Rojava Kürd siyasetinin, Suriye rejimi ile müzakereleri başladı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat geçtiğimiz Mayıs ayında Kürdlere çağrıda bulunarak ‘ya müzakere, ya savaş’ demişti. Temmuz ayı boyunca da taraflar arasında petrol, gaz, su ve elektrik kaynaklarının kullanımı konusunda olumlu görüşmeler yapılmıştı. YPG’nin kontrolündeki bölgelerden rejimin elindeki rafinerilere gönderilip damıtılan petrol ve yine Kürd güçlerin kontrol ettiği barajların onarılıp elektriğinin ortak kullanımı gibi adımlar atılmıştı. Tabi ne satılmayan petrol ve elektriğin Kürdlere, ne de kullanamayacağı kaynakların Suriye’ye bir faydasının olamayacağı gerçeği tarafları uzlaşmaya zorlamıştı. Şimdi başka uzlaşıların zamanının gelmesi tarafları aynı masa etrafında dizmiştir. Ancak su ve elektriği paylaşmayı başarmak Kürdler ile Suriye rejimi arasında diyalog kapısını aralamış, müzakere koşullarının olgunlaşmasına hizmet etmişti. 

Savaşın yıprattığı iki tarafın da yeniden daha kanlı, daha yıkıcı ve sonuçsuz çatışmalara girmek istemediğini söylemek mümkün. Ancak sadece daha güçlü olan ve daha hızlı ateş edenin haklı olduğu gibi bir geleneğin üzerine bina edilen ceberut rejimlerle yönetilen Suriye’de savaşmadan bölüşmek, eşit olmak, iktidar paylaşmak gibi bir kültür ve geleneğin olmaması işleri zorlaştırıyor. 

Bu aşamada Şam’daki müzakere masasında Esad’ın arkasında duran Rusya ile Kürdlerin ne kadar yakınında oldukları kestirilemeyen ABD/Uluslarası Koalisyon’un varlığı, zorlu geçecek bu süreçte bir miktar kolaylaştırıcı moderasyon da yapabilir. Sonuçta ABD ve Rusya belli bir demokratik yönetim tarzı olan farklı etnik grupları ve ademi merkeziyetçi devlet anlayışları ile Kürdlerin kendi kendilerini yönetme taleplerini hoşgörü ile karşılayabilecek kapasitede olan devletler.

Müzakere yolu ve Kürdlerin pozisyonu

Suriye’nin yeniden imarı ve devletleşmesi için ya Kürdlerle müzakere ederek anlaşması ya da Kürdleri ezmesi gerekir. Suriye’yi devlet yapan, ülkenin ekonomik, petrol, gaz, su, elektrik, önemli yollar, tarım, alt yapı ve güvenlik sektörleri büyük oranda Kürdlerin elinde. Kürd siyaseti bu aşamadan sonra kendi teritoryasında kendini idare etmek, ulusal haklar, demokrasi ve güvenlik alanlarında Suriye’den ciddi anlamda yanıt almayı amaçlamaktadır. Şam’daki masadan eli boş veya garantisi olmayan sözler ile geri dönmek mümkün değildir. Bu amaçla Kürdler ilk kez Şam rejimi ile bir masaya oturuyor. Bu durum Kürd siyaseti için başlı başına bir zafer, ancak yolları tehlikelerle döşenmiş bir zafer! Şimdi Rojava Kürdlerinin müzakere masasındaki avantajlarına bakalım

-Kürdler, Rojava’da IŞİD’e karşı direnişleri ile dünya kahramanı oldular ve hak talepleri ile uluslararası meşruluk elde ettiler.

-Uzun zamandır kendi toprakları üzerinde kendi kendilerini ciddi sorunlar yaşamadan idare edebilecek kapasite geliştirdiler. 

-Rojava merkezli SDG’nin kontrolünde büyük miktarda Suriye toprağı bulunuyor.

-Asi nehri hariç Suriye’nin tüm su kaynakları ve barajları, elektrik üretme kapasitesi Kürdlerin elinde.

-Petrol ve gaz sahalarının da yüzde 70’den fazlası ellerinde.

-Ülkedeki tarım alanlarının yarısından fazlası, hayvancılığın büyük kısmı Kürdistan’da.

-Suriye’nin çimento kaynaklarının tümüne yakını Kobani ve güneyi cıvarında Rojava’da. 

-Türkiye ve Irak sınırıları ve ticaret yollarının önemli bir kısmı SDG kontrolünde.

