Türkiye’de en çok yatırım yapan ikinci Avrupa ülkesi Hollanda’dır. 2711 Hollandalı şirketin Türkiye’deki toplam yatırım miktarı 22 milyar dolar. Geçen sene Türkiye’ye gelen Hollandalı turist sayısı 1,2 milyon. Bunun yanında Hollanda, Türkiye vatandaşlarının ülke dışında en çok yatırım yaptıkları ülkelerin başında geliyor. Türkiye kökenli 397 bin kişi Hollanda’da yaşıyor.

Bu veriler ışığında yaşananları tekrar gözden geçirelim:

11 Mart; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hollanda’nın istememesine rağmen Rotterdam şehrine gitmeye kalktı ama Hollanda, Çavuşoğlu’nun uçuş iznini iptal etti. Türkiye Dışişleri Bakanı Hollanda’ya tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hollanda için “Nazi kalıntısı” dedi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan, uluslararası normlara göre Türkiye toprağı sayılan Türkiye Rotterdam Başkonsolosluğu’na alınmadığı gibi sonrasında polis zoruyla ülkeden çıkarıldı.

12 Mart; Hollanda polisi, Bakan Sayan’a destek vermek amacıyla Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu’nun önünde toplanan Türklere sert müdahalede bulundu. Özellikle atlı polisler ve polis köpekleri bazı vatandaşların yaralanmalarına sebep oldu.

Doğrusu yaşananlara üzülmemek mümkün değil. Türkiye’ye, insanlarına yazık oluyor. Bu kaçıncı kriz, bu kaçıncı küçük düşürülme! Ama şimdi biz bunu niye yaptık?! Neden orada birkaç gün sonra hassas bir seçim olacağını bile bile anlamsız bir şekilde direttik?!

Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerinin, ABD ve Rusya’nın, halklarının çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ülkelerin yaşanan olaylara tepki vermesini bekledi. Öyle de oldu ama Erdoğan’ın beklediğinin aksine herkes Hollanda’ya destek verdi ve her iki tarafa da itidalli olma çağrısı yaptı. Az kalsın unutuyordum; Anadolu Ajansı’nın “Dünya, Türkiye ile tartışması sebebiyle Hollanda’yı kınıyor” başlıklı haberine göre Moritanya Demokrasi ve Birlik için Milli Forum grubu, Irak eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi, Mısırlı muhalif lider Ayman Nour gibi birbirinden ilginç şahıslar Türkiye’nin yanında yer almışlar. Bu da iyi bir şey, ne de olsa Moritanya ve Mısır ileri(!) demokrasileriyle bilinen ülkeler.

Yukarıda sorduğum sorunun cevabını kendim vereyim; Hollanda ile kriz iktidardakiler tarafından bile bile körüklenmiş yapay bir krizdir. Hal böyle olunca cumhurbaşkanı ve hükümet ne bekliyordu ki, herkesin saf saf yanımızda durmasını mı?! Yurtdışında seçim propagandası yapmak anayasada açıkça yasaklanmışken yasağı koyduran parti bu yasağı delmek için bütün Avrupa’yı karşısına almaya yelteniyor.

Yasak aleni olduğu halde Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’a dış temsilciliklerde propaganda yasağı var mı diye soruyorlar, cevap şu; daha önce yaptık kimsenin burnu kanamadı. Özrü kabahatinden büyük.

Hükümet tarafından Hollanda’ya uygulanacağı söylenen ve toplumun gazını almaya yönelik olan dört yaptırım kararının bir anlam ifade etmeyeceğini de belirteyim:

İzinli olarak yurtdışında bulunan Hollanda büyükelçisinin dönmemesi kararlaştırıldı; yenisi gelir.

Hollanda ile üst düzey görüşmeler askıya alındı; ee adamlar zaten size gelmeyin demişlerdi.

Hollanda diplomatlarına diplomatik uçuş izinleri iptal edildi; Türkiye hava sahasını kullanmazlar olur biter.

İBB ile Rotterdam arasındaki kardeş şehir protokolü iptal edildi; eminim yapmayın etmeyin diye yalvarmışlardır.

Geçen haftaki yazımda Türk dış politikasındaki açmazlardan bahsetmiş, Türkiye’nin dostlarını çoktan kaybetmiş, müttefiklerininse sınırlarını zorladıkça zorlayan bir ülke konumuna geldiğini anlatmaya çalışmıştım. Geçen haftadan bu yana Türkiye bir seviye daha düştü. Günden güne daha da kötüye gidiyor ne yazık ki.

Avrupa’da hem sağ, hem sol, hem de liberaller aşırı sağ partilere ciddi oranlarda oy kaptırırken Türkiye’nin yeni bir strateji geliştirmesi gerekirdi, iç politikaya dönük yapay krizler çıkarması değil. Hem yapay krizlerle nereye varılabilir, bunun elbette bir sonu ve sonucu olacaktır. Devletlerin dış politikası büyük oranda geçmiş üzerine kuruludur; toplumlar unutsa da devletler unutmaz. Hollanda krizinde Türkiye’nin devlet olma ciddiyetini sorgulatacak birçok unsur vardı. Devletler bunu gelecekte bile göz ardı etmez. Dolayısıyla iktidardakiler Türkiye’nin geleceğinden hoyratça harcıyorlar. Avrupa’da yaşayan Türkiye vatandaşlarının düşürüldüğü durum ise kimsenin umurunda değil.

Bu, Türkiye için ABD ile 2003’te yaşanan çuval olayından sonraki en büyük kriz! Bilemiyorum belki de daha kötü; en nihayetinde bakanlarımız AB ülkelerine gidemiyor ve Türkiye gerçekten de küçük düşürüldü. Ama kriz göz göre göre geldi. Bilerek, isteyerek ateşlenip körüklendi. Bir cümleyle söyleyeyim; iktidardakiler her zamanki gibi mağdur edebiyatlarını oluşturmak adına insanları düşürdükleri bu durumla bir kere daha sorumsuz taraflarının muhtemel sınırlarını gösterdiler. Hollanda polisi, Türkiye konsolosluğu önündeki protestoculara polis köpekleriyle saldırdı, bu doğru ama onca kışkırtmaları yapan kimdi? Yahu başka ülkeye gidip seçim propagandası yapmak da nedir! Suudi Arabistan’da 150 bine yakın Türkiye vatandaşı var, oraya gidip seçim propagandası yapabilir misiniz?! Hem oradan umre yapmaya gider, Kâbe’de selfie çeker, sosyal medyada paylaşır; böylece oylarınızı artırırsınız. 

Erdoğan’ın Yeni Türkiye’sinden son manzaralar bunlar ne yazık ki!

Hakan Demir: hdemir@imp-news.com

Lefke Avrupa Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi üzerine yüksek lisans yaptı. Güney Amerika, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi birbirinden oldukça farklı coğrafyalarda yaşadı, araştırmalar yaptı. Fas Mohammed V Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yapmakta ve araştırmalarına devam etmektedir.