bağımsız, uluslararası sistemden kopuk. Türkiye ekonomisi liberal ve neredeyse her alanda özel sektör başat rolde; İran ekonomisi devletçi, özel sektör oldukça az -%10’luk- bir yekûn teşkil ediyor.

Lafı dolandırmadan söyleyeyim; kriz, Türkiye gibi ekonomisi havadan nem kapan bir ülke için sürdürülebilir değil, uzatırsanız felaketle sonuçlanabilir!