Sorun 

Türkiye darbe kalkışmasından sonra, bir şok dalgası ile karşılaştı ve ardından şok politikasının muhatabı oldu. Bu sürecin sersemletici havası devam ederken bazı uygulamalarla korku iklimi oluştu. Sonuç daha önce yaptığımız analizlerde olduğu gibi suskunluk sarmalı ve tercih çarpıtmaları ile adeta bir toplumsal felç durumuna dönüştü. Ardından eşit koşullarda gerçekleşmeyen, adil olmayan bir seçime gidildi ve yeni sistem 9 Haziranda şaşaalı bir törenle resmen yürürlüğe girdi. Bunu büyük bir çıkış olarak görenler, Türkiye bir kaosa sürüklendiğinde mi gerçeği görecekler? 

Görünen köy

Şimdi birkaç gündür olan bitene bir göz atalım: Bir gecede bakanlıklar kapatılıyor, bir kararname ile yenileri açılıyor. Uzun süre içinde denenerek oluşmuş kurumlar üç beş kurula dönüştürülüyor, kimsenin nasıl çalışacağını bilmediği ofisler, başkanlıklar oluşturuluyor. Bunlara istediğini atıyor, istediği yerden istediğini alıyor başkan. Fren yok, denge yok, denetleme yok. 

Hani hantallığa ve ceberut yapıya karşı hızlı çalışan ademi merkeziyetçi yapı olacaktı. Tam tersine her şey tek elde ve tek bir merkezde toplanıyor. Ademi merkeziyetçi yapı yerine (dünyada artık çağdaş bulunmadığı için terkedilen) katı merkeziyetçi, bürokratik bir yapı ikame ediliyor. Bu parlementer sistem değil ama başkanlık da değil. 

Sonra başkan yeni bakanları tanıtıyor. Bir özel hastahane sahibi sağlık bakanı, özel okul sahibi eğitim bakanı, özel turizm şirketi sahibi turizm bakanı oluyor. Tamam olabilir de, kim denetleyecek onları, nasıl emin olunacak? Bunu bilmek, vergileriyle onları bakan yapan vatandaşların hakkı değil mi? Sorumlululuğu olmayan yetkileri olan bu görevlileri hiç kimse denetlemeyecekse, herşey başkanın, yani tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakılırsa bu daha büyük bir hantallık ve denetimsizliği getirmez mi?  Bu küçük bir değişiklik değil ki kervan yolda düzelir deniyor. Hele bir yürüyelim gerisi allah kerim. Peki çıkacak olan soruların bedelini kim ödeyecek? Vatandaş tabi ki. O halde vatandaşın bunları önceden bilmeye hakkı yok mu?

Ayrışma keskinleşiyor

Peki nasıl oldu bütün bunlar? “Bu kaostan nasıl çıkılır?”, “Türkiye bir daha darbelerle yüz yüze gelmeden gerçek bir demokrasiye nasıl ulaşır?”  mevcut sitem konusunda toplumun düşüncesi ne? 

Toplum yeni rejim noktasında adeta ortadan yarılmış gibi. Bir kısmı, bütün yetkileri elinde bulunduran tek adam olma hevesi “sistemi kilitleyerek ülkeyi kaosa sürükleyeceği” endişesini yaşarken; diğer kısmı bu değişikliğin Türkiye’ye çağ atlatacağını ileri sürerek büyük şahşahalı törenlerle kutluyor. Ancak mesele görüş ayrılığını aşan, pratikte giderek keskinleşen yer yer şiddet içeren bir ayrışmadır ki bu hiç de iyi bir gidiş değil. 

Yeni durum ve Türkiye gerçeği

Burada temel soru şu; Türkiye yeni siteme sosyolojisinden  ve ihtiyaçlarından dolayı mı geçti? Hayır, bu değişiklik Türkiyenin sorunlarına, insan hak ve özgürlüklerine,  vatandaşı ceberrut devlet karşısında korumaya dönük bir madde içermiyor. İkinci soru(n) da şu: Yeni CB Yönetim Sistemi  literatürde neye karşılık geliyor? Bu parlementer sistem değil, tamam ama başkanlık da değil. Melez bir durumla karşıkarşıyayız. Bir karşılaştırma ile tekrar birkaç noktanın altını çizmekte yarar vardır. 

ABD’deki durum ve  Türkiyedeki durum 

1) ABD’de ya da başka bir yerde başkan meclisi feshedemez; burda  edebilir. 

2) ABD’de başkan kanun yapamaz. Bu sistemde (OHAL de KHK’lerle) ve kararnamelerle yapabilir.

