Her seçim bitiminde sosyal medyada en çok “ben demiştim” cümlesini okurum. “Ben demiştim” cümlesini yazanların sayfalarına da ruh halimin alt üst olmasından kaynaklı üşenmeden girip bakarım, baktığımda karşılaştığım cümle ise “bu kez tamam” cümlesi olur. “Ben demiştimcilerin” yaşanan her olaydan sonra kurduğu cümleye şaşırmadığımı fark etmiş olmamsa benim hayatımın trajedisi.

Bizim kuşak malumunuz Özal ve Evren iş birliğinin serseme çevirdiği “laaa biz kimiz” kuşağı, bizim düşüncelerimizi çok fazla ciddiye alan olmaz; kuşağımızın başında sonu sekizle biten rakam yok kim netsin bizi. 68 ya da 78 kuşağı gibi tescilli bir kuşak değiliz yazılarımızı bile okur burun kıvırırlar. 68 kuşağı ile çok yemiş içmişliğim yok, yaşım gereği sadece onlarla ilgili yazılmış yazıları okuyor ve birkaçını şahsen tanıyorum. Zaman zaman onların uzaydan geldiğini falan zannettiğim olur. Onları ateş böceklerine benzetirim; karanlıkta ortaya çıkarlar, giderlerken kuyruklarındaki ışıklarını görürüsünüz ve aniden yok olur giderler. 78 kuşağına gelecek olursak onlara bir adım daha yakınız; onlarla yemişliğimiz, içmişliğimiz, dinlemekten bıkmışlığımız, başımızı duvarlara vurmuşluğumuz var. Şikâyetçi miyim? Elbette hayır.

Onlar da en çok seçim arifelerinde ortaya çıkarlar. Sinirli, gergin, yorgun, asabi abi tavırları ile ortalığı yakıp yıkma eğilimleri fazladır. Lakin yakamadan, yıkamadan uykuları gelir evlerine dağılırlar. Bize onların yıktıkları enkazı seyretmek kalır. İstemeye istemeye tanık olduğum “ben bilirim” tavırları ile girdikleri her ortamda kendilerini belli ederler. Tanık olmadığımız zaman zaten kim olduklarını kendileri söylerler. Bizlerden çok kendi aralarında anlaşamadıklarını çocukluğumdan bu yana görürüm. Hatta maalesef çok şahit oldum olmaya da devam ediyorum. “Benim dediğim doğru” yarışmaları hiç bitmez. Üzüle sıkıla, gerile  gerile, hayal kırıklıkları yaşaya yaşaya kendimi bildim bileli onların yarışmasının mağdur seyircilerinden biri oldum. Sanırım bende de bir anormallik var. İnatla seyretme devam ediyorum kalkıp gitmiyorum. Mazoşist miyim neyim hep seyirciyim.

78 kuşağının “benim dediğim doğru” kavgalarının içinde kendimi anne babasının kavgası ayırmaya çalışan çocuk gibi hissettiğim çok olmuştur. Araya girip “Abi yeter” “Abi sakin olun” “Tamam abi haklısın” demişliğim çok olmuştur duymayacaklarını bile bile. Aslına bakarsanız şöyle yüzlerine dimdik bakarak “Her şeyi bilmeniz mümkün değil yapmayın etmeyin yeter” demeyi çok isterim ama yüzlerine diyemem arkalarından diyeceğim dedim bile, ne mümkün yüzlerine dimdik bu cümleyi kurmak. Bir keresinde boş bulundum “Rıfat abi bu yemek sarmısaklı yenir” dedim. Vay sen misin sarmısaklı yenir diyen! Aldım ağzımın payını yedim sarımsaksız paparayı, o günden sonra “bir daha onların sözünün üzerine söz edersem ne olayım” dedim ama gel gelelim sözümde duramadım. Bundan birkaç yıl evvel İstanbul’a gittiğimde 78 kuşağının kuşağını bileğinin hakkıyla hak eden Osman Abi’mle sohbete giriştim. Elbette ülke ve dünya siyasetini konuşacaktım ama sonra vazgeçtim. Neme lazım azarlanırım falan. “Onlarla siyaset ülke gündemi konuşulur mu? Havadan sudan konuşayım” dedim. Osman Abi’miz gerçekten harbi 78’lilerden sürekli okuyan bilgi birikimi alabildiğine geniş analizleri sağlam… Eee dile kolay, on beş yılı mahpus damında geçmiş, orada da boncuktan kuş yapmamış kendini yetiştirip çıkmış. Onun karşısında ahkâm kesmek ne haddime? Kuzu kuzu dinler dinlemekle kalmam kafama takılan soruları da sorarım.

