CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'unun tutuklanan milletvekili Enis Berberoğlu için Ankara'dan İstanbul'a başlattığı 'Adalet Yürüyüşü' ile birlikte bir kez daha Gandi'nin tuz yürüyüşünü gündeme getirenler hayli çoğaldı bu aralar nedense…İkisi de gözlüklü, ikisinin de elinde birşeyler var… Biri özgürlüğe, biri ‘adalete’ yürüyor… Birinde uzunca bir sopa, birinin elinde ebatı küçültülmüş bir ‘adalet’ pankartı... 

Kemal Kılıçdaroğlu'unun tutuklanan milletvekili Enis Berberoğlu için Ankara'dan İstanbul'a başlattığı 'Adalet Yürüyüşü' ile birlikte bir kez daha Gandi'nin ‘tuz yürüyüşü’ gündeme geldi haliyle... CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nun sık sık özdeşleştirildiği Gandi, Güney Afrika’da Asyalı göçmenlere yönelik ayrımcı yasalara adeta savaş açtı. Hindistanlı kadınların ve çocukların parmak izinin alınması, Hıristiyan nikahından başka nikah tanınmaması gibi uygulamalara karşı ilk defa sessiz bir “yasalara uymama kampanyası” başlattı ve pasif direniş politikasını hayata geçirdi. Daha sonra “Satyagraha” diye adlandıracağı bu hareket, hiçbir ayrıcalığı olmayan kitlelerin adalet ararken kullandıkları bir güce dönüşecekti.

Uygulamada, belirli bir kötülüğe karşı kararlılıkla ama şiddete başvurmaksızın direnmeyi öngören Satyagraha, Hint halkının İngiliz emperyalizmine karşı savaşımının temel yöntemi olacaktı. İleride başka ülkelerdeki protestocu gruplar tarafından da benimsenecek Satyagraha, “Ahimsa” (şiddet dışılık) kavramına sıkı sıkıya bağlıydı.Ve lakin bu eylem tarzı dünyayı yıllarca turladıktan sonra Kemal beyin mahallesine uğrarken, Kılıçdaroğlu’nun da dikkatini çekti...Ve sihirli çubuk değmişçesine ‘Gandi Kemal’ oluverdi.

Gandi, Güney Afrika’daki mücadeleleri boyunca elbette birkaç defa tutuklandı. İlk seferinde iki aylık cezası bitip özgürlüğüne kavuştuğunda o artık bambaşka biriydi. Üzerinde kendisinin ipten yaptığı basit beyaz elbisesi ile çıktı cezaevinden. Kemal bey henüz tutuklanmadı ama yavaş yavaş o noktaya yürüdüğünü sanırım oda fark etti...

HDP’nin eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklanırken kılı kıpırdamayan, sesi dahi çıkmayan Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi, işin ucu kendi milletvekillerine dokununca paniğe kapılmaya başladılar. Aniden ‘Adalet Yürüyüşü’ başlatacağını açıkladı ve gereğini de yaptı...

Şimdi kim başlattı, kim yürüyor, neden yürüyor demeden, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması gündeme geldiğinde, CHP’nin teklifin HDP’yi vuracağını bile bile ve anayasaya aykırı olduğunu bildiği halde onaylaması ile işlediği suçunun hesabını şimdi sormaya kalkarken, adalet için, demokrasi için, tek adam rejimine karşı yan yana, bir arada yürümek zorundayız.

Uçurumun kenarına getirilmiş bu ülkenin hak ve adalete su kadar, hava kadar ihtiyacı var. Adalet, toplumun havasıdır, suyudur. Su tükenmek üzere, hava toz bulutu gibi, toplum nefessiz bırakılmış ve boğulmak üzere.

Bunca mağduriyetin, bunca adaletsizliğin, ölümün yaşandığı ülkede adalet ve demokrasi talebini paylaşan herkes, yürüyüşe destek vermek durumunda. 

O bunu, şu şunu yapmıştı, bu şöyle davranmıştı, şununla beraber yürümem, bununla birlikte görünmem, ne yapacaklarına güvenemem deme lüksüne sahip değil bu memleketin insanı artık...

‘Adalet’ arayışı sadece İstanbul ve Ankara’yı turlamamalı, Kürdistan’a da uğramalı...

‘Adalet Yürüyüşü’ CHP’yi de, bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nu da, Türkiye’deki siyasi iklimi de bir ölçüde desteklenirse ve büyütülürse değiştirecektir. Her eylem ve her dokunuş değiştirir, dönüştürür toplumu. Kemal Kılıçdaroğlu, ifade ettiği gibi samimi ise, sadece kendi milletvekili için değil herkes için yürüyorsa, bu yürüyüş HDP’lilerin aylardır tutuklu bulunduğu illerede, uçaklarla katledilen Roboski’ye de, Cizre’deki vahşet bodrumlarına da uğrarsa emekleme döneminden yürüme ve hatta koşma dönemine çok hızla evrilebilir.

Bu toplumun her katmanındaki bireyle desteklenilirse ve bir amaca, bir ideale endekslenirse, belkide en azından yakın tarihin acılarla yürek burkan, kanlı düğümlerinin ilkinin çözülmesine doğru bir adım atılmış olacaktır. Bu adımın yaratacağı domino etkisi ile bu eylemin hem anlamını hem de etkisini genişleterek, toplumun demokrasi talebi ile buluşacaktır belkide kim bilir... 

“Adalet Roboski’de, vahşet bodrumlarında öldürülürken,Kemal bey,bu vahşetlere maruz kalanlarla yürüseydi, bugün bu adaleti tek başına aramak zorunda kalmış olmayacaktı. Kürd halkı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu ‘adalet ‘arayışına “günaydın, adalet öldü haberin yok mu” diyor. Kürdler ‘adaletin’ ne zaman öldüğünü iyi biliyor olsa da, adaletin Roboski’de, diğer çeşitli katliamlarda öldüğüne gözleriyle şahitlik etmiş olsa da, Cizre’nin vahşet bodrumlarında benzin dökülerek yakıldığını yaşasa da, bugün oluşan bu yeni duruma seyirci kalmayacağını, o gün ‘adaleti’ birlikte arıyor olamasalar da bu çıkışa seyirci kalmayacaklarını umuyorum…  Kılıçdaroğlu başlattığı yürüyüş konusunda doğru bir tutum sergilemesi halinde geniş bir ittifak oluşabilecektir. HDP’nin bu güne kadar pratiği demokratik siyaset için ortaklaşma pratiği oldu hep. HDP’nin, ‘Selahattin Demirtaş ve milletvekillerinin tutuklamasına sessiz kalanlara, biz de aynı tavrı göstermeyeceğiz ve sesiz kalmayacağız’ diyeceklerini düşünüyorum.

Yavuz Özcan: yozcan@imp-news.com

Gazeteci, yazar. 1987’de başladığı meslek yaşamında Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde çok sayıda gazete, ajans ve TV’de çalıştı, yöneticilik yaptı. Milliyet, Güneş, T. Diriliş, Ö. Gündem, Kürd-Ha gibi gazete ve ajanslarda savaş muhabirliği yaptı. Farklı TV’lerde araştırmacı programlar yaptı. İran-Irak savaşı, Lübnan iç savaşı, Filistin-İsrail sorunu, Meksika Zapatist ayaklanması, Kolombiya ve Sri Lanka - Tamil Elam savaşlarına tanıklık etti. Çalıştığı alana dair yüzlerce makale, haber, röportaj yayınladı. Fransa’da yaşamaktadır.