Abdullah Kıran 

Bundan iki hafta önce Serbestiyet’te yayınlanan “Trump ve Ortadoğu’daki yeni dengeler” makalemin son kısmını şu şekilde bitirmiştim:  “Önümüzdeki dönemde Ortadoğu’daki gerginlik merkezi Basra Körfezine doğru kayabilir. İran olası ciddi bir kriz veya çatışma döneminde Basra Körfezi’ni tamamen kapatıp bu bölgedeki petrol ve doğal gazın dış pazarlara ulaşmasını engelleyebilir. İşte bu noktada Kürd petrol ve doğal gazının güvenli bir şekilde Akdeniz’e ulaşması, ABD ve Batı politikalarının merkezine oturacaktır.”

Katar üzerinden saflar belirginleşiyor

Aradan iki hafta geçmeden, şimdi bölge bazında “yeni” bir krizi konuşmaya başladık. Ancak henüz işin başında sayılırız, zira asıl çatışanlar henüz birbirlerini tam olarak hedef almış sayılmazlar. Bu küçük gerginlik şu bakımdan önemlidir: Olası bir İran-Suudi Arabistan çatışmasında kimler Suudi Arabistan’dan yana tavır takınacak? Acaba Körfez bölgesinde İran ile hareket edecek veya tarafsız kalacak herhangi bir ülke var mıdır? Bence bu kriz, öncelikle safların belirlenmesi açısından önem taşıyor. Ancak biraz daha derinleşip, İran’dan yana tavır takınıyor gibi algılanan Katar’a dersini verme halini de alabilir. Zaten bütün mesele birkaç gün önce Katar’dan yapılan bir açıklama üzerine başlamış oldu. Çünkü Katar yönetimi ”İran ile işbirliğini geliştirmek istiyoruz” demişti.

İyi ama Katar neden önemli? Altı yedi Arap ülkesi, nasıl oluyor da birden bire Katar’a karşı ortak bir koalisyon oluşturma ihtiyacı duyuyor? Katar neden havadan, karadan çabucak kuşatılıyor ve Katarlı diplomatların evlerine dönmeleri için sadece iki günlük zaman tanınıyor?  Aslında Katar, Basra Körfezinde tek kara bağlantısı Suudi Arabistan ile olan, yaklaşık 11 bin km2’lik yüzölçümüne sahip, 2 milyon civarında  nüfusuyla küçücük bir ülke.  Ancak bu küçük ülke oldukça büyük bir zenginliğin üzerinde oturuyor. Katar ‘ın doğalgaz rezervleri 24.5 trilyon m3, varlığı ispat edilmiş petrol rezervleri 25.7 milyar varil. Kısacası Katar dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip bir ülke. Katar’ın GSMH’si 2015’te 167 milyardı ve kişi başına milli geliri 75 bin dolara tekabül ediyordu.

Birkaç gün önce su yüzüne çıkan Katar krizi nedeniyle şimdiye kadar Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Bahreyn ve Yemen hükümetleri, Maldivler ve Libya’daki Tobruk (doğu Libya) yönetimi Katar’la tüm ilişkilerini kesti. Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Katar ile yaşadıkları veya Katar’ı itham ettikleri beş temel sorunu şöyle sıralamak mümkün:

(1) Katar’ın İran ile askeri ve istihbarat işbirliğinde ısrar etmesi;

(2) Katar yönetiminin, Suriye, Irak ve Lübnan’ı ilgilendiren konularda İran ile varmış olduğu açık ve gizli mutabakatlarını devam ettirmesi;

(3) Katar’ın, başta Mısır olmak üzere diğer Arap ülkelerinde faaliyet gösteren İhwan-ı Müslimin’e (Müslüman Kardeşler) yardımda bulunması ve Doha yönetiminin bu grubun Katar’daki faaliyetlerine tolerans gösterip, alttan alta desteklemesi;

(4) Katar’ın,  AB ve ABD tarafından terörist bir örgüt olarak görülen Hamas’a desteği ve Hamaslı yetkililerin Katar’da ağırlanması;

(5) Katar yönetiminin El Nusra, El Kaide ve hattâ IŞİD gibi örgütlere destek sağlayarak bölgede istikrarsızlığa sebep olması.

Görünen o ki, başını Suudi Arabistan’ın çektiği Arap ülkelerinin, daha doğrusu Sünni Arap ülkelerinin çoğu, İran’ın Katar aracılığıyla içlerine sızması ve “kendi işleri”ne müdahale etmesinden ciddi bir rahatsızlık duymakta. Suudi Arabistan ile hareket eden ülkeler şimdilik Katar üzerinden İran’a mesaj vermeye çalışırken, İran da işin başından itibaren bütün meselenin kendisinden kaynaklandığını pekâlâ biliyor. Kriz tırmandığında Katar’a yönelik bir askeri operasyon da her an için gündeme gelebilir. Ancak ABD’nin Katar’da büyük bir üssü ve sayısal anlamda ciddi bir askerî gücü bulunuyor. Dolayısıyla ABD’nin yeşil ışık yakmadığı bir operasyon hemen başlamaz. Şüphesiz Katar da krizin daha derinleşmemesini ister -- ve belki de 1967’deki Arap-İsrail çatışmasından bu yana ilk defa böylesine kenetlenmiş olan bir Arap devletleri koalisyonu karşısında duramaz.  Öte yandan durum ne olursa olsun, Katar’a yönelik bir hamlede İran’ın nasıl bir tepki vereceği de önceden mutlaka hesaba katılacaktır.

Türkiye’nin tutumu

Aslında yukarıdaki maddelere dikkatlice baktığımızda,  hemen hemen tamamının, doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye ile alâkalı olduklarını da söyleyebiliriz.  Mesele biraz da “kızım sana söylüyorum, ancak gelinim sen anla”ya geliyor.  Zira Türkiye’nin de gerek Hamas’ı, gerekse Müslüman Kardeşler örgütünü terörist olarak görmediğini bütün dünya biliyor.  Ancak Türkiye küçücük Katar değil; ayrıca, dış politika tercihlerini çok farklı parametreleri esas alarak belirlemek durumunda. Bu krizde doğrudan taraf olacağına taraflar arasında arabulucu rolü oynamaya çalışacaktır. Çünkü son yıllarda Türkiye ve Katar’ın siyasi ve ekonomik ilişkileri son derece iyi gitti.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar Emiri Şeyh Tamim b. Hamad Es-Sani ile Türkiye ve Katar’da yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdi ve Katar’ın Türkiye’de milyarlarca dolarlık yatırımları oldu. Zaten Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diğer Arap ülkeleriyle Katar arasında yaşanan kriz nedeniyle devreye girdiğini ve telefon diplomasisi yürüttüğünü açıkladı.

Belki başta dediklerimin tekrarı olacak, ama yine de söylemek durumundayım: Ortadoğu’daki kriz merkezi adım adım Körfez bölgesine doğru kayacaktır. Türkiye’nin bütün bu badireleri selametle (aynı zamanda kazançlı çıkarak) atlatmasının yolu, Osmanlının kuruluş döneminde olduğu gibi bir an önce bölgede Kürd-Türk ittifakını hayata geçirmesidir.