Günlerden bir gün konuşuyoruz yine, derken nereden konuyu getirdiysem getirmez olaydım dilim tutulaydı Allah canımı alaydı “Osman Abi ben peynir yapıyorum” dedim. “Nasıl yapıyorsun” dedi özetle anlattım “olmaz” dedi. “Yanlış yapıyorsun peynir öyle yapılmaz böyle yapılır” dedi. Bu tür işlere merakımdan yaptığımdan eminim hatta yaptığım peyniri yiyen eş dosttan aldığım övgüyü buraya yazmayayım bir gün karşılaşırsak bir ara anlatırım. Osman Abi de peynirimi yiyip benim yaptığımdan haberdar olmadan övgü dizip yarım ekmeğin arasına koyup domatesle mideye indirenlerden biri. Peynir yapma metotlarının çok çeşidi olduğunu bir tek mayalama şeklinin olmadığını da biliyorum da benim bilmem neyi değiştirir? Osman Abi’miz bilmiyor. Fakat bilmediğini kabul etmiyor, 24 yok yok 48 saat kan tepemde birikmiş halde her an patlayacak durumda “peynir nasıl yapılır” konusunu dinledim. Tamam, işkencenin her metodunu biliyorsun bizzat üstünde denendi, faşizmin getirisini götürüsünü biliyorsun, sana çok kötü şeyler getirdi, iliklerine kadar yaşadın, senden neler neler götürmedi ki? Dört duvar arasında aydınlıktaymış gibi her şeyin güzel olacağını anlattın sayende umudumuz hep yeşil kaldı. Bir gün güneşin bize doğacağını anlamayanlara inat pes etmedin anlattın, hala da anlatmaya devam ediyorsun. Ama şimdi yani bu peynir olayını bilmesen de olur abicim. Sen peynir yapımını bilmiyorsun diye bizler “Aaa bakar mısınız 78 kuşağının koca Osman’ına devrim yapma tekniklerini biliyooo peynir yapma tekniklerini bilmiyooo ha ha haaayt” deyip dalga geçecek halimiz yok. Sonuç itibarıyla peynir yapmak da dahil, her şeyi bilen kuşağa bir şey anlatamayacağımı çok iyi anladığım için “tamam” deyip geçiştirdim ama içime de oturdu. Birkaç gün sonra paraya kıydım on kilo sütü alıp Osman Abi’min yanına gittim “Abi ben peyniri yanlış yapıyorum al sana on kilo süt bana peynir yap senin yaptığın peynirin tadına bakayım” dedim.

Sağ olsun beni kırmadı bilim adamı edasıyla aldı sütü “yapayım” dedi. Tabi ön konuşmamı da yaptım “Sizin kuşağın bilmediği hiçbir şey yok bizim kuşak kayıp kuşak bildiğimiz bi halt yok tek şey sizi dinlemek. Sütten elde edilen birbirinden değişik lezzetleri en iyi yapan kuşak da sizin kuşak. Bizim kuşağa maya versen göle gider gölü mayalar” dedim kendi kuşağımı yerden yere vurdum ve Osman Abi’min peynirini sabırsızlıkla beklemeye başladım. Bir gün sonra Osman Abi’nin kapısını çaldım, “Osman Abiciğim” diye girdim siz peyniri yemeye geldim diye çıktım sözden. Osman Abi’nin kapıyı açmasında bir anormallik hissettim ama bunu her zamanki gibi ülke gündemindeki haberlerin tatsız tuzsuzluğuna bağladım. Uykusuz yorgun gözlerle “bugün hiç uyumadım” dedi. “Neden abi hayırdır” dedim. “Benim peynir tutmadı maya bozuk” dedi. Yapamadığı peynire bakmak için mutfağa geçtim tencerenin içinde Osman Abi’nin peyniri ile tanıştım… Feleğin çemberinden geçmiş en sonunda köhne bir huzur evinde inzivaya çekilmiş çapkın Hayrettin Amca gibi yamulmuş gülümseyen peyniri gördüm. Şimdi diyeceksiniz ki “peynir güler mi?” Kendini kanıtlamaya çalışan 78 kuşağının ağır toplarından biri ile 24 saat mücadele etmiş canlı cansız her şey güler ama sinirden. Laf aramızda gülmemek için kendimi sıka sıka “abi nasıl olur aynı mayadan ben de peynir yapıyorum” dedim, “sütü yanlış yerden almışsındır süt bozuk” dedi. Suçu bana attı atmasına da, ben o suçu üstlenir miyim? Ben 68 kuşağı mıyım kendimi feda edeyim? “Olur mu abi aynı sütten dün ben de peynir yaptım hatta bak sana da getirdim” dedim, kavanozdaki peyniri gösterdim ama kime dedim kime gösterdim kavanoza bakmadı, beni duymadı. Haybeye konuştum. 78 kuşağı karar vermiş… “Maya bozuk.” Sütün ısı derecesi, bekletme süresi, mayanın ölçüsü gündem dışı bırakılmış. Bizim Osman Abi de karar vermiş ya ineğin sütü bozuk ya mayanın kimyası bozuk Osman’ın zerre kadar suçu yok. Umudunu sevdiğim Osman Abi’m her şeyi bilmediğini yine kabul etmemiş olsa da kapı açtığında bana bakan gözlerinde gördüm gerçeği…

 

Hilal Nesin 

Müzisyen, tiyatrocu. Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürarslan Konservatuvarı'nda Türk Halk Müziği Bölümü'nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro eğitimi aldı. 4 yıl Aydın TV de program yaptı.

Kadın sorunlarının sahneye aktarımı ve kadınları sosyal hayatın içine almayı amaçlayan Çeşnibahar Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nu kurdu, sanat yönetmenliğini yaptı. Çeşnibahar Müzikali'ni hayata geçirdi.

Kadın sorunları eksenli, yazıp yönettiği Koca Yasa oyununu yurt içinde ve yurt dışında sergiledi. Yazıp yönettiği Gıvır ve Pembe Gözlük Mor Ayna oyunları sergilendi. “Şeyh Bedrettin’den Bu Yana Can Yana Oratoryosu'nun” yönetmenliğini yaptı.

Antalya Muratpaşa Belediyesi Sosyal Yardım İşler Müdürlüğü bünyesinde kültür sanat sosyal projelerde yer aldı. “Koca Yasa, Şeyimin Derdi, Gevşek Vidalar, Kızınca Kıyamet, Diren Muhtar, Bir Atımlık Sen, Ademin Bademleri” isimli kitapları yayınladı.