-Kürdler, sayıları 60 bin cıvarında disiplinli, deneyimli ve fedekar savaşçılardan oluşan kadınlı/erkekli bir orduya sahip.

-Kürdlerle iş birliği yapan, ciddi nüfusa sahip Suni Arap aşiretleri var.

-PKK’nin Suriye rejimi ile geçmişe dayalı bir yakınlığı var.

Uluslararası aktörlerin pozisyonları:

Suriye rejimi cihadi radikallere karşı Rusya’nın desteğini almış, ancak “Kürdlerle girişeceği bir savaşta Rusya’nın desteğini alır mı; ABD, Suriye’de Kürdleri rejimin ordusunun insafına bırakır mı” soruları henüz ortada. 

-ABD, Rojava Kürdleri ile Şam rejimi arasında bir uzlaşının gelişmesini red etmez. Ancak bölgede birkaç yıl daha kalmasının mekanizmalarının oluşmasını dayatır. 

-İsrail de, Suriye’nin yeni dönemde İran’ın etkisinde kalmasına izin vermez, İran/Suriye bağlantısını kesebilecek Kürdlerin ezilmesine de seyirci kalmak istemez. Kürdlerin Suriye’de kurulacak yeni devletin güçlü bir ortağı olması İsrail’in işine gelir. Kürd ortaklı yeni Suriye Devleti seküler ve barışçıl duruşu ile İsrail’e karşı agresif bir tutumdan kaçınır. 

-Yeni süreçte pozisyonu en belirsiz ülke Türkiye. Trump ile Putin, Suriye’den radikal islamcıları atmak konusunda Helsinki’de anlaşmıştır. Suriye’yi cehenneme çeviren radikallerin arkasındaki temel güç Türkiye’dir. Türkiye, Suriye'de durduğu yerde kalmaya devam ederse bu güçlerle karşı karşıya gelir. Rusya; ABD ve NATO’dan uzaklaştırmak için Türkiye ile yakınlaşmak ister, ancak bu yakınlığın her alanda olması, Suriye’yi/İran’ı da kapsaması gerekir. Türkiye, mevcut siyasetinde ısrar ederse Rusya ile Suriye’de karşı karşıya gelecektir.

-Esad eğer Baas Partisi içindeki Arap şövenlerin etkisinde kalmazsa yeni süreçte başta Kürdler diğer azınlıkların desteği ile iktidarını pekiştirir. Suriye’nin geçirdiği cihadist depremin ardından Esad merkezli iktidarın Sunilere geçmesi; Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Kürdler için yeni bir felaket olur. Bu nedenle uluslararası güçler dahil kimse Suriye’nin bunca kanlı bir serüvenden sonra Kürdleri ve ülkede Süni Müslüman olmayan herkesi katletmeye hazır cihadi grupların ağırlıklı olduğu bir hükümete ve devlet modeline yanaşmaz. 

-Kürdlerle anlaşamayan Suriye’nin, Lübnan gibi, ancak bu kez kendi iç dinamikleri ile yeni bir iç savaş sürecine girme tehlikesi vardır. Bu da Kürdler ile Alevi ağırlıklı rejim arasında bir savaşın başlaması ile gelişir. 

Sonuç odaklı strateji

Gelinen aşamada Kürdler bir yol haritası çizmek ve karar vermek için Şam’ın elindeki kartları görmek zorunda. Rojava siyaseti Şam’da kurulan masada sadece kendilerini değil, Suriye’nin ve aslında Kürdistan sorunun diğer parçalardaki geleceğini de omuzlamış durumda. 

Önceki gün IMPNews’te yayınladığımız Suriye heyetinin Kürdlere sunduğu öneri ve taleplere takılmadan, orada farkedilecek Ali Cengiz oyunlarını dikkate almadan meseleyi soğukkanlılıkla karşılamak ve bu sürecin önünü kesebilecek olası tehlikelere dikkat çekmek için aşağıda sıraladığım önemli bir kaç noktanın altını çizmek isterim:

