2017 Newroz’unda, 2013 Diyarbakır Newroz’unu ve sonrasında yaşananları zihnimizde canlandırmak elzem oldu.  Milyonların katıldığı 2013 Newroz’unda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mektubu okundu.

Öcalan’ın, 2013 Newroz’undaki helalleşme, silahlara veda, demokratik siyaset ve silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi çağrısı toplumda büyük umut, coşku, heyecan ve beklenti yarattı.

İki yıl Çözüm Süreci aksayarak, tereddütlerle ve sorunlarla sürdürüldü. Önemli toplumsal kazanımlar oldu.  Hepsi bir tarafa, gençlerimiz ölmedi, öldürmedi. Bunun kıymeti bugün çok daha iyi anlaşılıyor.

7 Haziran 2015 milletvekili seçimleri öncesinde süreç alarm vermeye başladı. Seçimden hemen sonra savaş yeniden başlatıldı. Masayı kimin, neden devirdiğini ise iki yıldır tartışıyoruz. Bugün birçok şey daha net görüldü. Hiç birimiz günahsız değiliz. Herkes, her kurum ve kuruluş konumuna, pozisyonuna uygun başarısızlıktan pay sahibi. Memleketi yönetenler doğal olarak esas sorumlular. 

İmralı dili oluştu

Taraflar arasında güven sorununun aşılması konusunda ciddi hiçbir ilerleme kaydedilememesi başarıyı engelleyen en önemli unsurların başında geliyor. Bu konu üzerine açık biçimde bir tartışma yapmakta herkes imtina etti/ediyor.

Çatışma çözümlerinde güvensizliğin aşılmasına dönük en esaslı önlem, gözlemci, ara bulucu heyetin veya kurumun olmasıdır. Dünyada başarılı olmuş bütün müzakere örneklerinden gözlemci ve ara bulucu heyet veya devletler vardır.

Bizde ise bu konuda iki yılda ciddi bir ilerleme sağlanamadı. Bu, devletin soruna yaklaşımından kaynaklandı.  Müzakere sonuçlarını muğlak bırakmayı avantaj sanan devlet, bunun sürgit devam edebileceği yanılsamasına kapıldı.  Muğlaklığı avantaja dönüştürmeyi planladı ama olmadı. Aksine muğlaklık, güvensizliği derinleştirdi. Mutlaklık tarafları her şeyi istediği gibi yorumlamasına yol açtı. Zamanla İmralı’ya özgün bir dilin oluşması ve Öcalan’ın mesajlarından farklı sonuçlar çıkarılmasına yol açtı. Öcalan’da bunu başka müzakere örneklerinde de çok sık rastlandığı gibi işlerini kolaylaştıran, tarafları masada tutmanın bir yöntemi olarak içselleştirdi.

Abdullah Öcalan’ın tutsaklığı, İmralı merkezli müzakerede başlı başına büyük problem olmasına rağmen, bunu çözmek için etkili önlem geliştirmekten imtina edilmesi görüşmelerin “sahiciliğini” fazlasıyla zayıflattı.

Bu bariz biçimde Dolmabahçe toplantısında görüldü. Açıklanan 10 maddenin somut ve net olmaması, taraflara süreci kendi yaklaşımları doğrultusunda izah etme, çarpıtma alanı açtı. Biriken sorunlar veya kriz net, anlaşılabilir önerilerle aşılabilirdi.

 2013 Newroz’da yapılan çağrı oldukça net ve açıktı. “Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır.” Ve “Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” cümleleri, Çözüm Süreci’nin başlangıcı için fazlasıyla anlamlı ve netti.

Dolmabahçe açıklamasında, krize neden olan müzakere heyetinin nasıl sonuçlandığı dahi yer almadı. Neden acaba? Bütün veriler Hükümet’in bu konuda kesin ve net bir karar hala vermediğini gösteriyor. Görüşme tutanaklarında her şeyi araçsallaştırma yaklaşımın güçlü olduğu anlaşılıyor.

Görüşmecileri ve görüşmeleri araçsallaştıran yaklaşımlar, barış umutlarını büyütmüyor, beklentileri karşılamıyor ve çözümü geciktiriyor.

Ülkenin ateş çemberinde olduğu 2017 Newroz’un da, hep birlikte, günümüzün politik gerçekliğe, bölgesel gelişmelere ve dinamiklere denk düşen bir biçimde 2013 Newroz’unun başlangıç ruhunu çağırmaktan başka yol yok.

Hakan Tahmaz: htahmaz@imp-news.com

Barış aktivisti, yazar. BSP ve ÖDP Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. 2007 yılına kadar aktif siyasetle uğraştı. 96 yılından itibaren farklı yurttaş girişimlerinde aktivist. 2007 yılında kurulan Türkiye Barış Meclisi’nin yöneticisi ve sözcülüğünü yaptı. Halen kurucu ve yöneticilerinden olduğu Barış Vakfı’nda çalışma yürütüyor. 15 yıldır Kürd Meselesi üzerine çalışıyor. “Şemdinli’den Ankara’ya Kürd Sorunu”(Agora Yayınları) , “Kürd Sorununda Çözüm Önerileri” (Kalkedon Yayınları) ve  “Çözüm Süresinde Ne Oldu? Barış Açısını Savunmak” isimli (Metis Yayınları Necmiye Alpay ile ortaklaşa hazırlandı) üç kitabı bulunuyor. Çeşitli dergi, kitap ve gazetelerde Kürd Meselesi ile ilgili yayınlanmış makaleleri var.