67 yıla neler sığdırmadı ki, romanlar, şiirler, gazetelerde makaleler… 

Kor gibi parlayan gözleriyle kimi zaman ceberut devlet aygıtları karşısında dimdik durdu, kimi zaman yalaka gazete müsveddeleri ve kiralık kalemşörlere dünyayı dar etti, oyunlarını bozdu. Birilerine yaranmak için yazmadı, hep inandığı şeyleri sonuna kadar ve mertçe haykırdı. Herkesin suspus kesildiği meşum günlerde çıkıp korkmadan konuşabilen, bulgularını paylaşan çok az kişiden biriydi. Hâlâ da öyle.

Devlet, bomba yağdırdığında hiçbir şeyi olmadığı için kaçakçılık yapmak zorunda kalan vatandaşlarına, ülkenin en vicdanlı geçinen kesimleri terörist diye haysiyetsizce yaftalarken o garibanları, ayağa kalkıp gür bir sada ile iktidardakilere hesap soran adamdı o. 

İçleri para dolu ayakkabı kutularıyla kendi vatandaşlarını gasp ederken muktedirler, korkmadan ekranlara çıkıp kabahatlerini yüzlerine haykıran adamdı; vicdanı kimseye bırakmayanlar “canım sadece yüzde 20 çaldılar, hem çaldılarsa bizden çaldılar üstelik bi de yol yaptılar, imam hatip yaptılar” derken..

Bu yüzden bazen tazminata mahkûm ettiler bazen içeri attılar. Ne var ki hiç yıldıramadılar bu koca yürekli adamı. 

Ve o, şimdilerde yeniden mapus damlarında. Darbeye zemin teşkil eden yazılar yazmak ve açıklamalarda bulunmakla suçlanıyor. Subliminal darbe mesajları vermişmiş! Oysa en başta yandaş yazarların “darbe geliyor” çığırtkanlıkları ayyuka çıkmıştı, enişteden bile önce hissedip çarşaf çarşaf yazmışlardı -Amerikan gazetesi bile aylar önce yazmıştı- darbeyi. Hani bizzat iktidardakilerin, soruşturulmasına izin vermediği darbeyi! Darbe soruşturulmasın ama iktidardakiler istediklerini hapse atsınlar! Kim demiş memlekette demokrasi yok diye, bak en dik âlâsı mevcut. Seçim senin, istersen terörden istersen darbecilikten olmadı her ikisinden müebbeti dayıyorlar.

Aylar süren tutukluluk halinden sonra lütfedip mahkemeye çıkardılar. Hiç eğilip bükülmedi; “Hukukun ırzına geçtiğiniz için bizim iddianame hukuk pornosuna dönmüş” demekle kalmadı, “Bugünkü adalet sisteminden bir talebim yok. Bütün yargıçlar gibi siz de kendi kararlarınızla yargılanacaksınız” diye de ekledi.

Tam bir manifesto niteliği taşıyan savunmasında bir uyarıda daha bulunmayı ihmal etmedi: “Hapishaneden korkacağımı bekleyenler boşuna beklemesin, ben sizin korkutabileceğiniz bir adam değilim. Önümdeki birkaç yıl için arkamdaki onlarca yılı korkaklık ederek çöpe atacak biri değilim!”

Darbe soruşturulmasın ama iktidardakiler istediklerini hapse atsınlar! Kanun bunun neresinde, ahlak bunun neresinde, devlet mafya kesilmiş kendi vatandaşlarını kaçırıp işkence ediyor; insanlık bunun neresinde!!!

İmkân olsa da koca yürekli adam yazsa okusak, anlatsa dinlesek.

Adalet

Bu topraklarda geçmişte de “adalet” feryatları eksik olmadı. Nerde bu adalet, neden bir türlü gelmiyor bu topraklara? Herkes adalet istiyor oysa. Mesela ana muhalefet partisi başkanı elinde adalet yazılı afiş ile günlerdir yürüyor. Ne var ki sormadan edemiyorum; herkesin, adaleti yalnız kendine ya da kendi yoldaşına, akrabasına istediği bir ülkede adalet tesis edilebilir mi?!

Doğan grubu, Barbaros Muratoğlu için adalet istiyor; Sözcü, Gökmen Ulu ve Mediha Olgun için… Yandaş medya yazarlarının zaten reislerinden, patronlarından ve dahi akrabalarından yana oldukça -ki şu an öyle- adalete dair hiç şikâyetleri yok. Hatta dünya umurlarında değil. Kendi aralarında memleketin başka hiç problemi yokmuş gibi bıyık sakal muhabbeti çeviriyorlar. 

Geri kalanlar adalet istemeye devam ediyor. Ah ulan adalet..!

Tarafsız basın…

Erdoğan, birkaç gün önce medya temsilcileriyle bir iftarda buluştu. Her yerde olduğu gibi iftarda da konuştu; “…(basın) çalışmalarının tarafsız, hakkaniyete ve mesleğin temel ilkelerine riayet edilerek yürütülmesi şüphesiz çok ama çok önemli” dedi. 

Güler misin ağlar mısın? 

160’tan fazla gazeteci keyifleri istediği için mi hapiste? İşlerini yaparken iktidarın kadrine uğrayıp işlerinden, ailelerinden, özgürlüklerinden oldular. Bu manzarayı görenler ne kadar tarafsız olabilirler!!!

Şarkıcılar bile başkalarının akıbetlerinden ders çıkarıp kendilerine çekidüzen(!) vermişler; baksanıza her biri “sarayda iftar olsa da gitsek” modundalar.