Aslında ilk ortaya çıktığında sorun yalnızca sinir bozucuydu; hatta dünyayı etkileyen diğer problemlerle karşılaştırıldığında çok küçük bir sorundu. Türkiye kökenli bir Alman Milli Takımı oyuncusu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaret ediyor, onunla yan yana bir fotoğraf çektiriyor ve bu fotoğraf internette büyük yankı uyanıdırıyor. Bununla birlikte de aslında ilginç olabilecek bir tartışma başlıyor. Ülkesini büyük turnuvalarda temsil eden bir sporcu toplumda nasıl bir rol üstlenir? Bu ülke ondan ne kadar sadakat bekleyebilir? Bu sporcunun toplumda oynadığı rol ve özel alan arasındaki sınır nerededir? Ayrıca; neden siyasetçiler despotlarla fotoğraf çektirebilir de milli sporcular çektiremez?

Bu heyecan verici sorular Dünya Kupası'ndan önce aydınlatıcı yanları da olan bir tartışma çerçevesi içinde ele alındı. Ancak Alman Milli Takımı'nın grup aşamasında turnuvadan elenmesiyle Almanya'nın içinde bulunduğu karanlık durum ortaya çıktı.

Özil günah keçisi ilan edildi

Aniden söz konusu oyuncu Mesut Özil bu spor hezimetinin günah keçisi ilan edildi ve ateşin ortasına atıldı. Tartışmanın ölçüsü kaçtı. Argümanların merkezine ırkçı notalar oturdu. Özil'in Erdoğan'a yakınlığına ilişkin nesnel bir eleştiri için ise alan giderek daraldı. Bir anda kamuoyundaki tartışmaların büyük bölümünü "göçmen kökenlilerin” ulusal sadakatten yoksun olduğu iddiaları şekillendirmeye başladı.

Almanya toplumu sağduyu çerçevesinde bir diyalogla argümanları değerlendirme yetisini giderek kaybediyor. Görünen o ki gerçek anlamda net ve adil biçimde ortaya konan argümanlara dayalı cesur siyasal tartışmaları mümkün kılan genel saygı çerçevesini yitiriyoruz.

İktidar her şey mi?

Sosyal medyada, hatta hükümet içinde de farklı görüşlere, üzerinde uzlaşılması mümkün olmayan bir takım inanç meselelerini temsil ediyormuş muamelesi yapıldı. Anlaşılan, iktidar her şey demek ve karşı argümanlar alternatif olarak kabul edileceğine, saldırı olarak görülüp bertaraf edilmeye çalışılıyor.

Kulağa biraz klişe gelse de tartışmalar ancak taraflar birbirini dinledikçe besleyici olabilir. Toplumların kendilerini geliştirebilmeleri için insanların birbirlerine empatiyle yaklaştıkları, karşı tarafı önce anlamaya çalıştıkları; sonra da belki de kendi görüşlerini yeniden masaya yatırdıkları bir çerçevenin mümkün kılındığı alanlar sağlanmalı. Bir tartışmanın verimli olabilmesi için en başından önemli olanının sabit inançları muhafaza etmek değil, argümanların kendisi olduğunun üzerinde mutabık kalınması gerekir.

Zamanın yeni ruhu

Giderek tırmanan Mesut Özil tartışması, Almanya'nın ne derece kutuplaşmış olduğunu ve birçok ülkede olduğu gibi burada da sonuç olarak güçlü bir liderin ortaya çıkıp diğer fikirleri temsil edenleri susturması talebinin baskın çıkması tehlikesinin ne derece büyük olduğunu gözler önüne seriyor.

Sosyal medyada paylaşılan pek çok argüman bu konjonktürel dalganın izlerini taşıyor.

Sonuç olarak bu dalgayı durdurabilecek olan yine kişilerin kendisi. Bu da ancak kişilerin kendi tutumları ve kendi tartışma kültürlerine eleştirel yaklaşımlarını korumasıyla yapılabilir.

 

Ines Pohl, (DW Baş Editörü)