1. Görüşmelerde şefaflık

Suriye rejimi ile Kürd tarafı arasında yürütülecek görüşmelerin olabildiğince şefaf olması, kamuoyu desteği alması, taraflara sorumluluk yüklemesi açısından gereklidir. Velev ki müzakerelerde Kürd tarafı aleyhine gelişen durumlar bile kamuoyuna sunulmalıdır. “Görüşmelerin sabote olmaması için gizlilik” diye başlayan cümleler kuranlar veya bunu dayatanlar belli ki sadece kötü niyetlerini saklamaya çalışanlar olacaktır. Kürd tarafının gizleyeceği bir şey zaten yoktur, olmamalıdır. Suriye yönetiminin de herhangi bir süreci gizlemesine izin verilmemelidir. Keza Cenevre, Astana, Riyad, Istanbul ve bir dizi başka yerde yapılan toplantılarda Suriye krizinin çözüm çabaları dünyanın gözleri önünde açıklıkla konuşulmuştur. Bu durum Kürd-Suriye ilişkilerinde de böyle olmak zorudadır. Zaten ortada ne gizlenecek ne de sabote edilebilecek bir şey yoktur. Ancak görüşmelerin gizlenmesi, kamuoyundan saklanması bu sürecin sadece oyalama olduğu anlamına gelecektir.

-Kürd siyaseti Kuzey’de Türk rejimi ile sürdürülen ve gizli kapaklı yapılan Oslo ve İmralı süreçlerinin nasıl ortalık yerde sahipsiz bırakıldığını ve sadece oyalama amaçlı kotarıldığını unutmamalıdır. Ve unutulmaması gereken birşey daha halen Salahattin Demirtaş, İdris Baluken gibi siyasetçilerin bu gizli kapaklı yürütülen süreçlerde rol oynadıkları için yargılandıkları ve hapsedildikleri gerçeğidir. 

-Aynı durum Güney siyaseti için de söz konusu olmuştur. Referandum ve bağımsızlık sürecini Bağdat rejimi, Türkiye, İran ve ABD ile kapalı kapılar ardında sürdürüp oyalanmaları ve IŞİD’in tasfiyesinde temel rolü oynamalarına rağmen Musul’un kurtarılması sonrasında Güney Kürdlerinin ortalık yerde bırakılmaları gerçeği unutulmamalıdır. Keza Kürd güçlerinin Kerkük ve diğer 'statüsü tartışmalı bölgelerden' çekilmeleri dahi bu gizli kapaklı diplomasi sonucu gelişmiştir. 

-Bu arada Kürd kamuoyu kendi siyaset sınıfını rahat bırakmamalı, müzakere-görüşme yürüten temsilcilerinden şefaf davranmalarını, kendi kaderlerini ilgilendiren konulardan haberdar olmak istediklerini açıkça ifade etmeli, bu konuda siyasetlerine baskı yapmasını öğrenmelidir. Şefaflık noktasında basının da önemli rol üstlenmesi gerektiğini de ifade etmek isterim. 

Unutulmamalı ki şefaf davranmayan siyasetin halka karşı sorumluluk duyması ve hesap vermek gibi bir kaygı taşıması da beklenemez.

2. İdlib’den önce anlaşma olmasının önemi

-Müzakere sürecinen temel maddeleri üzerindeki anlaşmanın ve Suriye'nin yeni Anayasa sürecinin İdlib Operasyonu öncesinde sonuçlanması Kürdler açısından elzemdir. Rejim ise elini güçlendirmek için müzakere sürecinin İdlib sonrasına sarkmasını isteyecektir. Suriye Ordusu, İdlib Operasyonunu tek başına yapacak kapasitede değildir. Suriye’de savaşan ve hayatta kalan deneyimli onbinlerce radikal savaşçı İdlib’de ölüm kalım mücadelesi verecektir. Sığınabilecekleri başka güvenli alan kalmamıştır. Türkiye de kendi başına bela olacak ve sonraki süreçlerde de kullanamayacağı bu başıboş tehlikeli grupları sınırlarından içeri almayacaktır. En fazla ailelerin geçişine izin verecektir, kimilerini Afrin veya Cerablus’a aktaracaktır. Operasyon her ne kadar Rusya tarafından havadan desteklenecekse de esas olarak karadan sonuç alınacaktır. Türkiye, masa altından bir anlaşma olmadığı sürece İdlib’deki radikalleri her şekilde desteklemeyi sürdürecektir. Bu nedenle Suriye yönetimi YPG’nin operasyona katılımına ciddi ihtiyaç duyacaktır. 