3) ABD’de Yüksek Yargı mensupları ve üst düzey atamaları Senatonun onayına tabi. Yeni sistemde böyle bir onaya ihtiyaç görülmüyor. 

4) Başkanlık sistemlerinde, başkan yürütmeden biri olarak çok güç biriktirdiğinden, bu gücün bir miktarını yerele (eyaletlere) vererek, dengeyi sağlıyor. Bizde  bu da yok; güç tek elde toplanmış. 

5) Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı kesin bir biçimde var ve bu demokrasinin teminatıdır. Yeni sistemde kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmış durumda.

6) Başkanlıkta “fren ve denge” sistemi var; sistem hukuk mekanizmaları ile dengeleniyor, egemenliğin dağıtılmasıyla frenleniyor.  Yeni sistemimizde bu da yok.

7) Başkanlık sistemlerinde  (Ör. Amerika’da) başkan bir partiden seçilse bile parti başkanı değil. Türkiye’de cumhurbaşkanı parti genel başkanı olarak faaliyette bulunuyor ve tarafsızlığını tamamen yitiriyor.

8) Başkanlık sisteminde yargı  başta olmak üzere üst düzey atamalar denetime tabi, bizde bu konularda Cumhurbaşkanı (Başkan) tek yetkili.

9) Anayasa değişikliklerinde mutabakat önemli. Oysa yeni anayasaya  AKP ve MHP’nin yüklediği anlam ile CHP, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisnin  yüklediği anlam çok farklı. Bu da toplumu bölüyor. 

10) Ayrıca OHAL ortamında anayasa değişikliği ve seçim meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirdi. Daha da önemlisi, bu değişikliğin toplumun ihtiyaçlarından ziyade  adeta kişisel beklentiler üzerinden tartışılarak yapılmış olması.  

Sadece bunlar değil, bu orataya çıkan yeni system (ya da rejim) “Yapım Tekniği”, “Felsefesi” ve “İçeriği” bakımından da sorunlu.

1- YAPIM TEKNİĞİ AÇISINDAN SORUNLU

Toplum yeterince tartışmadan, içine sindirmeden apar topar yapıldı bütün bu işler. Sorun şu ki, halk parlementoya kendi ihtiyaçlarını karşılamayan, sosyolojisini kapsamayan ve evrensel hukuka uygun olmayan yasa yetkisi vermiş değil. Aksine yapılacak yasanın  a)Halkın ihtiyaçlarına b)Toplumun sosyolojisine c) Evrensel hukuk kaidelerine uygun olması için yetki verir. Bu üç soruna cevap olmak yerine yapım aşamasında parti(ler) çekişmesi oldu. Halka, üniversitelere, uzmanlara sorulmadan yapıldı, apar topar referanduma götürüldü. Toplumu ortadan ikiye bölen Referandum sonucu ise hala tartışmalı..! 

2- FELSEFESİ AÇISINDA SORUNLU

Bir kere özgürlüklerle ilgili, demokrasiyi geliştirmekle ilgili bir yenilik yok. Oysa Türkiyenin ihtiyacı tam demokrasinin geliştirilmesi ve yerleştirilmesidir.  Anayasa ve yasa tek kişi  nasıl daha güçlü kılınır buna yoğunlaştırılamaz.  Bir ülkenin kaderi bir tek kişiye bırakılamaz. 

Halbuki anaysalar hak, hukuk düzenlerler. Bu anlamıyla bu yasa ceberrut devlet karşısında aciz vatandaşı korumaya dönük bir şey de içermiyor. Bu sistemde yönetenler daha güçlü yönetilenler daha  güçsüz ve aciz..  

Yıllardır çözüm bekleyen sorunlar olduğu gibi kalıyor. Kürt sorunu, din devlet ilişkileri, İfade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü gibi sorunlu alanların çözümüne yardımcı olacak bir değişiklik ve  yenilik de getirmiyor. Yaptığı tek şey Cumhurbaşkanının yetkileri ve onun idaresini yeniden düzenlemek. Üstelik bunu da sorunlu biçimde yapıyor.

3- İÇERİK AÇISINDAN SORUNLU

Devletin bütün gücü tek bir elde toplanıyor

Yürütme, yasama ve yargı tek elde toplanarak adeta kuvvetler ayarılığı yerine kuvvetler birliğini getiriyor.  a) Partili cumhurbaşkanı milletvekillerini belirliyor, kendisinin belirlediği milletvekilleri yasama organını teşkil ediyor. b) KHK çıkarabiliyor, OHAL ilan edebiliyor. Bundan böyle kararnamelerle idari yapıyı istediği gibi değiştirebilcek. c) Cumhurbaşkanın oluşturduğu hükümet  meclis tarafından denetlenemeyecek. d) Hükümet güven oyu almadan kuruldu, bundan sonra gensoru verilemeyecek. e) Ayrıca Meclis bütçeyi onaylamazsa bile eski bütçe revize edilerek yola devam edilebilecek. Böylece meclisin bütçe yapma görevi ve kesin hesap denetimi bay pas edilmiş oluyor. f) Meclisin yasa yapma ve detim görevi de bay pas edebiliyor. e) Anayasa Mahkemesine 12, HSYK’ye 4+2 üye atayarak belirliyor, böylece yargıyı da tamamen kontrol edebilecek duruma geliniyor. Yargı (istese de) tarafsız ve bağımsız ol(a)mayacak.

Denetleme mekanizması güçleştiriliyor hatta ortadan kaldırılıyor

Bir demokrasiyi demokrasi yapan temel unsurlardan biri de denetim mekanizmasının olmasıdır. Yani hesap verebilirliktir. Bu sistemde bu zorlaştırılarak adeta ortadan kaldırılıyor.  a)Mecliste 300 üye ile soruşturma açılması söz konusu b) 360 üye ile meclis gündemine sevk edilme var c) Ancak 400 üye ile Yüce Divana gönderilme söz konusu olabiliyor. Bu da çok zor. 

Birincisi meclisten böyle bir sonuç beklemek saflıktır. Çünkü kazanan CB’nın partisi nerdeyse parlementonun yarısını oluşturuyor. Milletvekillerini de aday yapan kendisi. Bunlar herhangi bir durumda CB’nın aleyhine oy kullanır mı? Kağıt üstünde öyle yazılıyor olması gerçekle uyuşuyor mu?

 Hadi diyelim oldu.. Yüce Divan’a gitti. Olsa bile Yüce Divan üyelerinin çoğunu kim belirliyor? Cumhurbaşkanı. Peki bu taktirde zaten cumhurbaşkanın belirlediği üyeler CB’nı yargılayabilirler mı? Hadi diyelim yargıladılar. Bu ne kadar adil bir yargılama olur?  Kurulun çoğu CB’nın atadığı kişilerden oluştuğu için adil yargılama kuşkusu hep olmayacak mı? O zaman nerde kaldı adalet?

Yetki çok ama sorumluluk yok. 

a) Bu anayasaya göre Cumhurbaşkanı (yani aslında Türk tipi Başkan) atamaları istediği gibi yapabiliyor. Görevden alabiliyor. Tek yetkili atama ve  görevden alma makamı kendisi. (Senato zaten yok, meclis onayı da gerekmiyor) b) Fren ve denge sistemi de yok. Sen neden böyle yaptın diyecek, onu frenleyecek bir mevki, makam yok. Bu kadar güç zarar verir bunu dengeleyecek mekanizmalar oluşturalım diyen de yok.  c) Güç tamamen merkezde ve bir kişide toplanıyor. Yerele devir yok. d) Her şey bir kişinin iki dudağı arasında olacak. e) Gücün bu kadar merkezileşmesi bir süre sonra idarede sorunlara yol açıp sistemi tıkayacaktır.  

Yani ez cümle, bu sistemde feren de yok, denetleme de yok, denge de yok. Bu sistem tamamen tek kişi yönetimi. Bu da sistemi tehlikeli ve kırılgan hale getiriyor. Bu durum ülkeye zarar verir.. 

SONUÇ

Anayasalar, toplumları bir arda tutan  en üst bileşkelerdir. Bu nedenle uzlaşma, dayanışma ve oydaşma ile yapılırlar. Temel hak ve özgürlükleri, idarenin görevlerini ve vatandaşın haklarını tanımlarlar. Bir kişiye ya da bir kuruma odaklanmaz, onlara göre yapılmazlar. Böyle olurlarsa toparlayıcı özellikleri tersine dönüp dağıtıcı olma tehlikesi taşırlar. O halde yapılması gereken kısmı bir değişiklikten ziyade yepyeni demokratik, özgürlükçü parlementer demokrasiyi yerleştiren bir anaysa yapmaktır. Bunu da yeni dönemde toplumun tüm kesimleriyle tartışarak, ikna ederek, onların rızasını alarak yapmak önemli.  Yoksa ben yaptım oldu deneyerek bir yere varılamaz.