-Rojava Kürdleri, Musul Operasyonu’nda Güney Kürdlerinin düştüğü yanlışa sürüklenmemelidir. Kürdler, muhaliflerin tasfiyesine katılıp rejimi güçlendirdikten sonra farklı bir konjonktür gelişeceğini hesaplamalıdır. İdlib zaferinden sonra Suriye yönetimi taleplerinin çıtasını yükseltecek, Kürdlerden istediğini alamazsa bir süre sonra güç toplayarak Rojava Kürdistanı’na karşı saldırıya geçecektir. Merkezi hükümet, İdlib'i ele geçirdikten sonra Kürdlere karşı Türkiye, İran, Irak, Rusya gibi müttefikler de bulacaktır. 

3. Uluslararası garanti

Salih Müslim’in de ifade ettiği gibi Şam rejimi yürütülen müzakerelerin yaşam bulması kesinlikle uluslararası garanti gerektirmektedir. Trump ile Putin’in Helsinki zirvesinde Suriye sorununun çözülmesi kararlaştırılmıştır.  ABD ve İsrail’i ilgilendiren en acil boyut, Suriye’nin İran için İsrail sınırlarına açılan bir otoyola dönüşmemesidir. Radikallerin tasfiyesi ardından İran’ın Suriye’den çekilmesi gerçekleşirse, ABD’nin Rojava’daki güçlü bir askeri varlığına gerek kalmayacaktır. Orta vadede ABD güçlerini geri çekecek veya Suriye merkezi hükümeti ile Irak’ta olduğu gibi Güney ve Batı (Irak) sınırlarında kimi askeri üslerini tutmak üzere anlaşabilecektir. Bu nedenle Kürdler, ABD’nin bilgisi ve Rusya’nın, ve diğer uluslararası kuruluşların süreçte garantör olması konusunda ısrarcı olmalıdır. 

4. Türkiye’nin müdahelesine set

Şam rejimi ile Kürd güçleri arasında süren müzakerelerden sonuç alınmasının bir diğer boyutu Türkiye ile ilgilidir. Türkiye yönetimi, Suriye’ye baskı yaparak Kürdlere haklarının iade edilmesini engellemeye, bunun için Esad rejimi ile barışarak Kürdlere karşı ittifak yapmayı önerecektir. Ankara’nın Erbil ile yakınlığına rağmen bağımsızlık referandumu sürecinde nasıl tavır aldığı hatıralardadır. Aynı taktiği Rojava’da Suriye yönetimi ile deneyeceği aşikardır. Zaten bir yandan radikalleri desteklerken diğer yandan Rusya ve farklı kanallar üzerinden Şam ile ilişkileri devam etmektedir. 

Bu nedenle müzakerelerde Kürdlerin taviz vermeyeceği koşullardan biri de, Türkiye’nin işgal ettiği bölgelerden çekilmesi, Şam’ın Ankara ile Kürdlerin aleyhine herhangi bir angajmana girmemesi koşulu olmak zorundadır. Her ne kadar şimdilerde iki komşu arasındaki ilişkiler berbat görünse de Kürdlere karşı yeniden işbirliğine girişmeleri sürpriz olmayacaktır. Öte yandan Suriye’nin yeniden yapılanmasında Türkiye, Esad yönetimine yeterince rüşvet verecek ve Suriye’nin yeniden imar edilmesinde alacağı ihaleler ile içine düştüğü ekonomik krizden kurtulma hesapları yapacaktır. 

Ancak Türkiye yönetimi, Şam rejimi ile Rojava Kürdleri’nin arasında girmez ve yeni bir krize neden olmazsa, bölgesel çapta Kürd meselesinin çözüm yoluna girmesi de mümkündür. Bunun şartı ise Kürd meselesinin hakim devletleri buluşturan ve ayrıştıran ve aynı zamanda Ortadoğu’da barış ve istikrarın gelişimine engel olan karekteridir. Ancak İran ile ABD ve Türkiye ile ABD arasındaki sorunların tırmanmaya başladığı bu zamanda, bu durum şimdilik mümkün görünmemektedir. 

El hülasa, Rojava siyaseti;

Görüşmelerde şefaflık, yeni anayasada demokratik/etnik haklar, kendilerini yönetme inisiyatiflerinin yer alması, İdlib Operasyonuna katılmak için müzakerelerden somut sonuç alınmasının beklenmesi ve Türkiye ile İran’ın süreci zehirleyecek müdahelelerine izin verilmemesi şartları ve uluslararası garantiler almadan herhangi bir anlaşmaya oturmamalıdır. Yoksa gerisi bir kez daha tufan, bir kez daha kötü talihe lanet okuyan ağıtların ağrılığı altında ezilen birkaç kuşak daha olacaktır…